Uludağ İstanbul’dan gözükür mü?

Uludağ İstanbul’dan gözükür mü? Evet gözükür. Kısa cevap bu ama hadi biraz hesap kitap yapalım:

Dünya mükemmel bir küre değildir ama hesabı kolaylaştırmak adına öyle olduğunu varsayıp yarı çapını 6,378,137 metre kabul edelim. Gerçekle aradaki fark çok küçük olduğundan bunu yapmamızda herhangi bir sakınca yok; sonucu etkilemeyecektir.

ufuk mesafesi hesaplama aracı için tıklayın

Şekilde C Dünya’nın merkezini, H ufku, O gözlemcinin bulunduğu noktayı temsil ediyor; Dünya’nın merkezi (C), gözlem yüksekliği (O) ve ufuk (H) noktaları bir dik üçgen meydana getiriyor. Dünya’nın yarı çapı (r) ve deniz seviyesinden gözlem yüksekliği (v) bilindiği için, Pisagor teoremini kullanarak ufkun uzaklığını (OH) hesaplayabiliriz:

r2 + OH2 = (r+v)2

Örneğin deniz kıyısındaki bir rıhtımda durup ufka baktığınızda, göz hizanızın deniz seviyesinden 3 metre yüksekte olduğunu varsayarsak, ufuk durduğunuz noktadan 6.2 km uzakta olacak. Bu mesafenin ilerisindeki cisimler, eğer yeterince yüksekte değillerse yani ufkun altında kalıyorlarsa görülemeyeceklerdir.

İsterseniz kendi belirleyeceğiniz yüksekliğe göre ufkun uzaklığını veren hesaplama aracını kullanabilirsiniz.

Bu hesapla İstanbul’daki yüksekliğimizi 30 m civarı kabul ederek (Yarımada’nın ortalama rakımı) ufkun uzaklığını 19-20 km olarak buluruz. Şüphesiz Uludağ daha uzakta. Görülebilmesi için uzaklık ve yüksekliğine göre çözüme yeni bir hesap eklemek gerekir.

ya da

gözlem noktası olarak Uludağ’ın zirvesini kabul edip, buranın ufukunu hesaplarız. Bu ufkun içinde kalan ve teorik olarak görülebilir her nokta aynı zamanda Uludağ’ı görüyor demektir. Uludağ’ın zirvesi 2543 m yükseklikte. Yukarıdaki hesapla Uludağ zirvesinin ufuk uzaklığını 180 km olarak buluruz. İstanbul’un uzaklığı ise yaklaşık 105 km. Bu da Uludağ’ı teoride görebileceğimiz anlamına gelir.

Pratikte ise atmosfer çoğunlukla buna izin vermez. Hava şartlarının izin verdiği sayılı günlerde bu fırsat iyi değerlendirilmeli. En iyi koşullar rüzgarın lodos yönünde estiğinde oluşuyor.

İstanbul’dan Uludağ fotoğrafları

Uludağ İstanbul’dan gözükür mü?  sorusunun maddi kanıtlarını da ekleyelim:

Maltepe sahilinden kendi çektiğim Uludağ fotoğrafı.
Piotr Zalewski

Eskiler bu gerçeğin zaten hep farkındaydı:

Antonie De Favray – İstanbul Panoraması. Eskiler Uludağ İstanbul’dan gözükür mü? sorusunu sorma gereği görmüyordu.

ASTROTürk’ü instagram’da takip etmek için: ASTROTürk

ilk yayın: 25 Mayıs 2018 22:59

kaynaklar: Distance to the Horizon Calculator | wikipedia |

ATLAS kuyrukluyıldızı (C/2019 Y4)

Atlas kuyrukluyıldızı veya resmi ismiyle C/2019 Y4, ATLAS araştırmasıyla keşfedilmiştir ve paraboliğe yakın bir yörüngeye sahip bir kuyrukluyıldızdır.

Atlas (sol üst) M81 ve M82 (sağ alt) galaksilerinin başı çektiği derin uzay manzarasının önünde ilerlerken. Rolando Ligustri (CARA ProjectCAST)

Şu an (Mart 2020) Mars yörüngesinin ötesinde, bizden 9 ışık dakikası uzakta bulunan ve gökyüzünde Büyük Ayı takımyıldızı sınırlarında hareket eden Atlas, 2020 yılının ne parlak kuyrukluyıldızı olmaya aday.

23 Mayıs’da Dünya’ya en yakın konumuna erişecek olan ATLAS, 2020 yılının Nisan ve Mayıs aylarında gözle görülebilecek kadar parlaklaşabilir. 1 Mayıs gibi +5 kadir parlaklığa erişmesi bekleniyor ki bu teorik görme sınırı olmasına karşın bir yıldızdan ayırmak oldukça zor olacaktır. Tabii kuyrukluyıldızlar süprizlerle doludur, kesin bir şey söylemek mümkün olmaz ama Mayıs ayında en azından küçük teleskoplar veya dürbünlerle görmek mümkün olacaktır.

Astrofotoğrafçı Matthijs Burgmeijer tarafından oluşturulan yukardaki hareketli görüntüde ATLAS kuyrukluyıldızının yıldızlı arka plan üzerindeki hızlandırılmış hareketini görüyoruz. Gerçekte ziyaretçinin gökyüzünde 5 saat süren ilerleyişini izliyoruz.

28 Aralık 2019’da Asteroid Yer-Çarpışma Son Alarm Sistemi (Asteroid Terrestrial-impact Last Alert System – ATLAS) içinde bulanan 50 cm çaplı bir teleskobun elde ettiği görüntüler sayesinde keşfedildi.

Yörünge hareketine dayanılarak yapılan hesaplamalar kuyrukluyıldızın 5,200 yıl sonra yeniden görüleceğini gösteriyor.

kaynak: earthsky.org | wikipedia.org | uzaydanhaberler.com | video: ☆Matthijs Burgmeijer |

Soluk Mavi Nokta

14 Şubat 1990 günü, o an Dünya’dan 6.4 milyar kilometre uzakta bulunan NASA’nın Voyager 1 uzay sondası “Soluk Mavi Nokta” diye anılan bu fotoğrafı çekti.  Bu görevin planlayıcılarından ünlü astronom Carl Sagan, aynı isimli kitabında soluk mavi noktayı şu destansı anlatımla ölümsüzleştirdi:

Uzayın derinliklerinde küçücük soluk mavi nokta biçiminde görülen Dünya’mız.

Soluk Mavi Nokta

Uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık. Eğer bu resme dikkatlice bakarsanız, orada bir nokta göreceksiniz. O noktaya tekrar bakın. İşte o nokta burası; evimiz… O nokta biziz. Sevdiğiniz herkes, tüm tanıdıklarınız, adını duyduklarınız, gelmiş geçmiş tüm insanlar hayatlarını o noktanın üzerinde geçirdiler. Türümüzün tarihindeki tüm sevinçlerimiz ve acılarımız, kendinden emin bin çeşit inancımız, ideolojimiz ve ekonomik öğretimiz; her avcı ve her yağmacı, her kahraman ve her korkak, uygarlığımızın mimarları ve tahripçileri, her kral ve her köylü, birbirine aşık olan her genç çift, her anne ve her baba, umutları olan her çocuk, her mucit ve her kâşif, ahlak değerlerini öğreten her öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her bir “yıldız”, her bir “yüce önder”, her aziz ve her günâhkar işte orada yaşadı; bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinde.

Dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. Bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün… Şan ve şöhret içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir süre için efendi olabildiler. Bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün… Anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar yoğun!

Bu soluk ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. Gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. İçinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden bir yardımın gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.

Dünya… Şu ana kadar, yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. En azından yakın gelecekte, türümüzün göçebileceği başka hiçbir yer yok. Evet, ziyaret ediyoruz. Ama henüz yerleşemiyoruz. Beğensek de beğenmesek de, Dünya şu an için yaşadığımız yegâne yer.

Gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir uğraşı olduğu söyleniyor. Bana kalırsa, insan kibrinin akıl dışılığını, küçük Dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. Bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor.

Carl Sagan, Soluk Mavi Nokta (Pale Blue Dot), 1994
Çeviri ve Düzenleme : Murat TUNÇAY – Tahir ŞİŞMAN

bulutsu.org

Ekliptik düzleme 32 derece açıyla, Camelopardalis takımyıldızı yönünde ilerleyen Voyager 1, son fotoğrafik görevi için kameralarını Orion takımyıldızına çevirip 39 geniş, 21 tane de dar açılı fotoğraf kaydetti. Bu sayede tüm gezegenlerin görüldüğü, Güneş Sistemi’nin bir aile fotoğrafını çekmiş oldu.

Boşlukta, Güneş ışınlarının arasında soluk bir nokta olarak görülen Dünya’nın fotoğrafı da bu sayede ortaya çıkmış oldu.

Voyager I tarafından kaydedilen, Güneş Sistemi’ndeki tüm gezegenlerin bir arada gözüktüğü birleşik görüntü.

Jüpiter ile Dünya karşılaştırması

Jüpiter ile Dünya karşılaştırması yapalım:

Jüpiter Güneş Sistemi’mizin en büyük gezegeni ve gerçek bir dev. Çağlar boyunca pek çok medeniyet tarafından baş tanrıyı temsil ettiğine inanılmış. İlk defa Galileo tarafından teleskopla gözlemlenmesinden bu yana da popülerliğinden bir şey kaybetmedi. Zira sistemimizin bu büyük abisi, bize daha yakın olan gezegenlere göre daha etkileyici bir gözlem hedefidir.

Boyutların karşılaştırması:

Dünya’nın ortalama yarıçapı 6.371 km, kütlesi 5.97 × 1024 kg iken Jüpiter’in ortalama yarıçapı 69.911 ± 6 km ve kütlesi 1.8986 × 1027 kg’dır. Kısacası, Jüpiter, çap bakımından Dünya’nın neredeyse 11, kütle bakımından ise 318 katı daha büyük. Bununla birlikte, karasal bir gezegen olan gezegenimizin 5.514 g/cm³’lük yoğunluğu Jüpiter’in 1.326 g/cm³’lük yoğunluğundan fazladır.

Dönüş hızlarının karşılaştırması:

Anlatmaya gerek yok, görüyorsunuz 🙂 Jüpiter’in kendi etrafında dönüş hızı ekvator bölgesinde yaklaşık 43,000 km/saat’tir. Güneş sistemi’nin en büyük gezegeni üstünde bir gün 9 saat 56 dakikada sürer. Dünya’mızın dönüş hızı ise saatte yaklaşık 1670 kilometredir.

Yapının karşılaştırması:

Dediğimiz gibi, Dünya karasal bir gezegendir. katı metal bir çekirdeği ve yüzeyinde silikat mantosu vardır.

Buna karşılık Jüpiter esas olarak gaz halde bir dış atmosfere sahip. İç atmosferi daha yoğun gaz ve sıvı kısımlardan oluşuyor. Gaz devinin içeriği büyük ölçüde hidrojen ve helyumdan oluşuyor: %75 hidrojen ve % 24 helyum olmak üzere, geri kalan% 1’lik kısım diğer elementlerden oluşmaktadır.

Atmosferde eser miktarda metan, su buharı, amonyak ve silikon bazlı bileşikler ve az miktarda benzen ve diğer hidrokarbonlar bulunur. Ayrıca karbon, etan, hidrojen sülfit, neon, oksijen, fosfin ve kükürt izlerine rastlanır. Donmuş amonyak kristalleri, atmosferin en dış tabakasında da gözlenmiştir.

İçerde neler oluyor?

Jüpiter’in “yüzey” basıncı 10 bar, sıcaklığı ise 340 Kelvin (67°C) kabul edilir. Derinlere indikçe sıcaklık 10.000 Kelvine, basınç ise 9.700°C’ye yükselir. Burası aynı zamanda hidrojenin metalik halde bulunduğu yerdir. Daha derinde, çekirdek yüzeyinde, sıcaklığın 36.000 K, basıncın ise 30-45 milyon bar olduğu tahmin edilmekte.

Jüpiter ile Dünya karşılaştırması ilginizi çektiyse, Dünya Satürn karşılaştırması yapmıştım, ona da bir bakabilirsiniz.

kaynak: universetoday.com

İlk yayımlama: 4 Şubat 2017

Mavi Bilye

7 Aralık 1972 tarihinde Ay’a yolculuk eden Apollo 17 mürettebatı tarafından, 29 bin km öteden fotoğraflanan Dünya. Bu görüntü “Mavi Bilye” (blue mearble) olarak adlandırılan meşhur bir ikondur.

Ay’da yürüyecek son insanları taşıyan bu Apollo seferinde ilk kez uçuş yolu gezegenin güney kutup bölgesinin görülmesine olanak sağlıyordu.

Fotoğraf orjinalinde ters çekilmişti. Buna karşın çoğu zaman insanların alışkanlıklarına uygun olarak kuzey üstte oryantasyonuna uygun olarak sunulur.

Dünya.
Görüntünün orjinal hali. NASA.

Fotoğraf uzayaracının fırlatmasından 6 saat 5 dakika sonra, park yörüngesinden ayrılıp Ay’a giderken çekilmişti. NASA arşivinde resmi olarak  AS17-148-22727 olarak kayıtlı olan fotoğraf 80 mm Zeiss lens takılı 70 milimetrelik bir Hasselblad kamera ile çekilmişti.

Fotoğrafı tam olarak kimin çektiği ise net değil. Bu nedenle NASA uzayaracında bulunan tüm astronotları (Eugene Cernan, Ronald Evans ve Harrison Schmitt) katkı veren kısmında anıyor. Buna karşın yapılan araştırmaya göre Jack Schmitt’in çekmiş olması daha olası.

Apollo 17 Ay’a düzenlenen son insanlı görevdi. O tarihten sonra bir daha hiçbir insan Dünya’yı tam küre haliyle görebilecek kadar gezegenden uzaklaşamadı. Sadece bazı uydular sayesinde küremizi görüntüleyebildik.

Dünya Günü

Mavi Bilye fotoğrafındaki gezegenimizin kırılgan görüntüsü John McConnell’a ilham verir ve onun önerisiyle 22 Nisan 1970 tarihinde Dünya Günü kutlanır. Bu kutlama dünyanın çapında çevre kirliliğine dikkat çekmek amacıyla günümüzde de devam ediyor.

1946’da Nazilerin el konulan V2 roketlerinin birine kamera yerleştiren ve bu sayede gezegenimizin uzaydan ilk fotoğrafının çelikmesini sağlayan mühendis Clyde Holliday 1950’de National Geographic’te bir gün Dünya’nın tüm yüzeyinin bu şekilde görüntülenebileceği öngörüsünde bulunmuştu.

İlk yayımlanma: 10 Aralık 2017