marmara denizinde fitoplankton patlaması

marmara_fitoplankton

Bu uydu fotoğrafında Marmara Denizi’ni görüyorsunuz. Sağ üst köşede beton yüküyle İstanbul kendini belli ediyor, az aşağısında Prens Adaları, daha da aşağısında Yalova. Sol üst köşe Marmara Ereğlisi, güneyde bütün azametiyle Kapıdağ duruyor.

Fotoğrafta görülen ipliksi ağlar, deniz akıntılarıyla sürüklenen mikroorganizma topluluklarından başka bir şey değil.

Karadeniz ve Akdeniz’in kesişim noktası olan Marmara’da, tıpkı Karadeniz’deki gibi yüzey tabakası daha az tuzluyken dip kısımları daha tuzlu bir halde. Yüzey kısmı Karadeniz’den gelen akımla ve nehirlerle besleniyor. Okyanusun 2/3’ü seviyesindeki tuzluluk oranı bitki-benzeri (ototrof) organizmaların –fitoplanktonlar– rahatça çoğalmasına olanak sağlıyor.

Fitoplankton adı Yunanca “bitki” anlamına gelen φυτόν (phyton) kelimesi ile “gezici” anlamına gelen πλαγκτός (planktos) kelimesinden geliyor. Bu canlılar da tıpkı bitkiler gibi fotosentez yapıyorlar.

Fitoplankton patlamasının esas sorumlusu ise çoğunlukla kirlilik kaynaklı besin (nütrient) bolluğu. Örneğin nehirlere karışan gübre kimyasalları, deterjan artıkları ve elbette insan faaliyetleri. Doğada çözülmeyen atıklar kadar çözülenler de problem yaratıyor.

Bu kare, Landsat 8 uydusundaki Operasyonel Yer Görüntüleyici (Operational Land Imager) ile 17 Mayıs 2015 tarihinde yakalanmış.

Sarı-yeşil ve kırmızı-mor renkler farklı türlere işaret ediyor. Sadece planktonların yoğunluğunu göstermekle kalmıyor, etrafı karalarla çevrili Marmara Denizindeki girdap ve akıntıları da ortaya çıkartıyor. Eğer büyük resme bakarsanız, gemilerin güzergahlarındaki iplik hatlarında bıraktıkları izleri bile görebiliyorsunuz.

Deniz Bilimleri Enstitüsünden Barış Salihoğlu ve İstanbul Üniversitesi’nden Ahsen Yüksek’in belirttiğine göre planktonların çoğunluğunu Prorocentrum micans ve Noctiluca scintillans türleri oluşturuyor. Denizden örnekler alarak yaptıkları çalışmalar neticesinde bu iki bilim insanımız önce Prorocentrum’un nüfus patlaması yaşadığını, sonrasındaysa Noctiluca baskın hale geldiğini bulmuşlar.

Bu türler insan için doğrudan zehirleyici değil ancak denizdeki oksijeni tüketerek ötrofikasyon dediğimiz olaya sebebiyet verip daha büyük canlıların ihtiyaç duyduğu oksijen seviyesini aşağı çekebiliyorlar (kimi toplu balık ölümlerinin sebebi). Ayrıca balık solungaçlarımda birikerek ve amonyak miktarını arttırarak da denizde yaşayan diğer canlıların yaşamını olumsuz etkileyebilmekteler.

Kaynakta bir de şu ilginç not verilmiş: Noctiluca başlangıçta fotosentetik (fotosentez yapıyor) gibi davransa da sonradan ortamdaki diğer planktonları yiyerek heterotrofik tarafa geçiyor. Bu sırada rengi de değişmekte.

kaynak: earthobservatory.nasa.gov

zeytin molası

Gündoğdu’da zeytin hasadına katılmak için site işlerine yaklaşık bir hafta  ara vermiştim. Zeytinleri topladım, yağlarını sıktırdım, geri geldim..  Gelir gelmez de ben buralarda yokken gökbilim cephesinde neler olmuş diye arşivleri inceledim ve önemli gördüğüm haberleri özetledim:

LCROSS uzayaracının – hani şu NASA’nın Ay’ı bombaladığı – gönderdiği verilerin sonuçları açıklandı. Buna göre uydumuzun sandığımız kadar kurak olmadığı anlaşıldı. Daha önce de yüzeyinde mikro düzeyde su olduğu kanıtlanmıştı.

Ay’daki su varlığı, uydumuz üzerindeki insanlı uzay çalışmaları için oldukça önemli. Dünyada bolca bulunan suyun uzaya çıkartılması çok masraflı. Eğer Ay’daki su kaynakları kullanılabilirse, dünyadan oaya su taşıma zahmetinden kurtulacağız. Ay’daki su, bileşenleri olan hidrojen ve oksijene ayrıştırılarak uzayaraçlarında yakıt olarak kullanılabilme potansiyeline de sahip. Bu da Ay’da yapılacak uzay çalışmalarında maliyetleri düşürmekte önemli bir fırsat sağlayacaktır. Suya sahip Ay, Mars için çok daha iyi bir sıçrama tahtası olacak.

kaynak: science.nasa.gov |

İstanbul’daki kötü havalara denk geldiği için güzel bir güneş lekesini gözlemleme şansını kaçırmıştım. 1029. Gerek çalışmaktan gerekse bulutlardan dolayı güneş ne alemde diye bakmaya fırsat bulamadım. Atmosfer şartlarından bağımsız SOHO uydusu ise 12 ve 13 kasım tarihlerinde çektiği görüntülerden şu hareketli görüntü oluşturulmuş:

1029 Güneş’in diğer tarafındaki yolculuğunu sürdürmekte. Gözden kaybolalı iki hafta geçmiş. Şimdilerde tekrar görünür olmanın arifesinde. Eğer havalar da müsade ederse bu kez 1029’u görebileceğiz.

kaynak: spaceweather.com | Bir de eski yazılarım var: bu ve bu.

NASA’nın deneme fırlatması yaptığı Ares-I roketi, Time Magazine’ce “2009’un en iyi buluşu” seçilmiş. Time’ın “2009’un en iyi 50 buluşu” listesinde yer alan buluşların bir kısmı şunlar: “görünmez yıldızlar için teleskop“, “kanatsız fan”, “ışınlama”, “Sky King” adındaki tüm zamanların en iyi kağıt uçağı; evet, NASA’nın teknoloji harikası roketi bir kağıt uçakla kıyaslanmış.

kaynak: universetoday.com | time.com |

CERN’de bir türlü başlayamayan Büyük Patlama Deneyi, LHC (Large Hadron Collider – Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) gelecek hafta başlayacakmış. En son teknik aksaklık sebebiyle deney ertelenmişti.

Bu arada CERN’de görevli Türk bilim insanı Kerem Cankoçak’ın HaberTürk’te röportajı çıkmış. Gündoğdulu Kerem Hoca bu yaz köyümüzde CERN’deki deneyle ilgili bir sunum yapmıştı.

kaynak: wired.com | haberturk.com | gundogdukoyu.com |

Planetary Society astronom Carl Sagan’ın 75. doğumgünü anısına, uzaya güneş ışınlarının gücüyle yol alacak uzayaraçları yollayacağını duyurmuş. Duyuruya göre proje 2010 yılının sonunda başlatılacak. Planetary Society birkaç yıl içinde 3 farklı güneş yelkenli uzayaracını uzaya göndermeyi planlıyor.

LightSail-1 adlı ilk araç dört adet üçgen yelkene sahip olacak [aşağıda]. Uçurtmaya benzeyen bu araç Dünya’dan 800 km uzaklıkta yelkenlerini açacak ve Güneş’ten gelen fotonların gücüyle yol alacak. 800 km yükseklik, sayesinde araç Dünya’nın sürtünmeye neden olan üst atmosferinden yeterince uzak olacak. Uzay yelkenlisi yalnızca  yörüngede kalmasını sağlayan dünyanın çekim gücüne ve yörünge enerjisini arttıracak güneş ışınlarının basıncına maruz kalacak.

İlk olarak Kepler’in “güneş rüzgarlarıyla seyehat” fikriyle ortaya çıkan güneş yelkenleri uzun yıllar bilimkurgu olarak kalmıştı. Bu ilginç tasarımlı araçları gerçeğe taşıyansa mylar adı verilen bir malzeme oldu. Çok güçlü olmayan güneş ışınlarıyla hareket sağlayabilmek için geniş ve hafif yelkenlere ihtiyaç var. Ağırlığına göre oldukça sağlam olan mylar güneş yelkenleri için ideal bir malzeme. olma özelliğine sahip.

Lightsail-1, 32 metre kare yelken alanına sahip olacakmış. Birinci LightSail başarılı olursa LightSail 2 projesiyle Dünya’nın ötesine ulaşılmaya çalışılacak. Son olarak da dünyadaki güç sistemlerine zarar verebilen güneş fırtınalarına karşı erken uyarı istasyonu vazifesi görecek LightSail 3 görevi gündeme gelecek.

kaynak: universetoday.com | planetary.org |

Geçen hafta içinde gerçekleşen bir diğer gelişme ise bir faciayı sessiz sedasız atlatmamız. 2009 VA adı verilen bir göktaşı Dünya’nın 14.000 km yakınından geçip gitmiş. İşin ilginç yanı bu cismin Dünya’ya yakın geçişinden sadece 15 saat önce belirlenebilmesi. 7 metre çapındaki 2009 VA gibi göktaşları her iki yılda bir Dünya’nın çok yakınından geçiyor ve beş yılda bir de isabet kaydedip Dünya’ya düşüyorlar!

13 ay önce 2008 TC3 adlı bir göktaşı Afrika’da kalabalık olmayan bir alana düşmüş.

kaynak: universetoday.com |

Son olarak da NASA 2012 şarlatanlarına ayar vermiş. Fakat bu konuyu daha geniş incelemek için  sonraya bırakıyorum.

bayram şekeri

Kilyos’taki Amatör Teleskop Yapımı Çalıştayı’ndan (ATY 2009) sonra, elimle yaptığım teleskobu alıp Marmara Adası Gündoğdu köyüne gittim. Işık kirliliğine boğulmuş İstanbul’a göre burası bir cennet sayılır. Köyde hemen her gece gözlemler yaparak Messier kataloğundaki cisimlerin yerlerini bulmaya uğraştım. Tek başıma değildim elbette:

Geceleri gözlem yaparken, gündüzleri klasik tatil modunda deniz ve güneşe doymaya çalışıyordum. Yine böyle deniz kenarında oturuş kitabımı okuyorum ki.. derken karşı tepelerin üzerinden açak irtifada yaklaşan, halk arasında pırpır diye tabir edilen türde bir uçak belirdi. Uçak dediysem, üst modelleri muhtemelen birinci dünya savaşında kullanılan çift kanatlı bir şey. Üzerimize doğru geliyor, ama ne gelmek! Yalpalaya yalpalaya, sanki biraz sonra düşecekmiş gibi bir uçuşu vardı. Çok şükür kazasız belasız ilaçlama yapıp gitti. O an aklıma Gülen Gözler (1977) filminde Şener Şen’in oynadığı Vecihi karakteri gelmişti.

Filmin senaryo yazarı Sadık Şendil’in bir göndermesi mi yoksa şans mı bilimiyorum ama Vecihi  aynı zamanda Türk havacılığında önemli bir karakterin adı. Bu kişi Vecihi Hürkuş.

Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda pilotluk yapan Vecihi Bey Mondoros Ateşkes Antlaşmasıyla yarım kalan uçak üretme planını 1925’te gerçekleştirerek 28 Ocak’ta Vecihi K-VI uçağıyla ilk uçuşunu gerçekleştirdi.  1930 yılında Türkiye’nin ilk sivil uçağını üretti. 1931 yılında kendi atölyesinde kendi uçağını yaparak küçük bir Türkiye turu gerçekleştirdi.  Yokluklara rağmen çalışmalarına devam etti, kendisini destekleyen Nuri Bey’in adını verdiği Vecihi K-XVI uçağını üretti. Havacılık okulu açtı, Hürkuş Havayolları’nı kurdu. Hürkuş hakkında daha detaylı bilgileri tayyareci.com sitesinde okuyabilirsiniz.

Hürkuş, elegeçirilen Yunan uçaklarının motorlarını kullanarak ilk Türk uçağını yapıp uçurduğu için ödül yerine, izinsiz uçtuğu için ceza almıştı. Ne yazık ki bu ülkede birşeyler yapmaya çalışanları çoğu zaman zorluklar bekliyor. Siz bir şeyleri başarıp “tamam oldu bu iş” dediğiniz anda ülke gerçekliği size oyununu oynuyor; bazı ATY katılımcılarının özenerek yaptıkları teleskopların kargoda hasar görmesi gibi oyunlar. Yine de çok karamsar olmamak lazım. Neticede her türlü olanak varken herkes başarılı olabilir, önemli olan zoru gerçekleştirmek. Tıpkı yokluklar içersinde zafere ulaştığımız gibi.

Zafer Bayramınız kutlu olsun!

bulutların arkası

ATY 2009 Çalıştayı, daha iyi gözlem koşulları için çalıştayda yaptığım teleskopla şehirdışı kaçamağı ve çeşitli gökbilim haberleri.. aslında pek çok malzeme var yazmak için ama ben bir türlü fırsat bulamıyor-dum. Şimdi bir başlangıç yapıyorum, dönüş yolculuğumda çektiğim karelerle, en sondan.

İstanbul’un bol ışıklı gökyüzünden kurtulabilmek için kaçtığım Marmara Adası’ndan dönerken, güneş bana süpriz yaparak, bir haftalık gökyüzü gözlem yolculuğumun son hediyesini verdi. Süprizler her zaman güzeldir:

Güneş yakın plan

ayrıntı
ayrıntı