Plüton Sistemi’nde güneş tutulması

Yeni Ufuklar’dan gelen son veriler, Plüton’un puslu mavi renkte bir atmosfere sahip olduğunu gösterdi.

blue_skies_on_pluto-final-2

Yeni Ufuklar’dan aldığımız bu harika fotoğrafta gördüğümüz şey esasen bir güneş tutulması ve elbette bir tesadüfün eseri değil. Uzayaracının uçuş yolunun iyi ayarlanması sayesinde yakalanan bu enstantenede cüce gezegenin atmosferinden geçen güneş ışınları, atmosferin bileşimi hakkında önemli verileri Yeni Ufuklar’a ulaştırdı.

Yakın zamnada aynı pozun bir de Plüton’un büyük uydusu Charon versiyonu gelecek.

yeni-ufuklar-ucus-yolu

Merkür’ün gölgeli kuzey kutbu

Merkür'ün kuzey kutbu

Merkür yörüngesine giren ilk uzayaracı olan MESSENGER uydusu, diğer adı Utarit olan gezegeni incelemeye devam ediyor. Dün, MESSENGER takımı Merkür’ün kuzey kutbuna ait yeni bir fotoğraf yayınladı. Bol kraterli Merkür kutbunun bu fotoğrafı esasen MESSENGER uzayaracı’nın Çift Görüntüleme Sistemi (Dual İmaging System – MDIS) cihazıyla yakalanan birçok görüntünün biraraya getirilerek elde edilen bir mozaik görüntüsü.

Ortadaki en büyük krater adını 20. yy Rus bestecisi Prokofiev’den alıyor. Prokofiev 110 km çapına sakip ve daimi olarak gölgede kalan iç kısmını hedefleyen radar sinyallerinin geri dönüş şekli, biliminsanlarına burada su buzu olduğunu düşündürüyor.

Merkür, Güneş’e Dünya’dan 3 kat daha yakın ve 425ºC ortalama gündüz sıcaklığına sahip olmasına karşın, bu sıcaklığı koruyacak veya taşıyacak bir atmosferi hemen hemen yok. Uzun süren çok sıcak Merkür günü sonrası uzun ve çok soğuk bir gece başlar ve sıcaklık -185ºC’ye kadar düşer. Ne kadar uzun derseniz hatırlatalım: bir Merkür günü: 176 dünya gününe eşit!

Merkür'ün kuzey kutbu

Dünya gibi eksen eğikliğine sahip olmadığı için, bazı kutup noktaları kelimenin tam anlamıyla hiç gün ışığı alamaz. Bu şu demek: bir meteorit çarpmasıyla buharlaşmadığı sürece krater derinliklerinde toplanmış su daimi olarak donmuş halde kalır.

Tıpkı Prokofiev gibi, kuzey kutbundaki diğer benzer gölgeli kraterler de ünlü ressam, yazar ve bestecilerin adlarını yaşatıyor: Kandinsky, Stieglitz, Goethe, hatta biri sonradan Yüzüklerin Efendisi serisinin ünlü yazarı J.R.R. Tolkien’in adını almış.

kaynak : universetoday

Ay’da su var, peki kim gidip alacak?

Kuru sandığımız Ay’ın aslında sebil olduğu iyice ortaya çıktı. Önce NASA’nın uzay aracı çarptırarak kaldırdığı ay tozlarında su tespit edilmişti. Şimdi de Hindistan’ın Chandrayaan-I Ay uydusuna bağlı, NASA’nın mini-SAR adı verilen radarının topladığı veriler, Ay’ın güneş yüzü görmeyen kraterlerrinin dibinde su olduğunu kanıtladı. Hem de az buz değil, en azından 600 milyon ton su, kraterlerde donmuş halde yeni nesil kolonicileri bekliyor.

İşin koloni, yani insan yerleşimleri kısmı ne yazık ki en az kraterdeki sular kadar karanlıkta şu an. Geçtiğimiz ay ABD başkanı Barack Obama, Ay’a yeniden insan gönderilmesini hedefleyen Constallation (Takımyıldız) programını iptal etti. İptalin gerekçesi ekonomik zorluklar.

Takımyıldız programı kısaca, Dünya’nın alçak yörüngelerinin ötesine insan ve kargo taşıyabilecek güçlü roketler, kargo ve insanlı uzay araçlarını geliştirmeyi kapsıyordu. Bu hedefler NASA’nın mevcut bütçesinin karşılayamayacağı milyarlarca doları gerektiriyordu. Ekonomik kriz ile boğuşan ABD başkanı Obama, NASA bütçesini arttırmak yerine Takımyıldız programını iptal etmeyi tercih etti.

Birleşik Devletler 2020 yılına kadar yeniden Ay’a dönüş programını gündeme almayacak. Güçlü roketler geliştirilmeyecek olmasını, alçak dünya yörüngesinde hapis kalmamız şeklinde yorumlayanlar da oldu. Teknik olarak haklılar. Daha güçlü roketler olmadan daha uzağa gidebilmek mümkün değil. NASA, Apollo programında Ay’a insan yollamak için dev Satürn V (beş) roketlerini kullanmıştı. Takımyıldız programında Satürn’lerin karşılığı ise Ares’ler olacaktı. Ares I modeli test edilmişti bile.

Şimdiyse alçak yörüngeye kargo ve insan taşıyacak araçlardan mahrum kalınması bile söz konusu; en azından bir süre için. Bu yıl uzay mekikleri emekli edildikten sonra, NASA’nın onların yerine geçirebileceği bir aracı yok. İlk önce Rusların Soyuz uzay araçlarını kullanacaklar, sonra da özel şirketlerin geliştireceği araçların kullanılması planlanıyor.

Diğer uzay ajanslarının da tek başına Ay’a gidebilme olasılıkları yok. Öte yandan, tıpkı Uluslararası Uzay İstasyonu’nda olduğu gibi, uluslararası bir ortaklığın alçak yörüngenin ötesindeki hedeflere ulaşma ihtimali mevcut.

kaynak: wired.com | russianspaceweb.com |

özgür ruh Spirit Mars’ta su izi arıyor

Spirit, 6 yıldan beri ikizi Opportunity gibi Mars’ta geziniyor. Bunca uzaklıktan robotlar gezdirmek, hele ki misafirsever sayılmayacak bir gezegende, hiç kolay değil. Spirit, 2006 yılında ikizi kuma saplanıp kaldığından beri daha temkinli yürütülüyordu.

Resmi görevler süreleri (90 gün!) yıllar önce dolan robotlar, Mars’ın geçmişinde varolduğu umulan suyun, bugüne kalan izlerini arıyorlardı. Milyonlarca yıl önce kayıplara karışan suyun geçmişteki varlığını ele verebilecek şeyler ise, su ortamında oluşan mineraller. Gezegen bugün kuru görünse de bulunabilecek bu tarz mineraller, Mars’ın sulu geçmişini gün yüzüne çıkartabilir.

Antik bir göl yatağına inen Opportunity (Fırsat) için böyle bir ipucu bulma ‘fırsatı’ daha fazlaydı. Spirit’in işi ise daha zor. tekrarlanan meteor darbeleri sonucu açığa çıkan lav akıntılarıyla oluşmuş bazaltik alanında geziniyor.

Fakat kendisine daha az şans tanınan özgür ruh Spirit (Ruh), geçmişteki suyun izine sanılandan çok daha yakın olabilir. Hatta belki de tam üzerinde duruyor!

Spirit su varlığında oluşan bir mineral olan demir hidroksite rast geldi. tam bu sırada, küçük bir kraterin kenarında, gevşek toprağa battı. Battığı noktadan kurtulmaya çalışırken toprağı kazan tekerleği de bir başka ipucunu, sülfatları açığa çıkardı.

Volkanik bölgede sülfat varlığı akıllara sülfat içeren su buharı bacalarını getiriyor. Buhar, volkan varlığının güç verdiği hidrotermal hareketle bağlantılı. Suya delil olabilecek böyle bir yapı aynı zamanda mikrobiyal yaşamı destekleyebileceğinden ötürü de önemli.

Spirit’in buluşunu daha iyi inceleyebilmesi için öncelikle saplandığı yerdençıkması lazım. NASA Jet İtki Laboratuvar’ında mühendisler, Spirit’in haffi bir ikiziyle testler yapıyorlar. İkizinin daha hafif olmasının nedeni Mars’ın düşük çekim gücünü taklit etmek. Müendisler bu hafif gezgini, Spirit gibi kuma batırılıp ne  tarz bir manevra ile kurtulabileceğini görmeye çalışıyorlar.

kaynak: science@NASA (astronomidiyari.com adresinde Türkçesi var.) |

zeytin molası

Gündoğdu’da zeytin hasadına katılmak için site işlerine yaklaşık bir hafta  ara vermiştim. Zeytinleri topladım, yağlarını sıktırdım, geri geldim..  Gelir gelmez de ben buralarda yokken gökbilim cephesinde neler olmuş diye arşivleri inceledim ve önemli gördüğüm haberleri özetledim:

LCROSS uzayaracının – hani şu NASA’nın Ay’ı bombaladığı – gönderdiği verilerin sonuçları açıklandı. Buna göre uydumuzun sandığımız kadar kurak olmadığı anlaşıldı. Daha önce de yüzeyinde mikro düzeyde su olduğu kanıtlanmıştı.

Ay’daki su varlığı, uydumuz üzerindeki insanlı uzay çalışmaları için oldukça önemli. Dünyada bolca bulunan suyun uzaya çıkartılması çok masraflı. Eğer Ay’daki su kaynakları kullanılabilirse, dünyadan oaya su taşıma zahmetinden kurtulacağız. Ay’daki su, bileşenleri olan hidrojen ve oksijene ayrıştırılarak uzayaraçlarında yakıt olarak kullanılabilme potansiyeline de sahip. Bu da Ay’da yapılacak uzay çalışmalarında maliyetleri düşürmekte önemli bir fırsat sağlayacaktır. Suya sahip Ay, Mars için çok daha iyi bir sıçrama tahtası olacak.

kaynak: science.nasa.gov |

İstanbul’daki kötü havalara denk geldiği için güzel bir güneş lekesini gözlemleme şansını kaçırmıştım. 1029. Gerek çalışmaktan gerekse bulutlardan dolayı güneş ne alemde diye bakmaya fırsat bulamadım. Atmosfer şartlarından bağımsız SOHO uydusu ise 12 ve 13 kasım tarihlerinde çektiği görüntülerden şu hareketli görüntü oluşturulmuş:

1029 Güneş’in diğer tarafındaki yolculuğunu sürdürmekte. Gözden kaybolalı iki hafta geçmiş. Şimdilerde tekrar görünür olmanın arifesinde. Eğer havalar da müsade ederse bu kez 1029’u görebileceğiz.

kaynak: spaceweather.com | Bir de eski yazılarım var: bu ve bu.

NASA’nın deneme fırlatması yaptığı Ares-I roketi, Time Magazine’ce “2009’un en iyi buluşu” seçilmiş. Time’ın “2009’un en iyi 50 buluşu” listesinde yer alan buluşların bir kısmı şunlar: “görünmez yıldızlar için teleskop“, “kanatsız fan”, “ışınlama”, “Sky King” adındaki tüm zamanların en iyi kağıt uçağı; evet, NASA’nın teknoloji harikası roketi bir kağıt uçakla kıyaslanmış.

kaynak: universetoday.com | time.com |

CERN’de bir türlü başlayamayan Büyük Patlama Deneyi, LHC (Large Hadron Collider – Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) gelecek hafta başlayacakmış. En son teknik aksaklık sebebiyle deney ertelenmişti.

Bu arada CERN’de görevli Türk bilim insanı Kerem Cankoçak’ın HaberTürk’te röportajı çıkmış. Gündoğdulu Kerem Hoca bu yaz köyümüzde CERN’deki deneyle ilgili bir sunum yapmıştı.

kaynak: wired.com | haberturk.com | gundogdukoyu.com |

Planetary Society astronom Carl Sagan’ın 75. doğumgünü anısına, uzaya güneş ışınlarının gücüyle yol alacak uzayaraçları yollayacağını duyurmuş. Duyuruya göre proje 2010 yılının sonunda başlatılacak. Planetary Society birkaç yıl içinde 3 farklı güneş yelkenli uzayaracını uzaya göndermeyi planlıyor.

LightSail-1 adlı ilk araç dört adet üçgen yelkene sahip olacak [aşağıda]. Uçurtmaya benzeyen bu araç Dünya’dan 800 km uzaklıkta yelkenlerini açacak ve Güneş’ten gelen fotonların gücüyle yol alacak. 800 km yükseklik, sayesinde araç Dünya’nın sürtünmeye neden olan üst atmosferinden yeterince uzak olacak. Uzay yelkenlisi yalnızca  yörüngede kalmasını sağlayan dünyanın çekim gücüne ve yörünge enerjisini arttıracak güneş ışınlarının basıncına maruz kalacak.

İlk olarak Kepler’in “güneş rüzgarlarıyla seyehat” fikriyle ortaya çıkan güneş yelkenleri uzun yıllar bilimkurgu olarak kalmıştı. Bu ilginç tasarımlı araçları gerçeğe taşıyansa mylar adı verilen bir malzeme oldu. Çok güçlü olmayan güneş ışınlarıyla hareket sağlayabilmek için geniş ve hafif yelkenlere ihtiyaç var. Ağırlığına göre oldukça sağlam olan mylar güneş yelkenleri için ideal bir malzeme. olma özelliğine sahip.

Lightsail-1, 32 metre kare yelken alanına sahip olacakmış. Birinci LightSail başarılı olursa LightSail 2 projesiyle Dünya’nın ötesine ulaşılmaya çalışılacak. Son olarak da dünyadaki güç sistemlerine zarar verebilen güneş fırtınalarına karşı erken uyarı istasyonu vazifesi görecek LightSail 3 görevi gündeme gelecek.

kaynak: universetoday.com | planetary.org |

Geçen hafta içinde gerçekleşen bir diğer gelişme ise bir faciayı sessiz sedasız atlatmamız. 2009 VA adı verilen bir göktaşı Dünya’nın 14.000 km yakınından geçip gitmiş. İşin ilginç yanı bu cismin Dünya’ya yakın geçişinden sadece 15 saat önce belirlenebilmesi. 7 metre çapındaki 2009 VA gibi göktaşları her iki yılda bir Dünya’nın çok yakınından geçiyor ve beş yılda bir de isabet kaydedip Dünya’ya düşüyorlar!

13 ay önce 2008 TC3 adlı bir göktaşı Afrika’da kalabalık olmayan bir alana düşmüş.

kaynak: universetoday.com |

Son olarak da NASA 2012 şarlatanlarına ayar vermiş. Fakat bu konuyu daha geniş incelemek için  sonraya bırakıyorum.