Mars InSight fırlatıldı

NASA’nın yeni Mars görevi, Mars InSight (Interior exploration using Seismic Investigations, Geodesy and Heat Transport) bugün fırlatıldı. InSight’ın 26 Kasım 2018 günü Mars yüzeyine ulaşması planlanıyor.

Daha önce alıştığımız Mars gezginlerinin aksine Mars InSight, ineceği Elysium Düzlüğü denilen bölgede sabit biçimde görevini yerine getirecek. Mars’ın daha önce hiç araştırılmamış olan iç yapısını inceleyecek olan aracın etrafta dolaşmasına gerek yok.

InSight, Lockheed Martin’in temiz odasında test edilirken. 360 kg ağırlığındaki araca 450 Watt’lık güneş panelleri sağlayacak.

İçinde bir sismograf taşıyan InSight, Kızıl Gezegen’de sismik aktivite olup olmadığını ortaya çıkaracak. Böylece gelecekteki Mars kolonicilerinin depremle (diğer bir değişle Mars sarsıntısı) karşılaşıp karşılaşmayacağını öğreneceğiz. Ayrıca gezegenin çekirdek, manto ve kabuğunun kalınlık, yoğunluk ve diğer özelliklerine dair bilgi edineceğiz.

Bu görevin sadece Mars için önemli değil; elde edilen sonuçlar diğer karasal gezegenlerin oluşumuna dair yeni fikirler edinmemizi sağlayacak. Bu incelemeler için 5 metrelik sondaj gerçekleştirecek.

kaynak: insight.jpl.nasa.gov |

Uranüs’ün halkaları

Satürn’ün ihtişamına yetişemese de Uranüs’ün de halkaları var. Uranüs’ün çevresinde halka gördüğünü ilk beyan eden kişi 1789’da William Herschel oldu. Bu halkalar çok sönük ve koyu olduğundan bilim insanları Herschel’in halkaları görmüş olabileceğinden pek emin değiller.

Uranüs’ün halka yapısı 10 Mart 1977’de James L. Elliot, Edward W. Dunham ve Jessica Mink tarafından keşfedildi.

1977’de keşfedilen Uranüs halkalarının Rick Sternbach tarafından yapılmış tasfiri.

1978’de 9 halka tanımlandı. 1986 yılında ise bunlara Voyager 2 tarafından çekilen görüntüler sayesinde keşfedilen 2 halka daha eklendi. 2003-2005 yılları arasında, Hubble Uzay Teleskobu’nun çektiği fotoğraflardan 2 dış halka daha bulundu. Toplam 13 halkadan en içteki 38 bin km, en dıştaki ise 98 bin km yarı çaplı.

Uranüs’ün halkaları oldukça karanlık. Işığın ancak yüzde 2’sini yansıtıyorlar. Organik madde içeren su buzundan oluşuyorlar. Büyük kısmını ince tozların meydana getirdiği halkalardaki daha büyük cisimlerin çapı 0.2-20 metre arasında değişiyor.

Bilim insanları halkaların yaşının 600 milyon yılı geçmediği görüşünde. Muhtemelen bir zamanlar Uranüs’ün yörüngesinde dolanan  birkaç uydunun çarpışma sonucu parçalanmalarıyla, faciadan arta kalan malzemeyle vücut buldular.

Uranüs’ün en büyük 4 halkasının, Hubble Uzay Teleskobu’nun yakın-kızılötesi kamerasına yansımış hali. Ayrıca gezegenin etrafında 10 uydusu görülmekte. Görüntünün renkleri Erich Karakoschka tarafından oluşturulmuş. 8 Ağustos 1998.

Kaynak: en.wikipedia.orgphotojournal.jpl.nasa.gov |

Jüpiter’in Galileo Uyduları

İlk defa 1610 yılında Galileo tarafından keşfedildikleri için Jüpiter’in en büyük 4 uydusu, Io, Europa, Ganymede ve Callisto, kaşifleri anısına Galileo Uyduları/Ayları (Galilean Moons) olarak anılmaktadırlar. Bir dürbünle dahi (üç ayağa bağlamanız şartıyla; yoksa görüntünün titremesinden bir şey farkedemezsiniz) bu uyduları kolayca seçebilirsiniz. Zaten Galileo’nun teleskobu sizin elde edebileceğiniz en küçük gözlem aracından daha güçsüzdü.

Galileo’nun teleskobunun gözlem kabiliyeti düşük olmasına karşın keşiflerinin etkisi muazzam oldu. O dönemde herşeyin Dünya etrafında dönüğünü iddia eden Dünya merkezli evren modeli hakimdi. Başka bir gezegenin etrafında dönen aylar ise bu fikri sarsıyordu. Galileo ile başlayan gözlem ve keşifler sayesinde Dünya merkezli sistemin yanlışlığı ortaya çıktığı gibi bilimsel devrimin de önü açıldı. Jüpiter ve aylarını gözlerken bu tarihi hatırayı da aklınızda bulundurursunuz.

Galileo ayları

Io, Europa, Ganymede ve Callisto… İsimleri mitolojide Jüpiter’in (Yunanca: Zeus) aşk yaşadığı kadın karakterlerden geliyor. İsim babaları da Galileo’dan başkası değil.

Tüm Galileo Uydularının, tıpkı bizim ayımız gibi kütle çekim kilidi sebebiyle hep aynı yüzleri Jüpiter’e dönüktür. Yörüngeleri de senkron yörünge olarak tanımlanıyor.

Jüpiter’in bilinen aylarının sayısı 69. Kütle karşılaştırması yaptığımızda ise geri kalan 65 uydunun neredeyse hiçbir ağırlığı yok. Jüpiter’in tüm uydularının toplam kütlesinin neredeyse tamamı Galileo Ayları’ndan geliyor. Diğer uyduların toplam kütlesi, Jüpiter uydularının toplam kütlesinin yalnızca %0.003 (yüz binde üç)

Bu aylar oldukça büyükler. Hepsi Plüton’dan büyük; kimisi Ay ve Merkür’ü geride bırakıyor boyut olarak. Boyutlarının sıralamasını  fikir vermesi adına diğer yakın boyuttaki gökcisimleri ile birlikte şu şekilde yapabiliriz:
Mars, Ganymede, Titan, Merkür, Callisto, Io, Ay, Europa

Io

Io, Galileo aylarının Jüpiter’e en yakın olanı. Bizim ayımızdan %20 kadar daha büyük. Yüzeyinde yüzlerce volkan var. Zirvelerin ortalama yüksekliği 6 kilometreye ulaşıyor. Io’nun volkanik olarak bu kadar aktif olmasının sebebi Jüpiter’e çok yakın oluşu.

Io’nun gölgesi Büyük Kırmızı Leke üzerinden geçiyor.

Jüpiter’in muazzam gelgit etkisi Io’ya enerji sağlıyor. Daha detalı bilgiye Io yazısından erişebilirsiniz.

Europa

Europa, dışarıdan baktığınızda -220 derecelik yüzey sıcaklığı ile donmuş bir dünyadır. Yüzeyinin altında ise 100 km derinlikte tüm küreyi saran bir okyanus olduğu düşünülüyor. Su ile kaplı olması Europa’ya yaşam barındırma potansiyeli veriyor. Eğer hali hazırda bir canlılık yoksa bile günün  birinde bir insan kolonisi için uygun bir yerleşim yeri olabilir.

Europa. Telif: NASA/JPL-Caltech/SETI Enstitüsü

Jüpiter’den 670,900 km ortalama uzaklıktaki Europa’nın dolanım süresi 3 gün 13 saat 13 dakika (3,551 gün)

Ganymede

Tüm Güneş Sistemi’ndeki en büyük ve en kütleli uydu Ganymede’dir. Öyle ki Merkür gezegeninden bile %8 daha büyüktür. Diğer bir önemli özelliği ise manyetik alana sahip tek uydu oluşudur. Jüpiter’in etrafını ortalama 1,070,400 km uzaklıktan, kabaca bir haftada dolanır.

Ganymede. Telif: NOAA

Ganymede, yarı yarıya silika kayalar ve su buzundan oluşuyor. Oksijenden oluşan ince bir atmosfere sahip.

2022 yılında fırlatılması planlanan Avrupa Uzay Ajansı’nın JUICE uzayaracı Jüpiter’in diğer sulak uydularına yakın geçiş gerçekleştirdikten sonra Ganymede’in yörüngesine girecek.

Callisto

4821 kilometrelik çapıyla, Güneş Sistemi’nde Ganymede ve Satürn’ün Titan’ı ardından üçüncü büyük uydudur. Jüpiter’den uzaklığı 1,883,000 km ve dolanımını 16 günden biraz daha uzun sürede tamamlıyor.

Callisto da yaklaşık olarak yarı yarıya kaya ve su buzundan oluşur. Kraterlerle dolu yüzeyinde su buzu, karbondioksit, silikatlar ve organik bileşikler mevcut. Yüzeyinin altında ise sudan oluşan bir okyanus bulunması muhtemel.

Callisto. Telif: NASA/JPL/DLR

kaynaken.wikipedia/Moons_of_Jupiter |

Olympus Mons: güneş sisteminin en yüksek dağı

Güneş Sistemi gezegenlerindeki en yüksek dağ Mars’ta bulunan ve bir volkan olan Olympus Dağı’dır. Latince ismiyle Olympus Mons olarak da anılır. İsmini Antik Yunan mitolojisinde tanrıların yaşadığı aynı isimli efsanevi dağdan almaktadır. Dünya üzerinde aynı efsaneden etkilenerek Olimpus olarak adlandırılan birkaç dağ vardır (misal: Uludağ) ancak Mars’taki Oympus Mons yanında, Dünya’daki dağlar küçük tepeciklerden başka bir şey değildir.

Olympus Mons’un yüksekliği

Olympus Mons’un yüksekliği Mars’ın sıfır kot seviyesine ya da Mars küresel kıyas hattına (datum) göre 21,287 metredir.

Bahsettiğim sıfır kot seviyesi, Dünya’da kullandığımız deniz seviyesi teriminin yerine geçer. Mars’ta denizler olmadığı için bunun yerine kullanılacak başka bir referans yüksekliğin belirlenmesi gerekiyordu. Bu seviye bugün Mars ekvatorunun ortalama yüksekliği olarak kabul edilmekte.

 

Viking 1 uydusundan çekilen Olympus görüntüsü. Telif: NASA

Olympus Mons yüksekliğini Mars’ın sıfır kot seviyesine göre ele alırsak, 22.5 km yüksekliği ile Dünya’daki en yüksek doruk olan Everest‘in yaklaşık 2,5 katıdır.

yakından bakınca daha yüksek

Eğer Olympus’un yakınlarında bulunabilseydiniz, dağ sizin için daha yüksek gözükür. Olympus, kuzeybatısında 1000 kilometreden uzakta bulunan Amazonis Planitia adlı düzlük bölgenin seviyesinden 26,000 metre kadar yükselir.

Yüksekliği bu şekilde 26 km kabul edersek, Everest yerine okyanus tabanından yükselen Havaii’deki  Mauna Kea volkanıyla kıyaslamak daha doğru olur. Mauna Kea deniz seviyesinden  4,207 metre yükselir ancak okyanus tabanından yüksekliğini hesaplarsanız boyu 10 bin metreyi aşar. Buna rağmen Olympos Mons’un neredeyse 3’te 1’i boyundadır.

Olympus Mons sadece yüksek değil aynı zamanda geniştir de; genişliği 500-600 km arasında değişir. Toplamda ortalama olarak İtalya kadar bir alan kaplar; o da yaklaşık 300 bin km‘dir.

Mars’taki Olympus Mons volkanının boyutlarının Türkiye ile karşılaştırması. Olympos o kadar yüksek ki resimdeki gibi Dünya üzerinde olsaydınız uçakla etrafından dolaşmak zorunda kalırdınız.
Birleşik görüntü: ASTRO TÜRK Kaynak görseller: wikipedia

Yukarıdaki birleştirilmiş görselde Olympos Mons, Anadolu yarımadası üzerinde görülüyor. Belli bir hata payı var ancak oranlar aşağı yukarı bu şekilde.

Olympos kilometrelerce yükseklikte dik yamaçlara sahiptir. Hızlı bir şekilde yükselir ancak geniş zirvesi hafif eğimlere sahiptir. Volkan ağzındaki krater içinde göktaşlarının oluşturduğu iki tane çarpma krateri mevcuttur.

Neden bu kadar büyük?

Gezegenimizde, tektonik plakaların hareketi sayesinde volkanları oluşturan, yüzeye lav çıkışının mümkün olduğu noktalar zaman içersinde hareket ederler. Yüz binler, hatta milyonlarca yıllık süreçte, volkan sürekli aynı nokta üzerinde aktif kalmaz. Havaii adaları örneğinde olduğu gibi zaman içersinde farklı dönemlerde aktif hale gelerek Olimpos gibi bir mega dağ yerine, ard arda volkanlar oluşturur.

Ayrıca Dünya’da jeolojik etkilerle ortaya çıkan yükseltiler, atmosfer ve özellikle su döngüsünün etkisiyle erozyona uğrar ve zamanla aşınarak küçülmeye başlar. Çok zayıf bir atmosfere sahip olan Mars’ta bu tarz sınırlayıcı etki görülmediği için Olympus bu kadar büyük kalabilmiştir.

kaynaklar: wikipedia’da Geography of MarsMariner 9, Olympus Mons, | dunyalilar.org |

Cassini’nin Jüpiter Portresi

Jüpiter’i gerçek renkleriyle gösteren bu görüntü NASA’nın Cassini uzayaracı tarafından 29 Aralık 2000 tarihinde kaydedildi. Cassini takımı, ortalama 10 milyon kilometre uzaktan çekilen 27 fotoğrafı birleştirerek Jüpiter’in portresini elde ettiler.

Gezegen üzerindeki 60 km büyüklüğüne kadar ayrıntıları gösteren bu fotoğrafta görülebilen herşey elbette bulutlar. Dünya’daki tüm bulutlar su buharından oluşurken, Jüpiter’in bulutları amonyak, hidrojen sülfür ve sudan meydana gelir. Atmosferin farklı katmanlarında farklı cins bulutlar toplanır.

Dünya’dan sadece Ay, Venüs ve Merkür’ün evreleri görülebilir. Diğer gezegelerin ise evreleri görülmez. Diğer gezegenleri bu şekilde görüntüleyebilmek sadece gönderdiğimiz uzayaraçları sayesinde mümkün olabiliyor. Cassini uzayaracı 2017’de Satürn’ün atmosferine girerek görevini noktalamıştı.

Görüntü: NASA/JPL/Uzay Bilimi Enstitüsü

Kaynak: NASA

Mavi Bilye

7 Aralık 1972 tarihinde Ay’a yolculuk eden Apollo 17 mürettebatı tarafından, 29 bin km öteden fotoğraflanan Dünya. Bu görüntü “Mavi Bilye” (blue mearble) olarak adlandırılan meşhur bir ikondur.

Bu Apollo seferinde ilk kez uçuş yolu gezegenin güney kutup bölgesinin görülmesine olanak sağlıyordu.

Fotoğraf orjinalinde ters çekilmişti. Buna karşın çoğu zaman insanların alışkanlıklarına uygun olarak kuzey üstte oryantasyonuna uygun olarak sunulur.

Jüpiter’in bulutları

fırtına kuş bakışı görünüm.

Tanrıyı bilmenin en iyi yolu pek çok şeyi sevmektir

der ünlü ressam Vincent van Gogh. Girdap gibi birbirleri içine giren bu renkler ilk bakışta andırsa da ressamın tablosundan bir kesit değil. Ancak dediği gibi sevilmeyi hakeden güzelliğiyle Jüpiter’in devasa fırtınalarından birine ait.

Fırtına saat yönünün tersine dönmekte. Bulutlar ise birden fazla yükseklik katmanına dağılmışlar. Açık renkliler daha yüksekteyken daha koyu renkliler daha derindeki katmanlarda dolaşmakta. Fırtınanın parlak kolları içinde daha küçük bulutların bir kısmı resmin sağ tarafında gölgeler oluşmasına neden oluyor. Güneş ışınları soldan gelmekte.

Gaz devi Jüpiter ile Dünya’nın karşılaştırması

NASA’nın Juno uzayarcı tarafından, hedef gezegene 9. yakın geçisi sırasında çekilen fotoğraf Jüpiter’in kuzey yarıküresinden bir kesiti göstermekte. 24 Ekim tarihinde gezegenden 10.108 km uzaklıktan elde edilen görüntüde her piksel 10.6 km genişliğinde bir yüzeye denk geliyor.

Juno uzayaracı üzerindeki JunoCam isimli kamera ile elde edilen ham görüntü verileri JunoCam ağ sayfasına yüklenmekte. Dileyenler bu görüntüleri işliyorlar. Bu görüntüyü işleyip renklendirenler ise Gerald Eichstädt ve Seán Doran isimli gönünlüler olmuş.

Canlı renkli bulutlar ve gölgelerin genişlik ve uzunlukları 7-12 kilometre arasında değişmekte. Kuzey yarıküredeki bu bulutlar Juno’nun görütülediği diğer küçük bulutlara benzemekteler. NASA araştırmacıları hem küçük hem de büyük bulutların amanyok kristallerinin yukarı akımından oluştuğunu düşünüyorlar. Muhtemelen su buzu kristalleri ile karışık haldeler.

kaynak: NASA | space.com

Yıldızlı Gece – Vincent van Gogh

 

Satürn’ün altıgen fırtınası

Satürn’ün kuzey kutbundaki devasa altıgen yapı ilk olarak 1988’de, NASA’nın Voyager sondalarının 1980 ve 1981 yıllarında Satürn’den yakın geçişleri sırasında elde ettiği verileri inceleyen bilim insanlarınca keşfedildi. Gezegenin atmosferindeki bu garip oluşumun varlığı, yıllar sonra Satürn’e ulaşan Cassini uzayaracı ile teyit edildi.

Satürn’ün kuzey kutbundan, 78° kuzey enlemine kadar uzanan devasa altıgen yapının Güneş Sistemi’nde bir eşi daha görülmüş değil. Altıgenin her kenarı yaklaşık 13,000 km uzunlukta; Dünya’nın çapının 12,700 km olduğunu düşünürsek, İçine rahatça 4 Dünya’nın sığabileceği bu eşsiz atmosferik fenomenin boyutları daha iyi anlaşılabilir.

Satürn’ün altıgeni ile Dünya’nın boyutlarının karşılaştırması. (Bkz: Satürn – Dünya karşılaştırması)

Bu altıgen fenomene benzer bir şey daha önce hiçbir gezegende görülmemişti. 32,000 kilometre genişlikteki yapının, Satürn’ün kuzey kutbuna denk gelen merkezinde büyük bir fırtına gözü var. Onun çevresinde daha küçük girdaplar altıgene ters yönde dönmekteler. Bu küçük girdaplar da esasen 3500 km çapa erişebilmekte: Dünya’daki en büyük fırtınaların iki katı.

Dünya’daki büyük fırtınalar bir hafta içinde son bulurken, bu fırtınalar yıllardır hatta yüz yıllardır devam etmekte. Bilim insanları bunu Satürn’de fırtınaların enerjisini Dünya’daki gibi sürtünme yoluyla katı yüzeye aktaramamasına bağlıyor.

Satürn altıgeninin merkezindeki fırtınanın gözü.
Merkezdeki fırtınanın gözü (fotoğrafta gerçek olmayan renklerle gözüküyor) 2,000 km genişlikte ve bulutların hızı saatte 530 kilometreyi buluyor.

Voyager ve Cassini’nin bulut gözlemleri sayesinde Satürn’deki rüzgar hızlarını biliyoruz. Voyager ve Cassini gözlemleri arasında hız farkı var bu fark. Voyager daha hızlı rüzgarlar ölçmüştü. Bunlar yukarıda kesikli çizgiler ile gösterilmiş. En hızlı esen rüzgarlar gezegenin ekvator bölgesinde görülüyor. (şekilde 0 noktası ekvatoru ifade ediyor) Ekvatordan ilerledikçe batı ve doğu yönünde ilerleyen jet akıntılarına rastlıyoruz.

Ana Aguiar ve ekibinin yaptığı çalışma önemli olanın rüzgarların hızı değil, hızlar arasındaki fark olduğunu gösteriyor. Satürn atmosferinde birbirine komşu rüzgarlar arasında yukarıda göreceğiniz gibi büyük farklılıklar var. Bu farka akışkanın düzensiz davranışları, dahili dalgalar, hortumlar ve anaforlar sepep oluyor. Rüzgar hızı grafiğinde 78. kuzey enlemi civarı yüksek ve düşük hızların en dar alanda en sık görüldüğü bölge. Aguiar ve ekibine göre Satürn’ün garip atmosfer özelliği için burası bu nedenle uygun bir nokta.

Aguiar ve ekibi çalışmalarında rüzgar hızındaki aşırı farkların yüksk enlemdeki jetin dalga hareketi oluşturabileceğini ve gezegeni çevreleyen tam altı dalganın altıgeni nasıl kuracağını gösteren bir matematiksel modeli gözden geçirmiş. Bu dalga jet akımlarıyla tam olarak aynı hızda yayılır. Bunun anlamı altıgenin Satürn’ün dönüşüne göre neredeyse durağan gözükeceğidir. Dahası, ekip güney kutbu yakınında gözlenen rüzgar koşullarının kuzey kutup bölgesindekilerden yeterince farklı olduğunu gösteriyor.Bu, güney kutbunda altıgen oluşmadığı için araştırmacıların modelinin doğruluğunu destekleyen bir durum.

Telif: Ana Aguiar

İşin deney kısmında 10 cm derinliğinde ve 60 cm genişliğinde dönebilen bir tank hazırlamışlar. Tank, içinde bulunan bir kapak sayesinde eşmerkezli bölümlere ayrılmış. Kapağın içini ve tankın tabanını tankın dış kenarına göre farklı devirlerde döndürebiliyorlar. Bu sayede Satürn atmosferindeki hız farkları taklit edilebilmekte. İki diskin göreli hızlarına (birbirleriyle olan hız farkına) bağlı olarak farklı şeyler meydana gelmekte. Düşük göreli hızlarda farklı bir durum meydana gelmezken, göreli hız, dolayısıyla hız farkı arttığında iki disk arasında bir sınır oluşmaya başlıyor.

Koşullara göre, dalgalar düzensiz bir hale evriliyor ya da bazen son derece stabil duruma geçiyorlar. Dönme eksenini çevreleyen 2 ile 8 arasında dalga olabiliyor ancak oldukça geniş bir deney parametresi aralığında 6 adet dalga, yani bir altıgen üretiyorlar.

kaynakplanetary.orgbulutsu.orgastronomidiyari.com |

Satürn ve Dünya karşılaştırması

Satürn 120,536 km ekvatoryal çapıyla Jüpiter’den sonra Güneş Sistemi’nin en büyük ikinci gezegeni. Çapı Dünya’nın 9.5 katı: içersine 764 tane Dünya sığdırabilirsiniz. Ayrıca Dünya’nın 95 katı kütleye sahip.

İş yoğunluğa geldiğinde ise karasal bir gezegen olan Dünya öne geçiyor. Dünya’nın özkütlesi 5.52 g/cm3, Satürn’ün özkütlesi ise sadece is 0.687 g/cm3. Satürn teorik olarak suda (1 g/cm3) batmaz.

Satürn, üzerinde yürüyebileceğiniz herhangi bir yüzeye sahip değil elbette ancak eğer gezegenin üstünde bulunabilseydiniz Dünya’dakiyle neredeyse aynı yerçekimine maruz kalırdınız. Satürn’ün kütlesi gezegenimizden fazla olmasına karşın, gaz devinin boyutları nedeniyle yüzeyinde çekim gücü zayıflıyor.

Dünya’da bir gün 24 saat sürerken bir Satürn günü 10 saat 32 dakikadır. Satürn Güneş etrafındaki bir tam turunu 29,5 Dünya yılında tamamlar. Dünya’nın Güne’e olan ortalama uzaklığı olan 149.5 milyon km ‘astronomik birim’ olarak ifade edilir. Satürn’ün Güneş’e 9.55 AB uzaklıktadır: 1.4 milyar km.

kaynak: universetoday.com |

Cassini Satürn’ün atmosferine ölümüne dalacak

2004 yılından beri Satürn’ü, uydularını ve elbette halka sistemini gözlemleyen Cassini uzay aracı “Görkemli Son”/”Grand Finale” denilen son görevine hazırlanıyor.

Cassini görevi 15 Eylül günü, Türkiye saati ile 14:55’te, uzayaracının Satürn atmosferine girip yok olmasıyla sona erecek. Cassini uydusu ve ona bağlı Huygens sondası 15 Ekim 1997 tarihinde fırlatılmış, gezegene ise 25 Aralık 2004 tarihinde ulaşmışlardı.

Cassini neden Satürn atmosferine giriyor?

Cassini’yi Satürn atmosferinde yok edecek son görevinin gerekçelerinden biri, uzayaracının ileriki zamanlarda Satürn’ün herhangi bir uydusuna düşüp buraya Dünya kaynaklı mikroorganizma bulaştırma riskinin tamamen ortadan kaldırılması. Uzaylı mikro yaşam ararken dünyalı bakteriler bulmayı kimse istemez ne de olsa.

Satürn’ün Atmosferi

Görkemli Son’un diğer gerekçesi ise Satürn atmosferi hakkında, atmosferin içinden bilgi toplayabilmek.

Cassini, Satürn’ün uyduları ve halkasında yakın geçişler yapabilmek için kimi zaman itici motorlarıyla manevralar yapıyor, bunun için de roket yakıtı harcıyordu. Son kalan yakıtını Satürn’ün atmosferinde hızla ilerlerken elde ettiği verileri Dünya’ya başarıyla iletebilmek amacıyla antenini Dünya’ya dönük tutmak için harcayacak.

Cassini neleri gözlemleyecek?

Cassini son görevinde Satürn’ün atmosfer bileşimini, rastlarsa atmosferdeki toz partiküllerini, Satürn’ün iyonosferini doğrudan gözlemleyecek. Ayrıca Satürn’ün dönüşünü daha iyi anlamamızı sağlayabilecek manyetik alan ölçümleri yapacak. Bunlar dışında, sahip olduğu gözlem araçları hiç beklenmedik şeyleri de açığa çıkarabilir.

Huygens Sondası

Başta belirttiğim gibi Cassini Satürn’e tek başına gitmemiş, yanında Avrupa Uzay Ajansı ve İtalyan Uzay Ajansı’nın geliştirdiği Huygens sondasını da götürmüştü. 2005 yılında Cassini’den ayrılıp Satürn’ün en büyük ayı Titan’ın yüzeyine inen sonda yüzlerce bilimsel makale için veri sağladı.

kaynak: NASA |