Ay’ın karanlık yüzü nedir?

Ay’ın karanlık yüzü oldukça yanlış bir tanımlamadır. Ay’ın, Dünya’dan gözükmeyen yüzü için kullanılan Ay’ın karanlık yüzü tanımın aksine, tüm yüzeyi Güneş ışınlarını alır. Bu nedenle Ay’ın arka yüzü veya uzak yüzü (far side) demek daha doğrudur.

İnsanlık tarihi boyunca bir gizem olarak kalan Ay’ın arka yüzü, Sovyet uzay sondası Luna 3 ile ilk defa açığa kavuştu. Elde edilen ilk görüntülerin niteliği düşük olsa da yeterli fikri veriyordu. Uzak kısımda, bizim gördüğümüz yüzündeki gibi, deniz olarak anılan düzlüklerden oluşan bir yüzey değil, aksine çok sayıda darbe kraterince dövülmüş bir yüzeyle karşılaşıyoruz.

Ay’ın arka yüzünün Luna 3 tarafından çekilen ilk fotoğrafıyla NASA’nın Lunar Reconnaissance Uydusu’nca yakalanan ayrıntılı görüntüsü.

İlk kez fotoğraflayan Luna 3’ten sonra farklı uzayaraçlarıyla, yıllar geçtikçe daha ayrıntılı şekilde inceleme şansı bulduğumuz uzak yarı küreye ilk iniş yapan uzayaracı ise Çinlilerin Chang’e-4 aracı oldu.

Dünya kaynaklı her türlü radyo sinyali Ay tarafından engellendiği için bu yüzüyle iletişim Ay uyduları olmazsa sağlanamıyor bunun radyo astronomi için bir olanak olabileceğini, elektromanyetik kirlilikten uzak kısımda radyo teleskopların kurulmasını önerenler var. Tabii Ay’a ulaşmak kolay olmadığından şimdilik bir girişim söz konusu değil.

Dünya’dan baktığımızda Ay yüzeyinin %50’sini değil, salınımı (librasyon) hareketi sayesinde %68’ini görebiliyoruz.

Ay, Dünya’nın etrafında eliptik bir yörüngede hareket ettiğinden ötürü, Dünya’dan uzaklığı sürekli değişiklik gösterir. Yörüngenin Dünya’ya en yakın noktasına enberi (perigee) denir, en uzaktaki noktaya ise enöte (apojee) denir. Yörüngede hareket eden her cisim gibi uydumuz, bize en yakın olduğu konumda aynı zamanda en yüksek hıza sahiptir. Uzaklaştıkça da yörünge hızı azalır.

Hızdaki bu değişim, diğer faktörlerle birlikte, ay salınımı adı verilen bir etkiye neden olur. Dünya’dan, Ay kuzeyden güneye hafifçe sallanıyor ve doğudan batıya biraz sallanıyor gibi görünür. Bu sayede aynı anda olmasa da Ay’ın yarısından fazlasını Dünya’dan gözlemleme şansı buluruz.

kaynak: space.com | timeanddate.com | earthsky.org |

Ay’da su var, peki kim gidip alacak?

Kuru sandığımız Ay’ın aslında sebil olduğu iyice ortaya çıktı. Önce NASA’nın uzay aracı çarptırarak kaldırdığı ay tozlarında su tespit edilmişti. Şimdi de Hindistan’ın Chandrayaan-I Ay uydusuna bağlı, NASA’nın mini-SAR adı verilen radarının topladığı veriler, Ay’ın güneş yüzü görmeyen kraterlerrinin dibinde su olduğunu kanıtladı. Hem de az buz değil, en azından 600 milyon ton su, kraterlerde donmuş halde yeni nesil kolonicileri bekliyor.

İşin koloni, yani insan yerleşimleri kısmı ne yazık ki en az kraterdeki sular kadar karanlıkta şu an. Geçtiğimiz ay ABD başkanı Barack Obama, Ay’a yeniden insan gönderilmesini hedefleyen Constallation (Takımyıldız) programını iptal etti. İptalin gerekçesi ekonomik zorluklar.

Takımyıldız programı kısaca, Dünya’nın alçak yörüngelerinin ötesine insan ve kargo taşıyabilecek güçlü roketler, kargo ve insanlı uzay araçlarını geliştirmeyi kapsıyordu. Bu hedefler NASA’nın mevcut bütçesinin karşılayamayacağı milyarlarca doları gerektiriyordu. Ekonomik kriz ile boğuşan ABD başkanı Obama, NASA bütçesini arttırmak yerine Takımyıldız programını iptal etmeyi tercih etti.

Birleşik Devletler 2020 yılına kadar yeniden Ay’a dönüş programını gündeme almayacak. Güçlü roketler geliştirilmeyecek olmasını, alçak dünya yörüngesinde hapis kalmamız şeklinde yorumlayanlar da oldu. Teknik olarak haklılar. Daha güçlü roketler olmadan daha uzağa gidebilmek mümkün değil. NASA, Apollo programında Ay’a insan yollamak için dev Satürn V (beş) roketlerini kullanmıştı. Takımyıldız programında Satürn’lerin karşılığı ise Ares’ler olacaktı. Ares I modeli test edilmişti bile.

Şimdiyse alçak yörüngeye kargo ve insan taşıyacak araçlardan mahrum kalınması bile söz konusu; en azından bir süre için. Bu yıl uzay mekikleri emekli edildikten sonra, NASA’nın onların yerine geçirebileceği bir aracı yok. İlk önce Rusların Soyuz uzay araçlarını kullanacaklar, sonra da özel şirketlerin geliştireceği araçların kullanılması planlanıyor.

Diğer uzay ajanslarının da tek başına Ay’a gidebilme olasılıkları yok. Öte yandan, tıpkı Uluslararası Uzay İstasyonu’nda olduğu gibi, uluslararası bir ortaklığın alçak yörüngenin ötesindeki hedeflere ulaşma ihtimali mevcut.

kaynak: wired.com | russianspaceweb.com |

eski devirlerde ay tutulması

Ay tutulması konusuna devam..

Eski devirlerde de insanlar ay tutulmasını gözlüyordu elbete. Fakat bu gök olayına karşı gösterilen tepki zaman içinde değişikliğe uğradı. Aşağıdaki alıntıyı okuduktan sonra iyi ki değişmiş demekten kendimi alamadım:

Geçtiğimiz ayın [Şubat 1877] 27sini 28ine bağlayan gece İstanbul’da büyük heyecan yaşandı. Bulutsuz gökyüzünün yüksekliklerine ‘tünemiş’ olan Ay, Müslümanlara tutulmanın müthiş bir manzarasını sundu. Türklerin bu olgu konusunda her zaman çok tuhaf fikirleri olmuştur. Tutulmanın, Ay’ı kemirmek için ona saldıran bir canavar tarafından oluştuğuna kuvvetle inanmaktaydılar. Halbuki, bu gök cisminin onlar için özel değeri vardı. Armaları hilal ve yıldızdan meydana gelmiş değil midir? Dolayısıyla canavarın Ay ile savaşmasının, onlar için özel bir önemi vardı. Bu yüzden, gece boyunca her Türk, Türkiye’yi koruyan bu gök cismine yardım etmek için elinden geleni yapıyordu. Tutulma başlar başlamaz, Türkler sokaklara döküldü veya evlerinin terasına çıktılar. Bir kısmı tüfek diğerleri silah atıyordu. Bazıları tencereler üzerine sürekli vuruyor, diğeri elindeki zilleri çalıyordu. Hocalar minarelere çıkmış, ahenkli olan veya olmayan sesleriyle Allah’ı ve Hz. Muhammed’i Ay’ın zaferi için yardıma çağırıyordu. Alışılmışın dışındaki bu hareketten korkan sokak köpekleri, sürüler halinde ve dehşet içinde bağırarak koşuyodu. 27sini 28’ine bağlayan gece Türk mahallelerinde görülen manzara buydu.

Bu cehennemi gürültünden birkaç saat sonra, Ay, tamamen eski haline kavuşmuş olarak ve tüm parlaklığı ile Doğu’nun güzel gökyüzünde parıldadı. Ve bu olağan dışı sahnenin aktörleri, Ay’a canavarla savaşması sırasında gösterdikleri etkin yardımlaşmadan dolayı birbirlerini kutladılar ve evlerine girdiler.

Saray ricali içinde Harem Ağası yanında Müneccimbaşı’nın bulunduğu bir ülkede, benzer olaylar şaşırtıcı değildir.

Le Monde Illustré, 21e Année, No.1040, 17 Mars 1877, s.166.

Bu çeviriye bilimtarihi.org sitesinde rastladım. Aynı sitede ilgi çekebilecek başka ayrıntılar da bulabileceğinizi tahmin ederek bir göz atmanızı öneriyorum.

kaynak: bilimtarihi.org |

iyi geçen bir hafta

İki gök olayı ile süslenen geçen hafta, gökyüzü gözlemcileri için oldukça verimli geçti. İlk gerçekleşen gök olayı, her sene tekrarlanan Kahraman (Perseid) göktaşı yağmuruydu. Göktaşı yağmurunu Romanya’dan gözlemleyen Alex Conu (skyphotographers.com), atmosfere giren bir göktaşını görüntülemeyi başarmış:

İran’dan Siamak Sabit ise bir Perseid’i Kraliçe ( Cassiopeia ) takım yıldızının yakınlarında yakalamış:

Geçen hafta 16-17 Ağustos gecesi gerçekleşen ikinci gök olayı ise parçalı ay tutulmasıydı. Işık kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde bile çok rahat bir şekillde gözlemlenebilen tutulma, Dünya’nın çeşitli yerlerinden amatör gökbilimcilerce izlendi. Aşağıdaki görüntüyü yakalayan ise İtalya’dan Marco Fulle :

Ben de fotoğraf makinası kullanarak tutulmayı görüntülemeye çalıştım. Makinamın yakınlaştırma gücü her ne kadar karada çok işe yarasa da, Ay’ı ayrıntılı bir şekilde gözlemeye yetmedi:

parçalı ay tutulması (16-17 ağustos)

16 Ağustos’u 17’ye bağlayan gece Ay, bu yıl son kez Dünya’nın gölgesine girecek. Ay’ın tamamen karanlığa gömülmeyeceği bu parçalı tutulmayı ülkemizden de izlemek mümkün. Tutulma saat 23.30 civarında başlayacak.