Uzay İstasyonu parlaklaşıyor

Geçtiğimiz hafta, Uluslararası Uzay İstasyonu Amerika semalarında izleyicilerine güzel bir gösteri sundu. Arkansas’tan Brian Emfinger da bu izleyicilerden biriydi ve geçişi kaydetti:

UUİ izi

Uzay istasyonu basit bir nedenden ötürü parlaklaşıyor: büyüme. Geçen uzay mekiği görevleri boynca, astronotlar 18,5 tonluk yeni bir güneş paneli setini açtılar. 23 Ekim’deki fırlatma ile başlayacak olan sonraki uzay mekiği görevinde, 14 tonluk Harmony isimli İtalyan modülünü komplekse eklenecek. Her ekleme istasyonun güneş ışınlarını yansıtan yüzeyinde artış anlamına geliyor.

Peki şu anki parlaklık nedir? Heavens Above sitesinden, istasyonun sizin oralardan ne zaman geçeceğini öğrenebilirsiniz.

Kaynak: spaceweather.com | Fotoğraf: Brian Emfinger

Sputnik’in 60. yıldönümü

Sputnik 1

Bu yazı ilk olarak Sputnik 1’in 50. yılı için yazılmıştır.

60 yıl önce, Sovyetler’in nükleer başlıklarını fırlatmak amacıyla tasarlanan R-7 roketi, Rusça’da uydu / yoldaş anlamına gelen Sputnik’i (Спутник) uzaya fırlatmak için kullanılıdı. 41 uydudan oluşan Sputnik serisinin ilk uydusu olan Sputnik 1 , insan yapımı ilk uydu ve uzay çağının başlangıcı olarak tarihteki yerini alırken, dünyaya yalnızca “bip” sinyalleri yollayabiliyordu.

3 Kasım 1957 yılında fırlatılan Sputnik 2 ise uzaya ilk köpeği (Laika) yollama başarısını erişti; Dünya yörüngesindeki ilk canlı ı aynı zamanda ilk ölü de oldu, çünkü Sputnik 2 Laika’yı salimen dünyaya getirebilme kabiliyetinden yoksundu.

Sputnik 3 için 3 Şubat 1958’deki ilk deneme başarısız olurken, 15 Mayıs günü coğrafi araştırma araçları taşıyan uydu yörüngeye yerlştirildi.

1960’a gelindiğinde, Sputnik 5 ile, iki köpek, 40 fare ve çeşitli bitkiler yörüngeye çıkartılıp, dünyaya güvenli bir şekilde geri döndüler.

Soğuk savaşın başlamış olduğu bu dönemde, komünistlerin uzaydaki başarıları karşısında, sovyet nükleer silahlarının Amerika’yı vurabileceği düşüncesi Amerikan halkı arasında bir kriz doğururken, teknoloji alanında geri kaldığını anlayan ABD, NASA‘nın kuruluşu gibi önemli adımlar atarak uzay yarışı için daha fazla kaynak ayırmaya başladı.

Arama motoru google Sputnik 1’in 50. yılı için şu doodle ile kullanıcılarını karşılamıştı:

Google'ın putnik'in 50. yıldönümü için hazırladığı logosu

Kaynak: first-sputnik.blogspot.com | bulutsu.org/ggg | amsat.org

dev gök taşlarına yolculuk başladı

Mars ve Jüpiter arasındaki astreoid kuşağı, güneş sistemininkarmakarışık haldeki tavan arasına benziyor. Tozlu, unutulmuş cisimler uzun zaman öncesinden yadigar; her gök taşının anlatacak ayrı bir hikayesi var.


Dawn’ın fırlatılış mozaiği

Bu hikayeler tam da gezegen bilimcilerin duymak istediği türden şeyler. Güneş sistemimizin oluşumuna dair pek çok şey hâlâ sır durumunda. Okullarda anlatılan temel hikayeye göre, güneşin etrafındaki çok büyük bir disk içindeki toz ve gaz, yavaşça birlşerek daha büyük parçaları meydana getirdi. Bunlar da bugün bildiğimiz gezegenleri oluşturdu. Ama bu tam olarak nasıl gerçekleşti, ve yaşama uygun mavi gezegen dahil, farklı gezegenler nasıl oluştu?

Bu soruları yanıtlamak için, NASA Dawn (Şafak) isimli robotik sondayı fırlattı. Görevi: iki dev gök taşına doğru (Ceres ve Vesta) uçup, onları daha yakından keşfetmek.

Sondanın ilk durağı, antik süpernovaları Güneş Sistemi’nin doğumuna katabilecek bir gök taşı olan, Vesta.

Teleskobik gözlemler ve meteoritler üzerine yapılan çalışmalar, yoğun çekirdeği ve parlak kabuğuyla Vesta’nın ilk zamanlarında kısmen eridiği, demir gibi ağır elementler içerdiğini düşündürüyor.

Mars, Ceres, Vesta, Ida, Eros, Gaspra boyutlarının karşılaştırması

Ceres ve Vesta’nın boyutlarının, diğer gök taşları ve Mars ile karşılaştırması

Bu ilginç ve bir parça bulmaca çözmeye benziyor. Erime ısı kaynağı gerektiriyor. Maddelerin biraraya gelmesiyle, kütle çekimsel enerji açığa çıkar; bu enerjinin sebep olduğu sıcaklık da gök taşı oluşumunu sağlar. Ancak Vesta bu şekilde oluşamayacak kadar küçük bir -cüce- gezegen: Ortalama genişliği yalnızca 530 km; erime için yeterli kütle çekimi enerjisinin açığa çıkıp gök taşını oluşturamayacağı kadar küçük.

Bir süpernova açıklamayı sağlayabilir: Bazı biliminsanları Vesta’nın ilk oluşumunda, muhtemelen iki süpernovaca üretilmiş , alüminyum-26 ve demir-60 çeşnisinden meydana geldiğine inanıyorlar. Bu alüminyum ve demir oluşumları, fazladan ısı açığa çıkmasını sağlayabilecek radyoaktif izotoplar. Bu izotoplar bir kez bozulduğunda, göktaşı soğur ve gelecekteki şeklini oluşturacak şekilde katılaşır.

Eğer işler yolunda giderse, Dawn Vesta’nın yörüngesine 2011 yılında ulaşacak. Vesta’nın yüzeyinden ayrıntılı görüntüler, eriyik durumdaki geçmişinin izlerini ortaya çıkartacak. Ayrıca Vesta’nın kütle çekim alanı, Dawn’ın hem kendi hem de gök taşı yörüngesindeki hareketi sayesinde haritalanacak.

Yaklaşık 7 ay boyunca Vesta’nın yörüngesinde kaldıktan sonra, Ceres’in yörüngesine geçmek için iyon roketleriyle manevra yapacak.

960 km’lik çapıyla, Ceres astroid kuşağındaki en büyük cisim. Dikkat çekici olarak, Vesta gibi kaya benzeri değil, su buzuyla kaplı bir gezegen olması. Ceres bize gerçekten süpriz yapabilir, çünkü 60 ile 120 km kalınlığında bir buz tabakasını barındırıyormuş gibi görünüyor. Ceres’in yüzeyi Vesta’nınkinden çok daha dramatik şekilde değişmiş olmalı. Fakat Ceres bize gezegen oluşumunun erken dönemleri hakkında bilgi vermeyecek olsa bile, biliminsanlarının suyun oynadığı rolü açıklamasında yardımcı olabilecek bilgiler verebilir. Örneğin, neden Dünya ve Ceres gibi gezegenler büyük biktarda su barındırırken, Vesta gibi diğerleri tamamen kuru?Vesta bize erken dönemlerden bahsedecek, Ceres ise daha sonra ne olduğunu anlatacak. Birlikte, Güneş Sistemi’mizin geçmişi ile ilgili, iki eşsiz hikaye anlatacaklar; ve gezegenlerin oluşumuna dair kim bilir kaç ders çıkaracağız.

Kaynak: science@nasa | bulutsu.org/ggg

İstasyon ve Ay

Dün akşam Michigan, Southgate’den Mark Wloch, Uzay İstasyonu‘nu Ay’ın Tycho kraterinin önünden geçerken fotoğrafladı:

iss ayın önünden geçerken

20.3 cm çaplı (8 inç) bir teleskop kullanılarak yakalanan görüntüde, ayın önünden zarifçe süzülen İstasyon’un, şu an bir astronot ve iki kozmonot için enerji üreten, güneş panelleri rahatça seçilebiliyor.

UUİ, İstanbul semalarından 5 Ekim günü, -2.5 kadir parlaklığa ulaşacak şekilde geçecekmiş.

Hasat Ayı

Yılın bu zamanında ortaya çıkan dolunay, Hasat Ayı olarak anılıyor. Bu adı, çiftçilerin ürün yetiştirme mevsiminin sonunda gece geç saatlere kadar çalışıp, ekinleri ay ışığında hasat etmelerinden almış.  John Stetson bu Ay’ı büyük bir bal kabağına benzetmiş:

Peki nedir bu turuncu rengin sebebi? Işığın saçılımı :Ufak toz taneleri, kül, kirleticiler ve hatta hava molekülleri mavi ışığı saçarken kırmızı ışınlar büyük ölçüde saçılmazlar. Gümüşi Ay’dan yansıyan ışınlar atmosferden geçerken de, bahsettiğimiz bu olay sebebiyle, kırmızı ışınların bize mavi ışınlardan daha çok ulaşabilmesinden ötürü kızıla bürünür. (Gün doğumlarının da altın sarısı olması aynı nedene dayanıyor.) Alçak konumdaki aylar renk değişimine daha yatkındır; çünkü “alçak” bölgelerde daha fazla saptırıcı var.

Kaynak: bulutsu.org/ggg | spaceweather.com Fotoğraf: John Stetson

gündönümüne sürmek


Üstteki fotoğrafta, sonbahar gündönümünde, güneşin doğu ufkundan yükselişi görülüyor. Görüntüyü yakalayan, Ohio – Youngstown’dan Richard Pirko.

Sabahları gözlerinizi normalden daha fazla mı kısıyorsunuz? Bunun sorumlusu gündönümü. Yılın bu zamanında, güneş tam doğudan doğup, tam batıdan da batar. Böylece Doğu-batı düzleminde uzanan yollardayken, güneş gözlerinizin hizasında yükselir-batar. Richard’ın fotoğrafı buna güzel bir örnek.

Dikkatli gözler için resimde ufak bir ayrıntı daha gizli. Tam boy görüntüye bakarsanız, Güneş’in sağında, telefon kablolarının arasında Venüs’ü görebilirsiniz. Ayrıca sol tarafta da küçük bir jet izi var.

Kaynak: spaceweather.com | fotoğraf: Richard Pirko

Venüs’ün gölgeleri

Venüs öylesine parlak ki, gölge yapabiliyor. Görmek için sadece uzun süre bakmanız lazım. Aşağıdaki 6 dakikalık poz süresi ve 800 ISO ayarında olan görüntü, Kanada Lucky Lake’den, Tenho Tuomi tarafından çekilmiş:

Teleskobunun duvara düşen gölgesi Tuomi’yi hayrete düşürmüş.

Kendi Venüs gölgesi deneyiminizi yaşama için, şehir ışıklarının ulaşmadığı, karanlık –çok karanlık– bir yer bulmalısınız. Doğu ufkuna baktığınızda Venüs’ü kolayca bulabileceğinizden gök haritasına ihtiyacınız yok.

kaynak: spaceweather.com

gündönümü ve parlayan Venüs

Bugün, gece ve gündüzün eşit olduğu sonbahar gündönümü. Bu özel günde, Venüs’de de özel bir şeyler var. Venüs bugün en parlak halini alacak (Venus Maximum). Aşağıdaki fotoğraf, dün güneş doğduktan sonra, Howard Eskildsen tarafından çekildi.

Başta, bulutlar sabah gözlemini iptal etmiş, ama sonra bulutların arasında koyu mavi todaki gökyüzünü ve parlak Venüsü görmeyi başarmış.

Venüs’ün parlaklığı -4,5 kadirde, Jüpiter’den 10, Sirius‘dan –en parlak yıldız– 16 kat daha parlak! Bu haliyle Jüpiter’i bulmak için yıldız gök haritasına ihtiyacınız yok. Gün doğumundan sonra doğu ufkuna bakmanız yeterli..

Kaynak: spaceweather.com

evren camdan bakıyor

Alice’in her aynaya bakışında, yeni bir dünya ortaya çıkıyordu.

Aynalar gerçek dünyada da özel güçlere sahiptirler, özellikle de astronomların ellerinde. Aslında, çağdaş astronomi aynalara bağlıdır. Hemen hemen bütün teleskoplar yıldızların ışıklarını toplayıp, nefes kesici görüntülerin şekillendirildiği süper-duyarlı alıcılara yönlendirmek için bir, bazen de birden fazla ayna kullanır. Aynalar olmaksızın evreni araştırmak neredeyse imkansız olurdu.

Üstte: Astronomlar, Hubble Uzay Teleskobu‘nun kalbindeki, 2.4 metre çapındaki aynayı dikkatle incelerken.

X-ışını astronomları için, işler birazcık daha karışık. Brian Ramsey: “Evren üzerine araştırma yapmakta kullanılan X-ışınları, o kadar enerjiktirler ki sıradan bir aynanın içinden geçip giderler.”

Bu yüzden Ramsey ve çalışma arkadaşları, yüksek-enerji X-ışınlarını toplayabilecek sıradışı bir ayna yaptılar.

Ramsey’sin takımı geçtiğimiz günlerde bir balonla, New Mexico’dan fırlatılan HERO (High Energy Replicated Optics) kod adlı cihazı denediler. Balon HERO’yu Dünya atmosferinin %99’una kadar taşıdı; Uzaydan gelen X-ışınlarını bu noktadan toplaması mümkün. Veri analiz ediliyor ve sonuçlar yakında açıklanacak; takım dört gözle, daha önce görülmemiş kozmik görüntüleri bekliyor.

HERO takımı, Fort Sumner’daki Columbia Bilimsel Balon Servisi uzmanlarından, bu devasa balonları fırlatmak için destek alan pek çok bilimsel grupatan bir tanesi. Helyum gazı kullanılan, HERO’nun balonu yükseldikçe şişiyor. Tam şişme durumuna ulaştığında 240 metre genişliğe ulaşıyor ve kargodan 480 metre yukarıda yükseliyor. Balonları, balon hizmet mürettebatı şişirip fırlatıyor, izliyor ve iş bitince paketliyor. İdeal rüzgar durumu (az ya da hiç) mayıs ve eylül aylarında sağlanabiliyor. Fort Sumner bu zamanlarda balon işi için mükemmel bir bölge.

Columbia Bilimsel Balonu
Üstte: HERO stratosfere giderken.

HERO’nun aynasının garip bir şekli var. 96 adet tüpe benzer ayna, belli yerlerden sıyırılarak, soğan katmanları gibi yerleştirilmiş. Bu özel şeklin nedeni, yüksek enerjili X-ışınlarının bizim hergün diş fırçalarken karşısına geçtiğimiz aynaların içinden geçip gitmeleri. Yüksek enerjili protonları geçerken yakalamak amacıyla, aynalar açılı olmalı.

Kaynak: science.nasa.gov

kuzey buzullarında erime rekoru

Geçen hafta uydulardan alınan veriler, kuzey buzullarının, ölçümlerin yapıldığı son 30 yılın en düşük seviyesinde olduklarını gösterdi.

Aşağıdaki, 200’e yakın uydu fotoğrafının birleştirilmesiyle oluşmuş mozaik görüntüde, açık yeşil alanlar su buzullarını göstermekte.

Danimarka Ulusal Uzay Merkezi’nden Leif Toudal Pedersen’in bildirdiğine göre, bu yıl ki görüntülerde yaklaşık olarak 3 milyon km kare alanı kaplayan kutup buzulları, 2005 ve 2006 yıllarında yapılan ölçüm değerlerine göre 1 milyon km kare küçülmüş. Geçtiğimiz 10 yılda, yıllık buzul küçülmesinin ortalama 100 bin km kare olduğu düşünülürse, 1 milyon km karelik kayıp sıradışı bir değer.

Bir yıl içindeki değişimin bu kadar sıradışı olmasına sebep olarak, yazın erimenin daha erken başlaması gösteriliyor. Buzlar daha erken erimeye başlayınca, erime daha uzun sürüyor; bu da normalden fazla erime demek. Erimenin boyutları öylesine büyük ki; normalde buzların geçit vermediği noktalarda buzullar çekilince, normalde varolmayan yeni bir rota ortaya çıkmış durumda. Resimde gösterilen açık turuncu çizgi, Kanada’nın kuzeyinden yol alınabilecek rotayı gösterirken, mavi çizgi ile belirtilen rota ise sadece Sibirya’nın kuzeyinde tıkanıyor (kesik çizgili bölüm).

Kutup bölgeleri iklim değişikliğine karçı çok hassas. BM’nin Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, bu bölgelerin sıcaklık artışlarına karşı oldukça savunmasız olduğunu ve 2070 yazında buzulların tamamen gidebileceğini gösterdi. Halihazırda başka biliminsanları bu seviyeye 2040 yılında ulaşılabileceğini savunuyor.

kaynak: esa