kuş bakışı felaket

Dev petrol şirketlerinden BP’ye ait olan bir petrol platformunda meydana gelen kazanın bilançosu her geçen saniye artıyor. 20 Nisan günü, 11 işçinin ölümüne de sebep olan bir patlamayla fitili ateşlenen felaket, platformun batıp, petrolün parçalanan borulardan serbestçe körfeze boşalmasıyla tarihin en ciddi petrol kazasına dönüştü.

İflas edebileceği söylenen BP’nin tüm çabaları henüz sonuç vermiş değil. Petrol sızıntısının sonuçları ise uzaydan rahatça seçilebiliyor:

Yukarıdaki görüntü NASA’nın Aqua uydusuna ait. Kuzeyde ABD kıyıları görülüyor. Deepwater Horizon adlı petrol platformunun yeri de haritada işaretlenmiş ve dağılan petrol (oil) rahatça seçilebiliyor.

Daha yüksek çözünürlüklü görüntüye (11 Mb) buradan ulaşılabilir.

kaynak: earthobservatory.nasa.gov

Hayat

Uzayın her köşesi, içinde kendi gizlerini barındırmakta. Her yeni araştırma bunları açığa çıkartmak için yapılıyor, çözülen yeni gizler, yeni soruları da beraberinde getiriyor aynı zamanda. Evrenin her  köşesinde ayrı güzellikler var ama bunlar genel olarak birbirine benzemekte ve hiçbir şey eşsiz gibi gözükmemekte; ne güneşimiz, ne gezegenler, ne bulutsular.. Hayat ise en azından şimdilik bunların dışında kalıyor.

Henüz bir eşine rastlayamamış olsak da bizlere oldukça sıradan gözüken ve hoyratça zarar vermekten çekinmediğimiz canlı çeşitliliği evren içinde bir evren adeta. Hayat hakkında bugünden itibaren yeni bir belgesel başlıyor: Hayat (Life). Toplam 4 yılda hazırlanmış olan BBC yapımı belgesel 10 bölümden oluşuyor ve 130 farklı canlının hayatta kalmak için geliştirdiği taktikleri anlatıyor. Saat 21.00’da NTV kanalında yayınlanacak belgeselin Türkçe seslendirmesini ise Tuncel Kurtiz yapmış.

kaynak: belgesel.name | ntvmsnbc.com |

zeytin molası

Gündoğdu’da zeytin hasadına katılmak için site işlerine yaklaşık bir hafta  ara vermiştim. Zeytinleri topladım, yağlarını sıktırdım, geri geldim..  Gelir gelmez de ben buralarda yokken gökbilim cephesinde neler olmuş diye arşivleri inceledim ve önemli gördüğüm haberleri özetledim:

LCROSS uzayaracının – hani şu NASA’nın Ay’ı bombaladığı – gönderdiği verilerin sonuçları açıklandı. Buna göre uydumuzun sandığımız kadar kurak olmadığı anlaşıldı. Daha önce de yüzeyinde mikro düzeyde su olduğu kanıtlanmıştı.

Ay’daki su varlığı, uydumuz üzerindeki insanlı uzay çalışmaları için oldukça önemli. Dünyada bolca bulunan suyun uzaya çıkartılması çok masraflı. Eğer Ay’daki su kaynakları kullanılabilirse, dünyadan oaya su taşıma zahmetinden kurtulacağız. Ay’daki su, bileşenleri olan hidrojen ve oksijene ayrıştırılarak uzayaraçlarında yakıt olarak kullanılabilme potansiyeline de sahip. Bu da Ay’da yapılacak uzay çalışmalarında maliyetleri düşürmekte önemli bir fırsat sağlayacaktır. Suya sahip Ay, Mars için çok daha iyi bir sıçrama tahtası olacak.

kaynak: science.nasa.gov |

İstanbul’daki kötü havalara denk geldiği için güzel bir güneş lekesini gözlemleme şansını kaçırmıştım. 1029. Gerek çalışmaktan gerekse bulutlardan dolayı güneş ne alemde diye bakmaya fırsat bulamadım. Atmosfer şartlarından bağımsız SOHO uydusu ise 12 ve 13 kasım tarihlerinde çektiği görüntülerden şu hareketli görüntü oluşturulmuş:

1029 Güneş’in diğer tarafındaki yolculuğunu sürdürmekte. Gözden kaybolalı iki hafta geçmiş. Şimdilerde tekrar görünür olmanın arifesinde. Eğer havalar da müsade ederse bu kez 1029’u görebileceğiz.

kaynak: spaceweather.com | Bir de eski yazılarım var: bu ve bu.

NASA’nın deneme fırlatması yaptığı Ares-I roketi, Time Magazine’ce “2009’un en iyi buluşu” seçilmiş. Time’ın “2009’un en iyi 50 buluşu” listesinde yer alan buluşların bir kısmı şunlar: “görünmez yıldızlar için teleskop“, “kanatsız fan”, “ışınlama”, “Sky King” adındaki tüm zamanların en iyi kağıt uçağı; evet, NASA’nın teknoloji harikası roketi bir kağıt uçakla kıyaslanmış.

kaynak: universetoday.com | time.com |

CERN’de bir türlü başlayamayan Büyük Patlama Deneyi, LHC (Large Hadron Collider – Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) gelecek hafta başlayacakmış. En son teknik aksaklık sebebiyle deney ertelenmişti.

Bu arada CERN’de görevli Türk bilim insanı Kerem Cankoçak’ın HaberTürk’te röportajı çıkmış. Gündoğdulu Kerem Hoca bu yaz köyümüzde CERN’deki deneyle ilgili bir sunum yapmıştı.

kaynak: wired.com | haberturk.com | gundogdukoyu.com |

Planetary Society astronom Carl Sagan’ın 75. doğumgünü anısına, uzaya güneş ışınlarının gücüyle yol alacak uzayaraçları yollayacağını duyurmuş. Duyuruya göre proje 2010 yılının sonunda başlatılacak. Planetary Society birkaç yıl içinde 3 farklı güneş yelkenli uzayaracını uzaya göndermeyi planlıyor.

LightSail-1 adlı ilk araç dört adet üçgen yelkene sahip olacak [aşağıda]. Uçurtmaya benzeyen bu araç Dünya’dan 800 km uzaklıkta yelkenlerini açacak ve Güneş’ten gelen fotonların gücüyle yol alacak. 800 km yükseklik, sayesinde araç Dünya’nın sürtünmeye neden olan üst atmosferinden yeterince uzak olacak. Uzay yelkenlisi yalnızca  yörüngede kalmasını sağlayan dünyanın çekim gücüne ve yörünge enerjisini arttıracak güneş ışınlarının basıncına maruz kalacak.

İlk olarak Kepler’in “güneş rüzgarlarıyla seyehat” fikriyle ortaya çıkan güneş yelkenleri uzun yıllar bilimkurgu olarak kalmıştı. Bu ilginç tasarımlı araçları gerçeğe taşıyansa mylar adı verilen bir malzeme oldu. Çok güçlü olmayan güneş ışınlarıyla hareket sağlayabilmek için geniş ve hafif yelkenlere ihtiyaç var. Ağırlığına göre oldukça sağlam olan mylar güneş yelkenleri için ideal bir malzeme. olma özelliğine sahip.

Lightsail-1, 32 metre kare yelken alanına sahip olacakmış. Birinci LightSail başarılı olursa LightSail 2 projesiyle Dünya’nın ötesine ulaşılmaya çalışılacak. Son olarak da dünyadaki güç sistemlerine zarar verebilen güneş fırtınalarına karşı erken uyarı istasyonu vazifesi görecek LightSail 3 görevi gündeme gelecek.

kaynak: universetoday.com | planetary.org |

Geçen hafta içinde gerçekleşen bir diğer gelişme ise bir faciayı sessiz sedasız atlatmamız. 2009 VA adı verilen bir göktaşı Dünya’nın 14.000 km yakınından geçip gitmiş. İşin ilginç yanı bu cismin Dünya’ya yakın geçişinden sadece 15 saat önce belirlenebilmesi. 7 metre çapındaki 2009 VA gibi göktaşları her iki yılda bir Dünya’nın çok yakınından geçiyor ve beş yılda bir de isabet kaydedip Dünya’ya düşüyorlar!

13 ay önce 2008 TC3 adlı bir göktaşı Afrika’da kalabalık olmayan bir alana düşmüş.

kaynak: universetoday.com |

Son olarak da NASA 2012 şarlatanlarına ayar vermiş. Fakat bu konuyu daha geniş incelemek için  sonraya bırakıyorum.

Maya yokoluşunun sorumlusu: yerel ısınma

Orta Amerika’da 1200 yıl kadar önce, MS 900’e kadar Maya uygarlığı hüküm sürüyordu.

Şehirleri bazı modern kentler kadar kalabalıktı. Nüfus yoğunluğu 770 kişi/km kare (2000 kişi/mil kare) seviyesine kadar gelmişti. Kırsal alanda da bu değer 154’e kadar ulaşıyordu.

Fakat ansızın, Maya coğrafyasına derin bir sessizlik çöktü. Uygarlıklarıyla beraber, Mayaların nüfusları da keskin biçimde düşmüştü. Ardlarında sessiz şehirler bırakıp tarih sahnesinden çekildiler.

Peki Maya uygarlığının bir anda çöküp yok olmasına neden olan neydi?

Emekli arkeolog Tom Sever’e göre Mayalar’ın sonunu yine kendileri getirmişti.

Mayalar genel olarak kendi çevreleriyle uyum içersinde yaşayan bir uygarlık olarak tasvir edilir. Fakat Sever, Mayaların da diğer medeniyetler gibi, ormansızlaşmaya gittiğini söylüyor.

Bu insanlar ağaçları, tarım alanları açmak ve günümüze kadar ayakta kalan şehirlerinin inşasında kullandıkları harçları hazırlamakta kullanılan yakacak eldesi için kesiyorlardı. Sever bunu şu şekilde açıklıyor:

muazzam tapınaklar, su hazneleri ve anıtlarını yapmakta kullandıkları sadece 1 metre karelik kireç harcı yapmak için, kullandıkları kireç taşını ısıtmada 20 ağaç yakmak zorundaydılar

Sadece 1 metre kareyi birleştirmek için 20 ağaç.. Keşke güneş enerjisini bu işte kullanmanın bir yolunu bulsalardı! Mayaların gösterişli binalar yapmak konusunda günümüz insanından aşağı kalır yanı yokmuş. Aşağıdaki yapıyı inşaa etmek için kaç ağaç harcanmıştı acaba:

Sever ve ekibi bilgisayar canlandırmaları (simülasyon) kullanara, ormansızlaşmanın hasat verimine olumsuz etkilerinin modelini çıkartmışlar. En kötü ve en iyi senaryolar için, yüzde 100 ve sıfır ormansızlaşma için uygulanan modeller arasındaki fark çarpıcı. Ormanların kaybı, 3-5 derecelik sıcaklık artışına ve yağışların yüzde 20-30 azalmasına neden oluyor.

Yine de mekanizmayı tam olarak açıklayabilmek için daha fazla araştırma gerekli.

Mayalar günümüzde de kullanılmakta olan bir yöntemle tarım yapıyorlardı. Buna göre tarım alanı açmak için yaktıkları ormanlık bölgede 1-3 yıl boyunca tarım yapıyor, ardından -verim azaldığı için- başka bir orman alanına yöneliyorlardı. İlk ağaçsızlandırılan yer ise 15 yıl zarfında eski haline dönüyor.

Artan nüfus ve yiyecek baskısıyla ağaç yakımı artınca, ormanlar kendini yenileyemez hale geldiler.

Sonuçta yukarıda gösterildiği şekilde bir döngü oluştu. Besin yetersiz kaldıkça yeni tarım alanları açmak için ormansızlaşma artıyordu. Ormanların azalması, Mayaların yaşadığı yerel çevrede sıcaklığın artmasına ve yağışların azalmasına neden oluyordu. Bunu hasat veriminin düşmesi izliyor ve döngü başa dönüyordu.

Elbette bir uygarlığı dizlerinin üstüne çökmesi için pek çok faktör etkili olmalı. Ancak ormanların kaybı, Mayaların sonunun gelmesinde yardımcı olmuş gibi görünüyor.

Mayaların yokoluşu, bu haliyle Paskalya Adası’ndaki uygarlığın yokoluşunu andırıyor. Orada da insanlar büyük heykeller [aşağıda] dikmek için ağaç kullanıyorlardı. Aşırı kesim, onların da sonunu getirdi. Görüldüğü gibi insan faliyetleriyle doğanın aşırı tahrip edilmesi ve iklim değişikliği bir uygarlığı yokedebilecek güçte yıkımların yolunu açabiliyor. Günümüzde daha büyük çaplı iklim değişikliğiyle yüzyüze olan bizlerin daha bilinçli hareket etmesi gerekiyor.

Mayalar asırlar önce gitti. Şimdi, en azından takvimleriyle moda oldular. Malumunuz birkaç senedir Maya takviminin sonu olan 2012 yılının tüm Dünya için bir felaketin başlangıcı kabul ediliyor. Peki kendi sonunu kendi hazırladığının farkına varamayan Mayalar, acaba gerçekten de kendilerinden asırlar sonraki kıyameti doğru şekilde öngörebilmiş olabilirler mi?

kaynak: Science@NASA | vikipedia |

sıfır noktası

Sıfır noktası (ground zero) sesli sözlükte bir nükleer silahın infilak noktasında veya bu noktanın dikey olarak altında veya üstünde kara veya su sathı üzerinde bulunan nokta olarak tanımlanmış. Ekşi‘de farklı tanımlar da mevcut. 11 Eylül saldırısı sonrasında ikiz kulelerden geriye kalan boşlukla, alkollü bir kokteyl mesela.

Ama bu sitede kesinlikle bir nükleer saldırının merkezi anlamında kullanılıyor!

carloslabs.com sitesinde geliştirilmiş olan Ground Zero II adlı bir uygulama sayesinde, Google Earth haritası üzerinde istediğiniz bir noktada (sıfır noktası!) nükleer silahların etkilerini test edebiliyorsunuz.

Silahlar, varlığı kesin olmayan, Rusların evrak çantasına sığdığı iddia edilen atom bombasıyla başlıyor. Ardından yine varlığı kesinleşmemiş, Kuzey Kore tarafından test edildiği iddia edilen 9 kilo tonluk bomba geliyor. Ondan sonra tarihte ilk ve son kez bir savaşta kullanılmış olan Küçük Çocuk (Little Boy) ve Şişman Adam (Fat Man) adlı ABD’nin atom bombalarıyla devam ediyor. Tahrip gücüne göre devam eden sıralamada günümüzde hâlâ orduların envanterinde binlercesi bulunan fisyon bombaları bunları takip ediyor. Daha sonra füzyon yani hidrojen bombalarıyla tahrip gücünüz iyice artıyor ve Sovyetler’in Çar adlı, şimdiye kadarki en güçlü hidrojen bombasıyla doruğa çıkıyor. En son seçenek ise tanrıyı oynamak isteyenler için: dinozorları yok ettiğine inanılan büyükçe bir göktaşı darbesi.

Saldırıları sıcaklık, basınç ve rüzgar yönünü de ayarlayabilecek şekilde nükleer serpinti yönünden inceleme imkanı da verilmiş.

Size son olarak, dünya üzerinde nükleer silah denemeleri yapmaya başlamadan önce Isaac Asimov‘dan şu kısa öyküyü tavsiye ediyorum.

Isaac Asimov