olası bir katil: 1950 AD

Şimdiye dek 10 binden fazla Dünya’ya yakın cisim saptandı. Dünya yörüngesine yakın seyreden farklı boyutlardaki bu cisimlerin %10’u bir kilometreden büyük. Bunlardan birinin yolunun Dünya ile kesişmesi, küresel ölçekte felaket anlamına geliyor.

1950 DA bunlardan biri, üstelik yolumuza çıkma ihtimali oldukça yüksek: %0.33

1950DA

%0.33 küçük ihtimal gibi görünse de şimdiye kadarki çarpışma ihtimallerinin en büyüğü. Öbür taraftan bu maksimum ihtimal. Yani 1950 DA’yla ilgili bildiklerimiz arttıkça ihtimalin düşme olasılığı var. Tabii gökcismiyle yüzyüze geleceğimiz 2880 yılına kadar ondan kurtulmanın bir yolunu bulmamız da olasılıklar dahilinde.

Gökcismi ilk kez 1950 Şubat’ında yüzünü gösterip gezegenimizin 7.8 milyon km yakınından geçmişti. Yukarıdaki ilk fotoğrafıysa, 2001 Mart’ında Arecibo Gözlemevi’ndeki dünyanın en büyük teleskobuyla eldde edilmiş bir radar görüntüsü.

kaynak: discovery.com

 

 

bu göktaşı kimin?

Jules Verne’ün Meteor Avı adlı romanında, bir göktaşını aynı anda keşfeden ve önce kimin gördüğü konusunda kavgaya tutuşan iki dostun hikayesi anlatılır. Dünya’ya yaklaşmakta olan cismin altından oluştuğunun anlaşılması üzerine savaş iyice kızışır! Kavganın sona ermesi ancak meteorun okyanusun sularına gömülmesiyle son bulur.

Meteor ortadan kaybolduktan sonra sorun yok. Fakat elle tutulur bir taş parçası beraberinde bir dizi anlaşmazlık getirebilir. Hele bir de on binlerce dolar değerindeyse!

Güneş sisteminde pek çok göktaşı dolanmakta. Bunlardan bazılarının yolu dünyamız ile kesişmekte. Genel olarak küçük boyuttaki parçalar, atmosfere girişte karşılaştıkları sürtünmeyle “yıldız kayması” denilen olayla yanıp kül olurlar. Biraz daha büyükleri ise yeryüzünde bir yerlere çarpar. Bu yerler çoğunlukla yerleşimlerden uzaktadır.

Bu kez davetsiz bir misafir konmak için Lorton’da bir doktor muaynehanesini seçmiş! Neyseki doktorluk bir iş çıkarmamış. Doktorlar, çatıyı delerek içeri giren yaklaşık bir kivi boyutundaki bu taşı, dünya çapında on binlerce meteoru sergileyen Smithsonian Enstitüsü’ne bağışlamışlar. Enstitünün meteor karşılığında verdiği 5000 doları da depremde yerle bir olan Haiti’ye bağışlamışlar.

Ne olduysa, Türk ev sahipleri, bir tv programında meteorun değerinin on binlerce dolar olabileceğini duyunca olmuş. “Göktaşı bulanındır” anlayışının yanlış olduğunu savunan bir mahkeme kararına dayanarak, meteorun kendisine verilmesi için başvurmuş. Doktrolar da bunun üzerine göktaşını enstitüden geri istemek zorunda kalmış.

kaynak: BirGün | meteoritesusa.com |

zeytin molası

Gündoğdu’da zeytin hasadına katılmak için site işlerine yaklaşık bir hafta  ara vermiştim. Zeytinleri topladım, yağlarını sıktırdım, geri geldim..  Gelir gelmez de ben buralarda yokken gökbilim cephesinde neler olmuş diye arşivleri inceledim ve önemli gördüğüm haberleri özetledim:

LCROSS uzayaracının – hani şu NASA’nın Ay’ı bombaladığı – gönderdiği verilerin sonuçları açıklandı. Buna göre uydumuzun sandığımız kadar kurak olmadığı anlaşıldı. Daha önce de yüzeyinde mikro düzeyde su olduğu kanıtlanmıştı.

Ay’daki su varlığı, uydumuz üzerindeki insanlı uzay çalışmaları için oldukça önemli. Dünyada bolca bulunan suyun uzaya çıkartılması çok masraflı. Eğer Ay’daki su kaynakları kullanılabilirse, dünyadan oaya su taşıma zahmetinden kurtulacağız. Ay’daki su, bileşenleri olan hidrojen ve oksijene ayrıştırılarak uzayaraçlarında yakıt olarak kullanılabilme potansiyeline de sahip. Bu da Ay’da yapılacak uzay çalışmalarında maliyetleri düşürmekte önemli bir fırsat sağlayacaktır. Suya sahip Ay, Mars için çok daha iyi bir sıçrama tahtası olacak.

kaynak: science.nasa.gov |

İstanbul’daki kötü havalara denk geldiği için güzel bir güneş lekesini gözlemleme şansını kaçırmıştım. 1029. Gerek çalışmaktan gerekse bulutlardan dolayı güneş ne alemde diye bakmaya fırsat bulamadım. Atmosfer şartlarından bağımsız SOHO uydusu ise 12 ve 13 kasım tarihlerinde çektiği görüntülerden şu hareketli görüntü oluşturulmuş:

1029 Güneş’in diğer tarafındaki yolculuğunu sürdürmekte. Gözden kaybolalı iki hafta geçmiş. Şimdilerde tekrar görünür olmanın arifesinde. Eğer havalar da müsade ederse bu kez 1029’u görebileceğiz.

kaynak: spaceweather.com | Bir de eski yazılarım var: bu ve bu.

NASA’nın deneme fırlatması yaptığı Ares-I roketi, Time Magazine’ce “2009’un en iyi buluşu” seçilmiş. Time’ın “2009’un en iyi 50 buluşu” listesinde yer alan buluşların bir kısmı şunlar: “görünmez yıldızlar için teleskop“, “kanatsız fan”, “ışınlama”, “Sky King” adındaki tüm zamanların en iyi kağıt uçağı; evet, NASA’nın teknoloji harikası roketi bir kağıt uçakla kıyaslanmış.

kaynak: universetoday.com | time.com |

CERN’de bir türlü başlayamayan Büyük Patlama Deneyi, LHC (Large Hadron Collider – Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) gelecek hafta başlayacakmış. En son teknik aksaklık sebebiyle deney ertelenmişti.

Bu arada CERN’de görevli Türk bilim insanı Kerem Cankoçak’ın HaberTürk’te röportajı çıkmış. Gündoğdulu Kerem Hoca bu yaz köyümüzde CERN’deki deneyle ilgili bir sunum yapmıştı.

kaynak: wired.com | haberturk.com | gundogdukoyu.com |

Planetary Society astronom Carl Sagan’ın 75. doğumgünü anısına, uzaya güneş ışınlarının gücüyle yol alacak uzayaraçları yollayacağını duyurmuş. Duyuruya göre proje 2010 yılının sonunda başlatılacak. Planetary Society birkaç yıl içinde 3 farklı güneş yelkenli uzayaracını uzaya göndermeyi planlıyor.

LightSail-1 adlı ilk araç dört adet üçgen yelkene sahip olacak [aşağıda]. Uçurtmaya benzeyen bu araç Dünya’dan 800 km uzaklıkta yelkenlerini açacak ve Güneş’ten gelen fotonların gücüyle yol alacak. 800 km yükseklik, sayesinde araç Dünya’nın sürtünmeye neden olan üst atmosferinden yeterince uzak olacak. Uzay yelkenlisi yalnızca  yörüngede kalmasını sağlayan dünyanın çekim gücüne ve yörünge enerjisini arttıracak güneş ışınlarının basıncına maruz kalacak.

İlk olarak Kepler’in “güneş rüzgarlarıyla seyehat” fikriyle ortaya çıkan güneş yelkenleri uzun yıllar bilimkurgu olarak kalmıştı. Bu ilginç tasarımlı araçları gerçeğe taşıyansa mylar adı verilen bir malzeme oldu. Çok güçlü olmayan güneş ışınlarıyla hareket sağlayabilmek için geniş ve hafif yelkenlere ihtiyaç var. Ağırlığına göre oldukça sağlam olan mylar güneş yelkenleri için ideal bir malzeme. olma özelliğine sahip.

Lightsail-1, 32 metre kare yelken alanına sahip olacakmış. Birinci LightSail başarılı olursa LightSail 2 projesiyle Dünya’nın ötesine ulaşılmaya çalışılacak. Son olarak da dünyadaki güç sistemlerine zarar verebilen güneş fırtınalarına karşı erken uyarı istasyonu vazifesi görecek LightSail 3 görevi gündeme gelecek.

kaynak: universetoday.com | planetary.org |

Geçen hafta içinde gerçekleşen bir diğer gelişme ise bir faciayı sessiz sedasız atlatmamız. 2009 VA adı verilen bir göktaşı Dünya’nın 14.000 km yakınından geçip gitmiş. İşin ilginç yanı bu cismin Dünya’ya yakın geçişinden sadece 15 saat önce belirlenebilmesi. 7 metre çapındaki 2009 VA gibi göktaşları her iki yılda bir Dünya’nın çok yakınından geçiyor ve beş yılda bir de isabet kaydedip Dünya’ya düşüyorlar!

13 ay önce 2008 TC3 adlı bir göktaşı Afrika’da kalabalık olmayan bir alana düşmüş.

kaynak: universetoday.com |

Son olarak da NASA 2012 şarlatanlarına ayar vermiş. Fakat bu konuyu daha geniş incelemek için  sonraya bırakıyorum.

Leonidlerin dönüşü

Caltech ve NASA’daki gökbilimcilere göre, yıllardır süren “Leonid sessizliği”nin sona erdiği geçtiğimiz 17 Kasım’daki Leonid göktaşı yağmuru, aynı zamanda 2009 Kasım’ındaki daha aktif olacak Leonidlerin habercisi.


Göktaşı fırtınasından sözedebilmek için, saatte ortalama 1000 veya daha fazla göktaşının düşmesi gerekiyor.  Astronomlara göre 2009 Kasım’ında bu sayı 500’e kadar çıkacak: yarım-fırtına.

Leonidlerin kökeni 500 yıl önceki bir kuyruklu yıldıza dayanıyor. 17 Kaasım 2008 tarihinde dünyamızın yolu, 1466 yılındaki 55P/Tempel-Tuttle adı verilen bu kuyruklu yıldızın kalıntılarından oluşan akıntıyla kesişti. Her kesişmede arta kalan kalıntıların bir bölümü Dünya’ya düştüğü ve kalanların sayısı azaldığı için, kimse bu eski göktaşı yağmuru kaynağının artık güçlü bir sağnağa sebep olabileceğini düşünmüyordu. Fakat Leonidler herkesi yanılttı. Asya ve Avrupa’daki gözlemciler, saatte 100 meteor saydılar.

2009’da Dünya 1466 akıntısının merkezine daha yakın geçeceği için, saatte 500 veya daha fazla göktaşı gezegenin atmosferine girecek. 1998 ve 2002 yıllarındaki büyük Leonid göktaşı yağmurlarının en iyi yıllarında ise saatte 3000 meteorluk güce  kadar ulaşılmıştı.

Kaynak: science@nasa |

emekli astronot göktaşı tehlikesine dikkat çekti

Apollo 9’da da görev alan deneyimli astronot Rusty Schweickart Viyana’da Birleşmiş Milletler (BM) yetkililerine göktaşlarının yarattığı tehlikeleri ele alan bir rapor sundu.

Söz konusu raporda Dünya’yı yerlebir edecek bir göktaşını engelleyebilecek teknolojiye insanlığın sahip olduğu, en azından göktaşının vuracağı kıta veya okyanus çevresinde yaşayanlarrın farklı yerlere taşınarak kurtarılabileceği belirtiliyor.

B612 Vakfı’nın kurucusu olan Schweickart, aynı raporu ABD senatosuna da sunmuştu. Schweickart’ın kurduğu vakıf, gelecekteki göktaşı çarpmalarını önleyecek teknolojiler geliştirmeyi amaçlıyor. Vakıf adını, Antoine de Saint-Exupery’nin yazdığı çocuk hikayesi Küçük Prens’deki prensin evi olan B612 adlı göktaşından aldı.

Schweicart, Sovyetlerin Yuri Gagarin’i uzaya yollamasından ardından uzaya çıkan ilk ABD’li olarak tarihe geçti. ABD’nin Skylab programındgörev alan ve Apollo 9 ile Ay’a da ayak basan en deneyimli astronotlardan Schweicart, uzaydan ilk canlı yayını gerçekleştirerek Emmy Ödülü sahibi de oldu.

Kaynak: cnn türk | b612foundation.org |