orman yangını

Son günlerde Türkiye’deki orman yangınları ve müdahaledeki yetersizlikler gündemde. Ne yazık ki dünya çapında gündem olacak kadar büyük orman yangınları hâlâ devam ediyor.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Meteoroloji Organizasyonu’nun yayınladığı bu görselde biyokütle yanmasıyla açığa çıkan aerosollerin dağılımı görülüyor. Veriler AB’nin iklim ve çevreye yönelik araştırmalar yapan Copernicus isimli gözlem programından sağlanmış.

Doğa kaynaklı orman yangınları olsa da yangınların çoğu insan kaynaklı olarak başlıyor. Üstelik küresel ısınmaya karşı ormanlara ihtiyacımız var ama küresel ısınma sebebiyle artan ortalama sıcaklıklar ormanların yanma potansiyelini daha da yükseltmekte.

Normalde ormanlar saldıklarından daha fazla karbonu atmosferden çekiyorlar. Ancak yangınlar büyüdükçe ve sıklıkları arttıkça işler tersine dönüyor ve bu kez daha fazla karbondioksit salınımına sebep oluyorlar.

Önemli yangın bölgelerinden ilki Amazonlar:

Brezilya’daki Amazon ormanlarında yangın kaynaklı dumanlar uzaydan görülebiliyor. Fotoğraf NASA’nın Suomi NPP uydusunca çekilmiş.

Her yıl üretilen oksijenin %20’sini tek başına sağlayan, bu nedenle de dünyanın akciğeri olarak anılan Amazon yağmur ormanlarında yangınlar bu yıl rekor seviyeye çıktı. Brezilya’daki Ulusal Uzay Enstitüsü (INPE) orman yangınlarında 2019’da geçen yıla göre %85 gibi korkunç bir artış gözlendiğini kaydetti.

Yıllara göre Brezilya’daki orman yangınlarının sayısı.

Bu ormanlardaki yangınların neredeyse tamamı insan kaynaklı. İktidara gelmeden önce tarım ve maden faaliyetleri için daha fazla ormansızlaşma vaadeden Brezilya’nın sağcı devlet başkanı Jair Bolsonaro da yangınlar için çevrecileri suçladı! Bolsonaro ayrıca ülkesinin yangınları söndürmekte yetersiz kaldığını bildirdi.

Diğer bir kritik yangın ise kutup çevresinde sürüyor. Yanlış okumadınız, Sibirya’daki bitki örtüsü de bu yıl cayır cayır yanıyor!

Sibirya’daki yangın.

Uzaydan gelen uydu görüntülerinde 5 milyon km² genişliğinde bir alanda yangın dumanı tütüyor. Avrupa Birliği ülkelerinin toplam yüzölçümü 4.5 milyon km² olduğunu düşünürseniz durumun ciddiyeti göz önüne serilir.

NOAA

Rusya’daki ormanlar her yıl net 500 milyon ton karbondioksidi depoluyor. Bu miktar 534 kömür santralinin bir yılda saldığı miktara eşit. Greenpeace Rusya’nın orman yangınları önleme sorumlusu Grigory Kuksin bu yıl şimdiden 7 milyon hektarın yandığını bildiriyor. Bu miktar ortalamanın üzerinde.

Sibirya’daki yangınlardan sonra bölgenin tekrar ormanlaşabilmesi için yüzyılar gerekiyor. Sibirya’da yanan sadece ormanlar değil ayrıca tundralarda da yangın çıkıyor. Sıcakların artması ve nemin düşmesiyle her gün 10 kadar yangının çıktığı bildiriliyor.

kaynak: nasa | twitter.com/WMO | indiatoday.in | | bbc.com | copernicus.eu | sciencealert.com | siberiantimes.com |

küresel ısınmanın sebebi güneş mi? (II)

küresel ısınmanın sebebi güneş mi? (I)’den devam..

Maunder Minimum haricinde de ortalama sıcaklıkla güneş lekesi sayılarındaki değişim birbiri ile örtüşüyor gibi gözüküyor. Ta ki 1960’lara kadar. Bu, sanayileşmenin büyük bir ivme kazandığı tarih.

Artan sanayi ve artan nüfus, doğal kaynak tüketimini de görülmemiş şekilde arttırdı. Dolayısıyla sanayinin yan ürünü olan karbon dioksit, tarımda gübreleme sonucu açığa çıkan nitröz oksit ve evsel katı atık depolama alanlarından çıkan metan gazlarının salınımı arttı. Bunlar dışında yeni teknolojilerle doğada daha önce varolmayan kloroflorokarbonlar (CFC), hidroflorokarbonlar (HFC) ve sülfür hekzaflorid (SF6) gibi yeni sera gazları da atmosfere karışmaya başladı.

Ozon Tabakası’na zarar veren CFC ve onların yerini alan HFC’lar genel olarak soğutucu üretiminde ve itici gaz olarak basınçlı kutularda kullanım alanlarına sahip. Özgül ağırlığı en büyük gaz olarak bilinen (şu videoyu izlemenizi tavsiye ederim)  SF6 elektrik alanında kullanılıyor.

Yukarıdaki grafikte ortalama sıcaklık, atmosferdeki CO2 derişimi ve güneş lekesi sayıları karşılaştırılıyor. Güneş etkinliğiyle, ortalama sıcaklığın belli bir tarihe kadar ilişkili olduğu görülüyor. Fakat demin bahsettiğim gibi 1960’tan sonra bu ilişkiyi görememeye başlıyoruz.Bu elbette artık yıldızımız gezegen atmosferinin sıcaklığında etkili olamıyor demek değil. Fakat şekilde mavi renkte gösterilen sera gazı miktarının artışı artık çok daha etkili durumda. Öyle ki güneş etkinliğindeki düşüş sıcakta azalmaya sebep olamamış.

Belki etkinliğin azalmaya devam etmesi sıcaklık artışını belli oranda yavaşlatabilir veya düşmeye başlamasına sebep olabilir. Ancak sera gazı konsantrasyonunu şimdiden baskın hale geldi. Zaten güneş etkinliği bugün azalsa bile yarın mutlaka artacaktır. Dolayısıyla küresel iklim değişikliği konusunda Güneş, bel bağlanamayacak bir değişken. Sera gazı salınımıyla mücadeleye devam etmek gerekiyor. Bu mücadele bundan sonra gezegenbilim kapsamında burada daha çok yer bulacak, fakat bu yazı dizisi burada sona eriyor.

kaynak

wikipedia – greenhouse gas | youtube.com (SF6 için) | BOS AŞ. |

küresel ısınmanın sebebi güneş mi? (I)

Güneş’ten ve iklim değişikliğinden bahsetmeye başladık madem, devam edelim.

Salı (23 haziran) günkü Hürriyet gazetesinde, yeni çıkan bir kitap haberi vardı. Küresel Isınma ve Diğerleri ismli kitap Londra Üniversitesi anestezi uzmanı profesör Stanley Feldman ve Surrew Üniversitesi eski dekanı, biyokimya uzmanı  profesör Vincent Marks tarafından yazılmış. Kitapta, kutup ayıları ve penguenlerin nesillerinin tehlikede olduğu, Gulf Stream’in duracağı, Maldivlerin sulara gömüleceği ve tuzun zararlı olduğu gibi kötümser savlara karşı pembe tablolar çizen fikirler yer aldığı söyleniyor.

Kitaptaki iddialardan biri küresel ısınmada güneş etkinliğinin de payı olduğu. Kitabı okumadığımdan tam olarak  ne yazdığını bilemesem de farklı kaynaklardan özet olarak bunun söylendiği anlaşılıyor. Küresel ısınmaya müdehale eddemeyeceğimiz bir şeyin sebep olması ne kadar iyimser bir senaryo tartışılır. Peki bu ne derece doğru?

Bu sorunun yanıtını bulabilmek için öncelikle küresel ısınma olgusunu anlayabilmek gerekiyor.

ışık hüzmeleri Avşa üstüne vururken..
ışık hüzmeleri Avşa üstüne vururken..

Dünya atmosferine kadar gelen güneş ışınlarının bir kısmı daha ilk anda uzaya saçılır. Atmosfere girdikten sonra ise çeşitli yerlerde (bulutlar ve yeryüzü) yeniden yansıma ve saçılıma uğrar. Bunların dışında kalan ışınlar ise atmosfer ve yeryüzünce yutulur. Bu şekilde yutulan güneş enerjisi, daha sonra kızılötesi dalga boyunda uzaya geri yayılır.

Kızılötesi ışınım ile tutulan güneş enerjisinin çabucak geri yayılımını engelleyen, atmosferdeki moleküllerin, kızılötesi ışınları her yönde yansıtması. Bu şekilde uzaya yayılım yavaşlıyor ve böylece sıcaklık ani düşüşler göstermeyerek canlılık için uygun sınırlarda kalabiliyor.

Seraların cam duvarları ile aynı etkiye sahip oldukları için, yeryüzünden yayılan ısının uzaya kaçmasını engelleyen gazlara ( CO2, metan, su buharı vs. ) sera gazı, sebep oldukları etkiye de doğal sera etkisi deniliyor. Artan sanayi ile birlikte bu gazların (ve doğada olmayan bazı gazların) konsantrasyonlarında artış yaşandı ve sera etkisinin güçlenmesine sebep oldu. Bugün küresel ısınma olarak da tabir ettiğimiz küresel iklim değişikliğinin genel yapısı bu.

Sera gazlarının artışıyla sera etkisi güçleniyor. Peki güneşten gelen ışınlarda dolayısıyla da ısıda artış olursa, atmosferde tutulacak ısının artacağı (veya tersi) söylenebilir mi? Eğer öyleyse güneşteki değişimler küresel ısınmaya ne kadar etki ediyor?

Güneş lekeleri, güneşin aktifliğinin göstergesi ve güneşin çok uzun zamandır bilinen ve gözlenen bir özelliği. Öyle ki Antik Çin kayıtlarında dahi güneş lekelerin izine rastlayabiliyoruz. Düzenli kayıtlar ise 17. yy’dan beri sürüyor. Bu sayede son yüzyıllardaki güneş aktivitesindeki değişimleri biliyoruz.

Yukarıdaki grafik  yıllara göre güneş aktivitesini daha doğrusu güneş lekesi sayısını gösteriyor. Grafiğin sol kısmındaki boşluk Maunder Minimumu olarak bilinen dönemi gösteriyor. Bu dönemde gözlenen güneş lekesi sayısı oldukça az. Bu dönemin bir diğer ilgi çekici özelliği ise aynı zamanda Küçük Buzul Çağı’na (The Little Ice Age) denk gelmesi.

Küçük Buzul Çağı, 1250’lerde başlayıp özellikle Kuzey Avrupa ve Amerika’da sıcaklıklarda düşüşün gözlendiği ve en düşük sıcaklıkların 16. ve 17. yüzyıllarda hissedildiği iklimsel bir dönem. İlk kez iklimbilimci ve tarihçi olan François E. Matthes tarafından 1939’da ortaya atıldı.

Ortalama sıcaklıkların günümüzden 1-1,5 derece düşmesi, buzulların genişlemesine ve ağaç gelişiminin yavaşlamasına neden olmasının yanında çiftlik hayvanlarının ölümü, tarımın sekteye uğraması gibi olaylara sebep olarak insanlara kıtlık ve salgın hastalıklar gibi felaketler şeklinde yansımıştı.

Bu konu devam edecek..

kaynak

http://www.ucar.edu/learn/1_3_1.htm | science.nasa.gov | http://www.windows.ucar.edu/tour/link=/earth/climate/little_ice_age.html | http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-1194589/Turkey-Twizzlers-GOOD-polar-bears-ARENT-dying-out.html | http://tr.wikipedia.org/wiki/Sera_gazlar%C4%B1 | http://tr.wikipedia.org/wiki/Sera_etkisi |

dağ başını protesto aldı: gözaltına alınanlar arasında ünlü bir iklimbilimci de var

ABD’nin Batı Virginia eyaletinde, aralarında NASA’nın iklimbilimcilerinden James Hansen ve ünlü aktrist Daryl Hannah‘nın da bulunduğu 31 kişi maden karşıtı bir protesto sonrasında gözaltına alındı. Protestocular arasında bir de emekli kongre üyesi Ken Hechler bulunuyor.

Eyaletin güneyi (Güney Batı Virginia) önemli kömür yataklarına sahip. Protestoya sebep olan maden işletmesinin amacı da kömür çıkartmak için bir dağın başını traşlamak!

Gözaltına alınan İsveçli aktristi, Tarantino‘nun Kill Bill filminden hatırlayanlar çıkabilir. İklimbilimci James Hansen’i tanıtmak gerekirse, kendisi NASA’nın Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü‘nü yönetiyor ve aynı zamanda Coloumbia Üniversitesi’nin dünya ve çevre bilimleri bölümünde profesör.

60’ların sonu ve 70’lerin başında Venüs atmosferi üzerinde çalışan Hansen, Venüs’ün sıcak yüzeyinin, atmosferinde bulunan aerosollerin gezegenin içenerjisini tutmasının bir sonucu olduğunu öne sürmüştü. Daha sonra yapılan araştırmalarda, Venüs atmosferinin birkaç milyar yıl önce Dünya’nınkine şimdikinden daha çok benzediğini ve  yüzeyinde çok miktarda sıvı su bulunduğunu, fakat bu suyun buharlaştıkça sera etkisini arttırıp, sonuçta daha fazla suyun buharlaşmasını sağlayarak kontrolden çıkan sera etkisine (runaway greenhouse effect) neden olduğuna dair teoriler ortaya atıldı

Hensen’ın sera etkisine olan ilgisi yalnızca Venüs atmosferiyle sınırlı kalmadı. Sonraki yıllarda Dünya atmosferinde bu olguyu inceledi.

1988 yazında artan sıcaklık nedeniyle ABD’de ekinler zarar görüyor, ormanlar yanıyordu ve Mississippi nehri mavnaların geçemeyeceği kadar kurumuştu. Herkes havadaki bu anormalliğin nedenini merak ederken, James Hansen kongrede fosil yakıt tüketimine bağlı olarak artan sera gazı yoğunluğunun, sera etkisini güçlendirerek sıcaklıklarda artışa neden olduğunu anlatma fırsatı buldu. Bu olay iklimbiliminde dönüm noktasıydı. Sonraki 20 yıl boyunca sera gazları, küresel ısınma ve küresel iklim değişikliği gün geçtikçe hayatımıza daha fazla girdi. Tıpkı artan sıcaklıklar gibi.

Bir iklimbilimciyi, diğer bazı tanınmış kişilerle beraber protestolara katılmaya itense, yüzey madenciliğinin bir dağı hedef alması. Söz konusu madende kömür cevherini çıkartmak için yeraltına inen tüneller açmak yerine, dağın doruğu yüzeyden kazılacak. Kazıyla ortaya çıkan kömür, toprak ve kayalardan ayrılarak piyasaya sürülecek. Tabi bu sırada dağın doruğu yok olacak!

Yukarıdaki örnek protestocuların karşı olduğu şeyi gösteriyor. Dağın tıraşlanmasına karşı olanlar kampanyalarını bu senenin başında başlattılar ve ilk eylemleri için maden alanındaki araçlara kendilerini zincirleyip maden karşıtı afişler astılar. Protestolarını, Obama yönetimini dağların bu şekilde zarar görmesini engellemeye ikna edene kadar sürdürme  niyetindeler.

Fakat protestocular protesto edilemez diye bir kural yok. Maden karşıtları protestolarını sürdürürken, biraz ilerlerinde madenciler, aileleri ve endüstrinin destekçilerinden oluşan birkaç yüz kişilik kalabalık da onları protesto ediyordu. Maden destekçilerinin sloganlar, motosiklet motoru sesi, arabalarda çalınan şarkılardan oluşan gürültüsünce sıklıkla bastırılan konuşmasında Hansen şunları söyledi: “Sera gazı emisyonlarını gelecek 20 yıldan önce düşürmeliyiz.. nereden başlamalısınız? Dağ başı traşlama halkın kömür ihtiyacının sadece yüzde 7’sini sağlıyor ve tehlikeli bir uygulama.. doğru olanın yapılması için baskıyı arttırmalıyız.. başkan Obama umudu sürdürüyor fakat tavizlerin politik gerçeklerinin üstesinden gelebilmek için bizim yardımımıza ihtiyacı var”

kaynak

wvgazette.com | worldwatch.org |