son ormandan geçen yol

26428042324_d48075dd2a_z

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görevli astronotlardan Tim Peake’in 25 Nisan 2016’da çektiği İstanbul fotoğrafı. Şehir Karadeniz tarafından görülüyor. Böylece Kuzey Ormanları dediğimiz, şehrin son ormanlık bölgeleri ve 3. köprü çalışmalarının buralara nasıl zarar verdiği rahatça görülüyor. Evvelden köprü ve yollar “trafiği rahatlatacak” bahanesi ile savunuluyordu. Günümüzde ise İstanbul’un kuzeye, sahip olduğu son ormanlara doğru genişleyeceği saklanmıyor.

Haftalık Gökyüzü Raporu – 14

Plüton’un en ayrıntılı görüntüsü
Yeni Ufuklar Plüton’un şimdiye kadarki ve -sıkı durun- Plüton’a yeni bir araç gönderilinceye kadarki en detaylı görüntüsünü dünyaya ulaştırdı. 14 Temmuz günü Plüton’a 10 bin km öteden çekilen görüntü gerçekten nefes kesici.

Bu da Yeni Ufuklar’ın bonusu; Şimdiye kadar en yakından çekilmiş Kuiper Kuşağı cismi görüntüsü:
nh-kuiper-belt-loop
Hava Kirliliği
Dünya liderleri geçen hafta Paris’te iklim değişikliği için bir araya geldi. Genel olarak pek parlak bir noktada olmayan dünyamızın kimi bölgelerinde kirlilik oldukça aşırı noktalara ulaşmış durumda.
Çin’deki kimi şehirler 4 fazlı hava kirliliği uyarı sisteminde 2. en yüksek kirlilik alarmı olan “turuncu” alarm seviyesinde. Milyonlarca insana “içerde kalmaları” tavsiye ediliyor. Ne tavsiye ama!
Aşağıda, sözü edilen hava kirliliği çok rahat biçimde seçilebiliyor. İşte geçtiğimiz günlerde haberlere konu olan “Nut Brother” mahlaslı Çinli sanatçı bu havadan tuğla yapmıştı.

IDL TIFF file

Etna yanardağı

İtalya’nın Sicilya adasında yer alan Etna yanardağı yoğun kül ve duman bulutları püskürtmeye başladı. Fotoğrafta bu bulutlardaki elektrik yükleri neticesinde oluşan yıldırımlar görülüyor. [telif: Marco Restivo/Getty Images kaynak: Cosmos Magazine]

SICILY, ITALY - DECEMBER 03: A view of a volcanic eruption at Mount Etna's Vorgaine crater on December 03, 2015 in Sicily, Italy. PHOTOGRAPH BY Marco Restivo / Barcroft Media UK Office, London. T +44 845 370 2233 W www.barcroftmedia.com USA Office, New York City. T +1 212 796 2458 W www.barcroftusa.com Indian Office, Delhi. T +91 11 4053 2429 W www.barcroftindia.com (Photo credit should read Marco Restivo / Barcroft Media / Barcroft Media via Getty Images)

Apollo 16’nın iniş noktası bulundu

Görevin tamamlanmasından onlarca yıl sonra Apollo 16’nın Ay’a indiği nokta tespit edildi. İniş (aynı zamanda fırlatma) sahasının yüksek çözünürlüklü görüntüsü NASA’nın Ay Keşif Yörünge Aracı üzerindeki LROC (Dar Açı Kamerası) ile elde edildi. Apollo 16 mürettebatı Mare Insularum‘daki Kopernik Krateri’nin  257,5 km güney batısına inmişti.

apollo-16-s-ivb-impact-site-seen-by-lro

Uzayda Maraton

Kökleri antik Yunan’a dayanan ve 42 km’den biraz daha uzun bir parkuru tamamlamaya dayanan (koşmak zorunda değilsiniz!) maratonu koşarak tamamlamak kişinin hem bedenen hem de ruhen kendisini hazırlamasını gerektiriyor. 15 Aralık’ta UUİ’ye çıkacak olan astronot Tim Peake 1999 yılında Londra Maratonu’nu tamamlayarak kendisini bu konuda kanıtlamış (3:15:50 süre ile).

Tim_Peake_at_EAC_highlight_mob

Peake 24 Nisan’da gerçekleştirilecek 2016 Londra Maratonu’nu bu kez yerden 400 km yukarıda tamamlamayı deneyecek.  Peake bunun için astronotların  kendilerini bağlayarak koştukları koşu bandını kullanacak.

Bingöl’ün göktaşı kendisinden söz ettirmeye devam ediyor

Önce Bingöl’e bir göktaşı düştü, köylüler bol para kazandı, ardından maliyeciler köye akın etti ve şimdi bir soru sebebiyle Alo Fetva hattı da olaya dahil oldu: “Gök taşından elde edilen gelir için zekat vermemiz gerekir mi?”. Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre elde edilen gelirin üzerinden bir yıl geçtikten sonra 40’ta 1 oranında zekat verilmesi gerekiyor.

uzay görevleri için robotik el

Kanada’nın NASA için, uzay mekiklerinde uzay yürüyüşleri sırasında kas gücü gerektiren işlerde kullanılmak için 15 metrelik insan kolu şeklinde CanadArm’ı (arm: kol) tasarlamıştı. 17 metrelik üst modeli CanadArm 2 uzay istasyonunda kullanılıyor.
russian-students-3d-print-human-controlled-hand-iss2
Şimdi ise Tomsk  Politeknik Üniversitesi’nde eğitim gören Rus öğrenciler,  uzay istasyonundaki tamir işlerini kolaylaştırması amacıyla robotik bir ‘el’ tasarladılar. 3 boyutlu yazıcıyla üretilen robot el içinde sensörler barındıran ve kumanda eden kişinin el hareketlerini algılayan bir eldivenle kablosuz olarak kontrol ediliyor.

 

russian-students-3d-print-human-controlled-hand-issCanadarm ve 3 boyutlu yazıcı demişken yazıcıyla üretilmiş Canadarm modelini atlamak olmaz:

canadarm

OLAY UFKU

Dr. Umut Yıldız’ın İÜ Amatör Astronomlar Kulübü’ndeki ”Gözlem Teknolojileri, Büyük Veri ve Uzay Araştırma Robotları” başlıklı konuşması youtube’a eklenmiş: https://www.youtube.com/watch?v=8NFUbFIvvmw

Prof. Dr. Ethem Derman İTÜ’de

ethem-derman-ile-soylesi

Türkiye’de astronomi denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Prof. Dr. Ethem Derman, İTÜ Astronomi Kulübü‘nün katkılaryıla İTÜ’ye konuk oluyor. “Prof. Dr. Ethem Derman ile Söyleşi” 10 Aralık saat 17.30’da İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü D104’de gerçekleşecek. [Etkinlik sayfası]

Sivil Havacılık Günü

Bugün Dünya Sivil Havacılık Günü. Eskişehir Bilim Deney Merkezi’nde bu özel gün için saat 1 ile 5 arasında çeşitli etkinlikler düzenlenecek.[Etkinlik sayfası]

sivil-havacilik-gunu

 

marmara denizinde fitoplankton patlaması

marmara_fitoplankton

Bu uydu fotoğrafında Marmara Denizi’ni görüyorsunuz. Sağ üst köşede beton yüküyle İstanbul kendini belli ediyor, az aşağısında Prens Adaları, daha da aşağısında Yalova. Sol üst köşe Marmara Ereğlisi, güneyde bütün azametiyle Kapıdağ duruyor.

Fotoğrafta görülen ipliksi ağlar, deniz akıntılarıyla sürüklenen mikroorganizma topluluklarından başka bir şey değil.

Karadeniz ve Akdeniz’in kesişim noktası olan Marmara’da, tıpkı Karadeniz’deki gibi yüzey tabakası daha az tuzluyken dip kısımları daha tuzlu bir halde. Yüzey kısmı Karadeniz’den gelen akımla ve nehirlerle besleniyor. Okyanusun 2/3’ü seviyesindeki tuzluluk oranı bitki-benzeri (ototrof) organizmaların –fitoplanktonlar– rahatça çoğalmasına olanak sağlıyor.

Fitoplankton adı Yunanca “bitki” anlamına gelen φυτόν (phyton) kelimesi ile “gezici” anlamına gelen πλαγκτός (planktos) kelimesinden geliyor. Bu canlılar da tıpkı bitkiler gibi fotosentez yapıyorlar.

Fitoplankton patlamasının esas sorumlusu ise çoğunlukla kirlilik kaynaklı besin (nütrient) bolluğu. Örneğin nehirlere karışan gübre kimyasalları, deterjan artıkları ve elbette insan faaliyetleri. Doğada çözülmeyen atıklar kadar çözülenler de problem yaratıyor.

Bu kare, Landsat 8 uydusundaki Operasyonel Yer Görüntüleyici (Operational Land Imager) ile 17 Mayıs 2015 tarihinde yakalanmış.

Sarı-yeşil ve kırmızı-mor renkler farklı türlere işaret ediyor. Sadece planktonların yoğunluğunu göstermekle kalmıyor, etrafı karalarla çevrili Marmara Denizindeki girdap ve akıntıları da ortaya çıkartıyor. Eğer büyük resme bakarsanız, gemilerin güzergahlarındaki iplik hatlarında bıraktıkları izleri bile görebiliyorsunuz.

Deniz Bilimleri Enstitüsünden Barış Salihoğlu ve İstanbul Üniversitesi’nden Ahsen Yüksek’in belirttiğine göre planktonların çoğunluğunu Prorocentrum micans ve Noctiluca scintillans türleri oluşturuyor. Denizden örnekler alarak yaptıkları çalışmalar neticesinde bu iki bilim insanımız önce Prorocentrum’un nüfus patlaması yaşadığını, sonrasındaysa Noctiluca baskın hale geldiğini bulmuşlar.

Bu türler insan için doğrudan zehirleyici değil ancak denizdeki oksijeni tüketerek ötrofikasyon dediğimiz olaya sebebiyet verip daha büyük canlıların ihtiyaç duyduğu oksijen seviyesini aşağı çekebiliyorlar (kimi toplu balık ölümlerinin sebebi). Ayrıca balık solungaçlarımda birikerek ve amonyak miktarını arttırarak da denizde yaşayan diğer canlıların yaşamını olumsuz etkileyebilmekteler.

Kaynakta bir de şu ilginç not verilmiş: Noctiluca başlangıçta fotosentetik (fotosentez yapıyor) gibi davransa da sonradan ortamdaki diğer planktonları yiyerek heterotrofik tarafa geçiyor. Bu sırada rengi de değişmekte.

kaynak: earthobservatory.nasa.gov

Maya yokoluşunun sorumlusu: yerel ısınma

Orta Amerika’da 1200 yıl kadar önce, MS 900’e kadar Maya uygarlığı hüküm sürüyordu.

Şehirleri bazı modern kentler kadar kalabalıktı. Nüfus yoğunluğu 770 kişi/km kare (2000 kişi/mil kare) seviyesine kadar gelmişti. Kırsal alanda da bu değer 154’e kadar ulaşıyordu.

Fakat ansızın, Maya coğrafyasına derin bir sessizlik çöktü. Uygarlıklarıyla beraber, Mayaların nüfusları da keskin biçimde düşmüştü. Ardlarında sessiz şehirler bırakıp tarih sahnesinden çekildiler.

Peki Maya uygarlığının bir anda çöküp yok olmasına neden olan neydi?

Emekli arkeolog Tom Sever’e göre Mayalar’ın sonunu yine kendileri getirmişti.

Mayalar genel olarak kendi çevreleriyle uyum içersinde yaşayan bir uygarlık olarak tasvir edilir. Fakat Sever, Mayaların da diğer medeniyetler gibi, ormansızlaşmaya gittiğini söylüyor.

Bu insanlar ağaçları, tarım alanları açmak ve günümüze kadar ayakta kalan şehirlerinin inşasında kullandıkları harçları hazırlamakta kullanılan yakacak eldesi için kesiyorlardı. Sever bunu şu şekilde açıklıyor:

muazzam tapınaklar, su hazneleri ve anıtlarını yapmakta kullandıkları sadece 1 metre karelik kireç harcı yapmak için, kullandıkları kireç taşını ısıtmada 20 ağaç yakmak zorundaydılar

Sadece 1 metre kareyi birleştirmek için 20 ağaç.. Keşke güneş enerjisini bu işte kullanmanın bir yolunu bulsalardı! Mayaların gösterişli binalar yapmak konusunda günümüz insanından aşağı kalır yanı yokmuş. Aşağıdaki yapıyı inşaa etmek için kaç ağaç harcanmıştı acaba:

Sever ve ekibi bilgisayar canlandırmaları (simülasyon) kullanara, ormansızlaşmanın hasat verimine olumsuz etkilerinin modelini çıkartmışlar. En kötü ve en iyi senaryolar için, yüzde 100 ve sıfır ormansızlaşma için uygulanan modeller arasındaki fark çarpıcı. Ormanların kaybı, 3-5 derecelik sıcaklık artışına ve yağışların yüzde 20-30 azalmasına neden oluyor.

Yine de mekanizmayı tam olarak açıklayabilmek için daha fazla araştırma gerekli.

Mayalar günümüzde de kullanılmakta olan bir yöntemle tarım yapıyorlardı. Buna göre tarım alanı açmak için yaktıkları ormanlık bölgede 1-3 yıl boyunca tarım yapıyor, ardından -verim azaldığı için- başka bir orman alanına yöneliyorlardı. İlk ağaçsızlandırılan yer ise 15 yıl zarfında eski haline dönüyor.

Artan nüfus ve yiyecek baskısıyla ağaç yakımı artınca, ormanlar kendini yenileyemez hale geldiler.

Sonuçta yukarıda gösterildiği şekilde bir döngü oluştu. Besin yetersiz kaldıkça yeni tarım alanları açmak için ormansızlaşma artıyordu. Ormanların azalması, Mayaların yaşadığı yerel çevrede sıcaklığın artmasına ve yağışların azalmasına neden oluyordu. Bunu hasat veriminin düşmesi izliyor ve döngü başa dönüyordu.

Elbette bir uygarlığı dizlerinin üstüne çökmesi için pek çok faktör etkili olmalı. Ancak ormanların kaybı, Mayaların sonunun gelmesinde yardımcı olmuş gibi görünüyor.

Mayaların yokoluşu, bu haliyle Paskalya Adası’ndaki uygarlığın yokoluşunu andırıyor. Orada da insanlar büyük heykeller [aşağıda] dikmek için ağaç kullanıyorlardı. Aşırı kesim, onların da sonunu getirdi. Görüldüğü gibi insan faliyetleriyle doğanın aşırı tahrip edilmesi ve iklim değişikliği bir uygarlığı yokedebilecek güçte yıkımların yolunu açabiliyor. Günümüzde daha büyük çaplı iklim değişikliğiyle yüzyüze olan bizlerin daha bilinçli hareket etmesi gerekiyor.

Mayalar asırlar önce gitti. Şimdi, en azından takvimleriyle moda oldular. Malumunuz birkaç senedir Maya takviminin sonu olan 2012 yılının tüm Dünya için bir felaketin başlangıcı kabul ediliyor. Peki kendi sonunu kendi hazırladığının farkına varamayan Mayalar, acaba gerçekten de kendilerinden asırlar sonraki kıyameti doğru şekilde öngörebilmiş olabilirler mi?

kaynak: Science@NASA | vikipedia |