mantar bulutu (yoğunlaşma bulutu)

Çoğunlukla nükleer patlamalardan tanıdığımız mantar bulutları volkanik patlamalarla da ortaya çıkabilir. Görselde buna örnek olabilecek Etna yanardağı patlaması görülüyor.

Bir anda ortaya çıkan çok büyük miktarda enerji, etraftaki havaya göre çok sıcak bir gaz kütlesi yaratır. Patlamanın ardından etraftaki daha soğuk ve yoğun hava sıcak bölgenin yükselmesine (bkz: Rayleigh-Taylor Düzensizliği) neden olur. Temelde sıcak hava balonlarından pek farkı yok.

Rayleigh-Taylor Düzensizliği

Mantar bulutunun baş kısmı atmosferde bir denge seviyesine erişene kadar yükselmeye devam eder. Bu seviyede artık çevredeki hava ile bulutun yoğunluğu aynıdır ve yoğunluk farkı kalmadığı için bulutun yükselmesi mümkün olmaz. Burada artık yatayda çevresine doğru yayılmaya başlar.

Kaynak: Wikipedia |

kamikaze ardındaki güneş halesi

9 Mayıs 2010’da, Kanada’daki Vancouver adasındaki karnavaldan bir sahne. Vücutlarında adrenalin yoğunluğu artmış biçimde eğlenen yolcular farkında değil, ama içinde bulundukları kamikaze küçük bir an için fotoğrafçıya güneş halesiyle beraber poz veriyor.

Fotoğrafı çeken Robb McCaghren’in zamanlaması çok iyi; güneşin, hızla hareket eden kamikazenin kolları ardında kaldığı kısa zamanı yakalamayı başarabilmiş. McCaghren, Canon 5D MKII fotoğraf makinası ve 15 mm 2.8 balık gözü lens kullanmış. Görüntü sonradan işlenerek HDR‘ye dönüştürülmüş.

kaynak: spaceweather.com

beyaz gökkuşağı

beyaz-gokkusagi

20 Kasım 2016 tarihinde İskoçya’dan Melvin Nicholson, tüm zarafeti ile kaydetmeyi başardığı yukarıdaki beyaz gökkuşağı ile karşılaştığı anı şu şekilde tarif etmiş:

“Büyünün de ötesindeydi. Uzun süre hiç unutmayacağım anlardan birisi.”

beyaz gökkuşağı ya da sis kuşağı nedir?

Beyaz gökkuşağı sisli ortamda oluşur ve sis yayı/ sis kuşağı olarak da geçer. Sis kuşağı 0.05 milimetreden daha küçük su damlacıklarından oluşur. Küçük damlacıklar ışığı klasik gökkuşağını oluşturan büyük damlalar gibi saçamaz. Burada önemli faktör farklı renkli ışınların dalga boylarıdır. Bu nedenle sis kuşakları oldukça renksizdir. Sadece kırmızı bir dış kenar ile mavimsi iç kenarı olur.

Sadece sisli havaladara değil, bulut kaynaklı olarak havada bir uçaktan da görülebilir. Elbette görebilmek için yere bakıyor olmanız gerekiyor, çünkü beyaz gökkuşağı güneşin tersi istikamette görülebilir.

kaynak: gazetemanifesto (Nicholson’un kaydı) | wikipedia

Norveç spirali

Dün gece ortaya çıkan Norveç’deki tuhaf spirale, kontrolden çıkan bir Rus roketinin neden olabileceği iddia edilmişti. Rus makamları olayı resmi olarak doğrulamasa da Rus ordusundan bazı kaynaklar, Beyaz Deniz’de bulunan bir denizaltıdan fırlatılan bir roketin kontrolden çıktığı bilgisini vermiş.

Kontrolden çıkan bir roketin nasıl böyle bir fenomene neden olabileceğini ise aşağıdaki videolardan izleyebilirsiniz. Kontrolden çıkaran kendi etrafında dönmeye başlayan roketin eksoz gazlarının ne şekil alabileceği videolarda görülebiliyor.

Norveç semalarında tuhaf durumlar

Benim bu fotoğrafı görünce ilk tepkim “fotoşop” olmuştu. Fakat haberi okuyunca anladım ki birçok kişi gibi ben de yanılıyormuşum!

Peki öyleyse nedir bu?

Bu sorunun cevabı henüz kesin olarak verilebilmiş değil. Fakat şu an için bir iddia atılmış durumda: kontrolden çıkan bir roket. Bir roketin nasıl böyle bir fenomene yol açabileceğini ise aşağıdaki simülasyonda görmek mümkün. Canlandırmayı UnmannedSpaceflight.com sitesinden Doug Ellison yapmış.

Yeni bilgiler geldikçe, siteyi güncelleyeceğim.

kaynak: universetoday.com | spaceweather.com

Mars’ta metan: canlılığın mı yoksa suyun mu belirtisi?

Yukarıda, Mars atmosferinde tespit edilen metan gazının yoğunluğu gösteriliyor. Kırmızı bölgeler en yoğun, maviler ise en düşük yoğunluğu belirtiyor.

Araştırmacılar Mars’ta 1999, 2001 ve 2003 yıllarında geniş çapta metan gazı izine rastlamıştı. Fakat metanın kaynağı veya miktarı bilinmiyordu. Yeni yapılan bir araştırmayla seçenekler azalmış gibi gözüküyor.

Bazı araştırmacılar Mars metanın kaynağının düşen göktaşları olabileceğini düşünüyor.  Teorilerine göre, göktaşlarının düşerken ulaştığı yüksek sıcaklıklarda meydana gelebilecek kimyasal reaksiyonlarla, atmosfere metan ve diğer gazlar salınabilir.

Fakat yapılan yeni çalışma, Mars’a düşen göktaşlarının oluşturabileceği metanın çok küçük hacimde olacağını gösteriyor. Imperial Colloge London’da, meteor düşüşlerinin yaratıldığı laboratuvar ortamında, ortaya çok az miktarda metan çıkmış. Bilim insanlarının yaptığı hesaplamaların sonucu, Mars’ta her yıl yalnızca 10 kg metan oluşabileceğini gösteriyor. Bu miktar, Mars atmosferini dolduran 100 ile 300 ton arasındaki miktarın çok altında.

Araştırmayı yapan bilim insanları, varılan sonucun, 2018 yılında Mars’taki metanı ortaklaşa araştırmayı planlayan NASA ve ESA araştırmacılarına yardımcı olacağını düşünüyor.

Peki bu seçenek gerçekten elendiyse, geriye hangi ihtimaller kalıyor?

Dünya’da metanın (CH4) en büyük kaynağı oksijensiz ortamda gerçekleşen çürüme reaksiyonlarıdır. Evsel atıksular veya çöplerden elde edilebilen biyogaz aslında büyük ölçüde metandan oluşur.

Mars’ta metan bulgusu, araştırmacıları bu yüzden heycanlandırıyor. Çünkü metanın kaynaklarından bir tanesi yukarda bahsettiğim gibi organik süreçlerdir. Yani seçeneklerden biri canlılık!

Diğer seçenek ise volkanizmayla ilgili. Volkanik bölgelerde bulunan su da kimyasal reaksiyonlar sonucu metan oluşumuna sebep olabilir. Yani bu kinci sebep de bizi Mars’ta su bulunduğu ihtimaline götürüyor. Sonuçta Mars, NASA’nın Mars programının başında bulunan Michael Meyers’in dediği gibi bir şekilde aktif olabilir: organik veya volkanik olarak. İki seçeneğin de geçerli olmaması için bir sebep de yok elbette. Gelecekte yapılacak çalışmalar bu konuyu aydınlığa kavuşturacaktır.

Metan, Mars atmosferinde güneş ışınlarının etkisiyle gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar sonucu sürekli olarak azaldığından ömrü çok uzun olmuyor. Bu yüzden gezegende bir metan birikimi olmuyor.

kaynak: universetoday.com- 1 | universetoday.com-2 |

bulutların arkası

ATY 2009 Çalıştayı, daha iyi gözlem koşulları için çalıştayda yaptığım teleskopla şehirdışı kaçamağı ve çeşitli gökbilim haberleri.. aslında pek çok malzeme var yazmak için ama ben bir türlü fırsat bulamıyor-dum. Şimdi bir başlangıç yapıyorum, dönüş yolculuğumda çektiğim karelerle, en sondan.

İstanbul’un bol ışıklı gökyüzünden kurtulabilmek için kaçtığım Marmara Adası’ndan dönerken, güneş bana süpriz yaparak, bir haftalık gökyüzü gözlem yolculuğumun son hediyesini verdi. Süprizler her zaman güzeldir:

Güneş yakın plan

ayrıntı
ayrıntı

Tunguska Olayı’nın yıldönümü – uzay mekikleri ve kuyrukluyıldızlar arasındaki benzerlik

101 yıl önce bugün, bu yazının yayına gidriği saatte,  Sibirya’da büyük bir patlama gerçekleşti.  10-15 kilotonluk dinamite eşdeğer güçte gerçekleşen patlama bölgesinde devrilmiş binlerce ağacın görüntüsü felaketin şiddetini gözler önüne seriyordu.

Geophysical Research Letters’da yayınlanan bir araştırmaya göre, Dünya’yı vuran şeyin bir meteor mu yoksa kuyruklu  yıldız mı olduğu konusundaki tartışmalar yeni bir boyut kazanacak. Araştırmanın lideri Michael Kelley “Dünya’ya 1908 yılında bir kuyruklu yıldız çarptığının kanıtı son derece güçlü” diyor .

Araştırmacılar kuyruklu yıldızın buzul çekirdeğindeki büyük miktarda suyun 2-boyutlu türbülans denilen bir süreçte aniden atmosfere karıştığını ileri sürmekte. Bu teori neden bir gün sonra binlerce kilometre ötede gece parlayan bulutların ( GPB; ing: NLC) oluştuğunu açıklıyor.

GPB’ler üst atmosferde 80 km yükseklikte bulunan bölgelerde oluşuyor. Bu onlara en yüksekteki bulutlar ünvanı kazandırmakta. Troposfer tabakasında oluşan diğer bulutlarsa 15 km yüksekliğin altında oluşuyorlar. GPBler bulundukları mezosfer tabakasında sıcaklığın -117 C değerini aldığı yaz aylarında görülmeye başlıyor.

Uzay mekiğinin eksoz bulutu, kuyruklu yıldızın etkisine benziyor. Bir uzay mekiği uçuşunda 300 ton su buharı atmosfere karışır. Bu su partiküllerinin Arktik ve Antartik bölgelerine taşındığı keşfedildi. Buralarda mezosfere inerek buluta dönüşüyorlar. Kelley ve çalışma arkadaşları Endeavour uzay mekiğinin (STS-118) 8 Ağustos 2007’deki fırlatılışından sonraki birkaç gün içersinde GPB olayı gözlemlemişler. Benzer bulut oluşumları 1997 ve 2003’teki fırlatmaların ardından da görülmüş.

Tunguska Olayı’nın ardından Avrupa ve özellikle 4.800 km’den daha uzak mesafede bulunan Biritanya’da gece göğü günlerce parıldamış. O zamanki görgü tanıklarının ifadelerinden, gökyüzündeki bu parıldamanın sebebinin NLC olduğu sonucuna varmışlar.

Araştırmacılar bu sonuçtan hareketle, giriş yaptığı anda içeriğindeki su atmosfere karışacak olan kuyruklu yıldızın, uzay mekiği ile benzer etki göstererek bu GPBleri meydana getirmiş olduğunu dolayısıyla da Tunguska’nın aktörünün su içermeyen bir göktaşı değil kuyruklu yıldız olduğunu iddia ediyorlar.

kaynak

tr.wikipedia.org/ | http://www.ucar.edu/news/ | fotoğraf: nightskyhunter.com, Martin M. Kenna’nin izniyle

küresel ısınmanın sebebi güneş mi? (I)

Güneş’ten ve iklim değişikliğinden bahsetmeye başladık madem, devam edelim.

Salı (23 haziran) günkü Hürriyet gazetesinde, yeni çıkan bir kitap haberi vardı. Küresel Isınma ve Diğerleri ismli kitap Londra Üniversitesi anestezi uzmanı profesör Stanley Feldman ve Surrew Üniversitesi eski dekanı, biyokimya uzmanı  profesör Vincent Marks tarafından yazılmış. Kitapta, kutup ayıları ve penguenlerin nesillerinin tehlikede olduğu, Gulf Stream’in duracağı, Maldivlerin sulara gömüleceği ve tuzun zararlı olduğu gibi kötümser savlara karşı pembe tablolar çizen fikirler yer aldığı söyleniyor.

Kitaptaki iddialardan biri küresel ısınmada güneş etkinliğinin de payı olduğu. Kitabı okumadığımdan tam olarak  ne yazdığını bilemesem de farklı kaynaklardan özet olarak bunun söylendiği anlaşılıyor. Küresel ısınmaya müdehale eddemeyeceğimiz bir şeyin sebep olması ne kadar iyimser bir senaryo tartışılır. Peki bu ne derece doğru?

Bu sorunun yanıtını bulabilmek için öncelikle küresel ısınma olgusunu anlayabilmek gerekiyor.

ışık hüzmeleri Avşa üstüne vururken..
ışık hüzmeleri Avşa üstüne vururken..

Dünya atmosferine kadar gelen güneş ışınlarının bir kısmı daha ilk anda uzaya saçılır. Atmosfere girdikten sonra ise çeşitli yerlerde (bulutlar ve yeryüzü) yeniden yansıma ve saçılıma uğrar. Bunların dışında kalan ışınlar ise atmosfer ve yeryüzünce yutulur. Bu şekilde yutulan güneş enerjisi, daha sonra kızılötesi dalga boyunda uzaya geri yayılır.

Kızılötesi ışınım ile tutulan güneş enerjisinin çabucak geri yayılımını engelleyen, atmosferdeki moleküllerin, kızılötesi ışınları her yönde yansıtması. Bu şekilde uzaya yayılım yavaşlıyor ve böylece sıcaklık ani düşüşler göstermeyerek canlılık için uygun sınırlarda kalabiliyor.

Seraların cam duvarları ile aynı etkiye sahip oldukları için, yeryüzünden yayılan ısının uzaya kaçmasını engelleyen gazlara ( CO2, metan, su buharı vs. ) sera gazı, sebep oldukları etkiye de doğal sera etkisi deniliyor. Artan sanayi ile birlikte bu gazların (ve doğada olmayan bazı gazların) konsantrasyonlarında artış yaşandı ve sera etkisinin güçlenmesine sebep oldu. Bugün küresel ısınma olarak da tabir ettiğimiz küresel iklim değişikliğinin genel yapısı bu.

Sera gazlarının artışıyla sera etkisi güçleniyor. Peki güneşten gelen ışınlarda dolayısıyla da ısıda artış olursa, atmosferde tutulacak ısının artacağı (veya tersi) söylenebilir mi? Eğer öyleyse güneşteki değişimler küresel ısınmaya ne kadar etki ediyor?

Güneş lekeleri, güneşin aktifliğinin göstergesi ve güneşin çok uzun zamandır bilinen ve gözlenen bir özelliği. Öyle ki Antik Çin kayıtlarında dahi güneş lekelerin izine rastlayabiliyoruz. Düzenli kayıtlar ise 17. yy’dan beri sürüyor. Bu sayede son yüzyıllardaki güneş aktivitesindeki değişimleri biliyoruz.

Yukarıdaki grafik  yıllara göre güneş aktivitesini daha doğrusu güneş lekesi sayısını gösteriyor. Grafiğin sol kısmındaki boşluk Maunder Minimumu olarak bilinen dönemi gösteriyor. Bu dönemde gözlenen güneş lekesi sayısı oldukça az. Bu dönemin bir diğer ilgi çekici özelliği ise aynı zamanda Küçük Buzul Çağı’na (The Little Ice Age) denk gelmesi.

Küçük Buzul Çağı, 1250’lerde başlayıp özellikle Kuzey Avrupa ve Amerika’da sıcaklıklarda düşüşün gözlendiği ve en düşük sıcaklıkların 16. ve 17. yüzyıllarda hissedildiği iklimsel bir dönem. İlk kez iklimbilimci ve tarihçi olan François E. Matthes tarafından 1939’da ortaya atıldı.

Ortalama sıcaklıkların günümüzden 1-1,5 derece düşmesi, buzulların genişlemesine ve ağaç gelişiminin yavaşlamasına neden olmasının yanında çiftlik hayvanlarının ölümü, tarımın sekteye uğraması gibi olaylara sebep olarak insanlara kıtlık ve salgın hastalıklar gibi felaketler şeklinde yansımıştı.

Bu konu devam edecek..

kaynak

http://www.ucar.edu/learn/1_3_1.htm | science.nasa.gov | http://www.windows.ucar.edu/tour/link=/earth/climate/little_ice_age.html | http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-1194589/Turkey-Twizzlers-GOOD-polar-bears-ARENT-dying-out.html | http://tr.wikipedia.org/wiki/Sera_gazlar%C4%B1 | http://tr.wikipedia.org/wiki/Sera_etkisi |

kasırgaya tepeden bakmak

Dünya’dan yaklaşık 400 kilometre yukarıda ve saatte 34.000 kilometre hız ile seyreden Uzay İstasyonu’ndaki astrotontlar, istasyonun penceresinden yukarıdaki fotoğrafı çekti. Fotoğrafta görülen devasa bir örs bulutu. Bu bulutlar kasırganın üstünde 10 – 20 kilometre yukarısında olşuyor ve büyük oranda buz içeriyorlar. Bir örs bulutu, kasırgada yükselen havanın strosferin alt katmanına çarptıktan sonra yayılıp genişlemesi ile oluşmakta.