Yaşamaya Dair – 3

Bu dünya soğuyacak, yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından, mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, yani bu koskocaman dünyamız. Bu dünya soğuyacak günün birinde, hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. Şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya “Yaşadım” diyebilmen için… Nâzım Hikmet

Uludağ İstanbul’dan gözükür mü?

Evet gözükür. Kısa cevap bu ama hadi biraz hesap kitap yapalım:

Dünya mükemmel bir küre değildir ama hesabı kolaylaşıtrmak adına öyle olduğunu varsayıp yarı çapını 6,378,137 metre kabul edelim. Gerçekle aradaki fark çok küçük olduğundan bunu yapmamızda herhangi bir sakınca yok; sonucu etkilemeyecektir.

ufuk mesafesi hesaplama aracı için tıklayın

Şekilde C Dünya’nın merkezini, H ufku, O gözlemcinin bulunduğu noktayı temsil ediyor; Dünya’nın merkezi (C), gözlem yüksekliği (O) ve ufuk (H) noktaları bir dik üçgen meydana getiriyor. Dünya’nın yarı çapı (r) ve deniz seviyesinden gözlem yüksekliği (v) bilindiği için, Pisagor teoremini kullanarak ufkun uzaklığını (OH) hesaplayabiliriz:

r2 + OH2 = (r+v)2

Örneğin deniz kıyısındaki bir rıhtımda durup ufka baktığınızda, göz hizanızın deniz seviyesinden 3 metre yüksekte olduğunu varsayarsak, ufuk durduğunuz noktadan 6.2 km uzakta olacak. Bu mesafenin ilerisindeki cisimler, eğer yeterince yüksekte değillerse yani ufkun altında kalıyorlarsa görülemeyeceklerdir.

İsterseniz kendi belirleyeceğiniz yüksekliğe göre ufkun uzaklığını veren hesaplama aracını kullanabilirsiniz.

Bu hesapla İstanbul’daki yüksekliğimizi 30 m civarı kabul ederek (Yarımada’nın ortalama rakımı) ufkun uzaklığını 19-20 km olarak buluruz. Şüphesiz Uludağ daha uzakta. Görülebilmesi için uzaklık ve yüksekliğine göre çözüme yeni bir hesap eklemek gerekir.

ya da

gözlem noktası olarak Uludağ’ın zirvesini kabul edip, buranın ufukunu hesaplarız. Bu ufkun içinde kalan ve teorik olarak görülebilir her nokta aynı zamanda Uludağ’ı görüyor demektir. Uludağ’ın zirvesi 2543 m yükseklikte. Yukarıdaki hesapla Uludağ zirvesinin ufuk uzaklığını 180 km olarak buluruz. İstanbul’un uzaklığı ise yaklaşık 105 km. Bu da Uludağ’ı teoride görebileceğimiz anlamına gelir.

Pratikte ise atmosfer çoğunlukla buna izin vermez. Hava şartlarının izin verdiği sayılı günlerde bu fırsat iyi değerlendirilmeli.

Maltepe sahilinden kendi çektiğim Uludağ fotoğrafı.

kaynaklar: Distance to the Horizon Calculator | wikipedia |

Yaşamaya Dair

...

Bu dünya soğuyacak, 
yıldızların arasında bir yıldız, 
                       hem de en ufacıklarından, 
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, 
                       yani bu koskocaman dünyamız. 

Bu dünya soğuyacak günün birinde, 
hatta bir buz yığını 
yahut ölü bir bulut gibi de değil, 
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 
                       zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 

Şimdiden çekilecek acısı bunun, 
duyulacak mahzunluğu şimdiden. 
Böylesine sevilecek bu dünya 
"Yaşadım" diyebilmen için... 

                                        Nazım Hikmet

son ormandan geçen yol

26428042324_d48075dd2a_z

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda görevli astronotlardan Tim Peake’in 25 Nisan 2016’da çektiği İstanbul fotoğrafı. Şehir Karadeniz tarafından görülüyor. Böylece Kuzey Ormanları dediğimiz, şehrin son ormanlık bölgeleri ve 3. köprü çalışmalarının buralara nasıl zarar verdiği rahatça görülüyor. Evvelden köprü ve yollar “trafiği rahatlatacak” bahanesi ile savunuluyordu. Günümüzde ise İstanbul’un kuzeye, sahip olduğu son ormanlara doğru genişleyeceği saklanmıyor.

Saray’da yıldız partisi!

Boşuna heveslenmeyin, biz de havalar hâlâ ‘bulutlu‘. Haberin kaynağı ABD.

Uluslararası Astronomi Yılı olarak kabul edilen 2009 senesinde ABD başkanı Barack Obama, Beyaz Saray* (White House) tarihindeki ilk yıldız partisini düzenlemişti. Konuklar arasında efsanevi astronotlar Buzz Aldrin, Sally Ride, Mae Jemison ve John Grunsfeld olduğu halde Obama en sıcak ilgiyi bir üstnova ve bir atarca (pulsar) keşfeden iki astronoma gösterdi. Bu iki kişi o yıl henüz liseden mezun bile olmamıştı.

President Barack Obama looks through a telescope during the Astronomy Night event on the South Lawn of the White House, Oct. 7, 2009. (Official White House Photo by Chuck Kennedy) This official White House photograph is being made available only for publication by news organizations and/or for personal use printing by the subject(s) of the photograph. The photograph may not be manipulated in any way and may not be used in commercial or political materials, advertisements, emails, products, promotions that in any way suggests approval or endorsement of the President, the First Family, or the White House.
2009’dan bir kare

Yıllar sonra bu yıldız partisi tekrar edildi. 19 Ekim’de Beyaz Saray’a uzay ve astronomi alanından bilim insanları ve düşünürler tekrar davet edildi ve yine davetin baş konukları öğrenciler ve öğretmenler oldu. Obama, açılış konuşmasında Carl Sagan’ı andı:

Carl Sagan bu ülkenin hayal gücünü ve dış uzayın derinlikleri hakkındaki merak duygusunu arttırdı.


obama

kaynak: astronomy.com |

* ABD başkanlarının ikamet ettiği ve çalışmalarını yürüttüğü White House, Türkçe Beyaz Ev demek. Lakin zamanında kimilerini Amerikan hayranlığıyla karışık "başkan evde değil sarayda olur" mantığıyla Beyaz Ev'i, Türkçe'ye Beyaz Saray olarak geçirdiler.

Okul Gözlemevleri Sempozyumu

okul-gozlemevleri-sempozyumu-2015

Gökbilime olan ilgi yetersiz olmasına karşın belli bir iyileşmeden de bahsetmek mümkün. Bunu, özellikle özel okullarda ve kimi devlet okullarında gözlemevlerinin açılmasında görebiliyoruz.

Denizli Nalan Kaynak Anadolu Lisesi'nde Türkiye'nin ilk okul gözlemevini kuran Tahsin Demirciler de sempozyum konuşmacıları arasında
Denizli Nalan Kaynak Anadolu Lisesi’nde Türkiye’nin ilk okul gözlemevini kuran Tahsin Demirciler de sempozyum konuşmacıları arasında

Fakat gözlemevi kurmakla iş bitmiyor. Eğitim için uygun koşulları sağlayıp doğru bir eğitim planı yapmak da şart. İşin bu kısmında sık örnek bulunmadığı için idareciler kendilerini bilinmezler içersinde bulabiliyor.

Bu konuda eğitimcilere destek olmak ve konuyu tecrübe etmiş kişilerin deneyimlerinden faydalanmalarını sağlamak amacıyla, Akdeniz Üniversitesi bünyesinde, TÜBİTAK ve MEB’in katkısıyla kasım ayındaOkul Gözlemevleri Sempozyumu düzenleniyor.

13-15 Kasım 2015 tarihlerinde Antalya Portobello Otel‘de düzenlenecek olan sempozyuma son başvuru tarihi 15 Ekim 2015. Başvuru hakkında gerekli bilgileri bu bağlantıdan öğrenebilirsiniz.

Konuşmacılar

  • Prof. Dr. Dursun KOÇER (İstanbul Kültür Üniversitesi)
  • Prof. Dr. Zeynel TUNCA (Ege Üniversitesi )
  • Prof. Dr. Ethem DERMAN (Ankara Üniversitesi)
  • Prof. Dr. Serdar EVREN (Ege Üniversitesi)
  • Doç. Dr. M. Sami TANER (Akdeniz Üniversitesi)
  • Uzm. Astr. Kadir ULUÇ (TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi)
  • Tahsin DEMİRCİLER (Denizli Nalan Kaynak Anadolu Lisesi)
  • Ümit Fuat ÖZYAR (Aksaray BİLSEM)
  • Mert KOÇER (Kuşadası Atatürk Ortaokulu)
  • Uğur İKİZLER (ATM Türk)

Aziz Sancar Nobel Kimya Ödülü’nün kazananlarından biri oldu

aziz-sancar

Türkiye doğumlu (Mardin – Savur) biliminsanı Aziz Sancar, Amerikalı Paul Modrich ve İsveçli Tomas Lindahl ile birlikte 2015 Nobel Kimya Ödülü’nü kazandı.

Üçlü, canlı hücrelerin, bozulan DNA kısımlarını nasıl tamir ederek, genetik bilgilerini koruduklarını açıklayan çalışmaları ile ödüle layık görüldü. Mekanizmanın işleyişini Bilimin Sesi sitesinde okuyabilirsiniz.

Bir TV programında çalışmalarının 5-10 yıl içersinde kanser araştırmalarında kullanılabileceğini belirten Sancar, Türkiye’de aldığı eğitimle ilgili de şunları söyledi:

Türkiye bana iyi bir eğitim vardı. Yüksek seviyeli bir öğretim aldım. O beni bilim yapamaya hazırladı. O bakımdan ben Türkiye’ye ve memleketime minnettarım. Türkiye’ye olan duygularım sonsuzdur. Bu ödül benim için önemli ama Türkiye için aldığım için ayrıca önem taşıyor.

Ödüllü çalışmanın Türkiye’de yapılmamış olması bir eksiklik olarak görünse de Türkiye’den bir biliminsanının böylesi bir başarıya ulaşabilmesi mutlaka birileri için ilham kaynağı olacaktır. Yurttaşına güvenen, mucit değil ille de ara eleman olsunlar demeyen bilimsel, eşitlikçi bir eğitim politikası başarının anahtarı olacaktır.

uzaydan görülebilen sınır

pakistan-hindistan-siniriHindistan-Pakistan sınırı; gece.

Pek çoklarının sandığının aksine uzaydaki astronotlar ne piramitleri ne de Çin Seddi’ni görebilirler. Yörüngeden görülebilen insan eseri tek bir şey vardır: Işık!

Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki astronotlardan biri çekilmiş bu fotoğrafı.

Sol alt köşede, Umman Denizi’ne açılan liman şehri Karaçi, bir ışık kümesi şeklinde görülüyor. 1.160 kilometre ötedeki Himalayaların eteklerinden doğan İndus Nehri ince bir ışık demeti olarak kuzeyden Umman’a dökülmek için, Karaçi’ye uzanıyor. Etrafına serpilmiş ışıklar ise beslediği bereketli İndus Vadisi’ne dağılmış yerleşim yerleri.

Sağda uzanan turuncu ışık hattı ise Hindistan-Pakistan sınırı. Sınır anlaşmazlığı olan iki devletin kesişim hattı, Hindistan tarafından güvenlik için yakılan lambalarla aydınlatılmakta. 1,4 milyar insanın hâlâ elektriğe kavuşamadığı bir Dünya’da, koca bir şehri aydınlatabilecek enerjinin insanlara kapalı bir alanı aydınlattığını görmek, insanı askeri harcamalar konusunda bir kere daha düşünmeye itiyor.

fencing constructed along the indo - pakistan border - fao chris

Bir asker olan Büyük İskender de 2 bin yıldan daha uzun süre önce, MÖ 327’de, fetih için İndüs düzlüklerine gelmişti. Ordusuyla beraber aylarca zaman harcayarak İndus Vadisi’nin başladığı yerden Karaçi’nin yakınlarına kadar indi. Burdan sonra Mezopotamya’ya ulaşmak için çöl yürüyüşüne başladılar.

Uzay istasyonu bu bölgeyi sadece 3 dakika içersinde katetti.

kaynak: earthobservatory.nasa.gov

marmara denizinde fitoplankton patlaması

marmara_fitoplankton

Bu uydu fotoğrafında Marmara Denizi’ni görüyorsunuz. Sağ üst köşede beton yüküyle İstanbul kendini belli ediyor, az aşağısında Prens Adaları, daha da aşağısında Yalova. Sol üst köşe Marmara Ereğlisi, güneyde bütün azametiyle Kapıdağ duruyor.

Fotoğrafta görülen ipliksi ağlar, deniz akıntılarıyla sürüklenen mikroorganizma topluluklarından başka bir şey değil.

Karadeniz ve Akdeniz’in kesişim noktası olan Marmara’da, tıpkı Karadeniz’deki gibi yüzey tabakası daha az tuzluyken dip kısımları daha tuzlu bir halde. Yüzey kısmı Karadeniz’den gelen akımla ve nehirlerle besleniyor. Okyanusun 2/3’ü seviyesindeki tuzluluk oranı bitki-benzeri (ototrof) organizmaların –fitoplanktonlar– rahatça çoğalmasına olanak sağlıyor.

Fitoplankton adı Yunanca “bitki” anlamına gelen φυτόν (phyton) kelimesi ile “gezici” anlamına gelen πλαγκτός (planktos) kelimesinden geliyor. Bu canlılar da tıpkı bitkiler gibi fotosentez yapıyorlar.

Fitoplankton patlamasının esas sorumlusu ise çoğunlukla kirlilik kaynaklı besin (nütrient) bolluğu. Örneğin nehirlere karışan gübre kimyasalları, deterjan artıkları ve elbette insan faaliyetleri. Doğada çözülmeyen atıklar kadar çözülenler de problem yaratıyor.

Bu kare, Landsat 8 uydusundaki Operasyonel Yer Görüntüleyici (Operational Land Imager) ile 17 Mayıs 2015 tarihinde yakalanmış.

Sarı-yeşil ve kırmızı-mor renkler farklı türlere işaret ediyor. Sadece planktonların yoğunluğunu göstermekle kalmıyor, etrafı karalarla çevrili Marmara Denizindeki girdap ve akıntıları da ortaya çıkartıyor. Eğer büyük resme bakarsanız, gemilerin güzergahlarındaki iplik hatlarında bıraktıkları izleri bile görebiliyorsunuz.

Deniz Bilimleri Enstitüsünden Barış Salihoğlu ve İstanbul Üniversitesi’nden Ahsen Yüksek’in belirttiğine göre planktonların çoğunluğunu Prorocentrum micans ve Noctiluca scintillans türleri oluşturuyor. Denizden örnekler alarak yaptıkları çalışmalar neticesinde bu iki bilim insanımız önce Prorocentrum’un nüfus patlaması yaşadığını, sonrasındaysa Noctiluca baskın hale geldiğini bulmuşlar.

Bu türler insan için doğrudan zehirleyici değil ancak denizdeki oksijeni tüketerek ötrofikasyon dediğimiz olaya sebebiyet verip daha büyük canlıların ihtiyaç duyduğu oksijen seviyesini aşağı çekebiliyorlar (kimi toplu balık ölümlerinin sebebi). Ayrıca balık solungaçlarımda birikerek ve amonyak miktarını arttırarak da denizde yaşayan diğer canlıların yaşamını olumsuz etkileyebilmekteler.

Kaynakta bir de şu ilginç not verilmiş: Noctiluca başlangıçta fotosentetik (fotosentez yapıyor) gibi davransa da sonradan ortamdaki diğer planktonları yiyerek heterotrofik tarafa geçiyor. Bu sırada rengi de değişmekte.

kaynak: earthobservatory.nasa.gov