Ultima Thule: uzakta ama ne kadar uzakta?

Plüton ve yoldaşı Charon’u gün yüzüne çıkaran New Horizons (Yeni Ufuklar) uzay sondasını hatırlarsınız. NASA’nın geliştirdiği uzayaracı hızla Plüton sistemine ulaşmış ancak burada bir yörüngeye girmeden dosdoğru yoluna devam etmişti.

Esas görevinin ardından bilim insanları New Horizons için yeni bir hedef belirlemişti. Nihayet Ultima Thule ( 2014 MU69 ) diye adlandırılan asteroide ulaşan uzayarcı, keşif görevi düzenlenmiş en uzak gökcisimi ünvanını alan bu yer fıstığı biçimli (kardan adam diyen de var) kuiper kuşağı cismini görüntüledi.

Bilim insanları Ultima Thule’nin iki farklı cismin birleşmesiyle oluştuğunu düşünüyor. İsmindeki Ultima büyük olanı, Thule ise küçük cismin adı.

Şu an uzayın derinliklerine doğru ilerlemeye devam eden New Horizons Dünya’dan 6.5 milyar km uzakta bulunan Ultima Thule’un yaklaşık 3500 km yakınından geçti.

Peki 6.5 milyar km ne kadar uzak?

Astronomik mesafelerin çok büyük olduğunu bilsek de kafamızda canlandırmamız zordur. En iyi yol modeli küçültmek:

Güneş’in 10 cm çapında bir portakal boyutunda olduğunu varsayalım. Bu durumda Dünyamız 10.75 metre uzaklıkta 1 mm çaplı bir kum tanesi boyutunda olacaktır. Jüpiter 56, Satürn ise 103 metre uzaktadır ve boyları 1 cm’i geçmez. Sevgili cüce gezegen Plüton ise 424 metre ötede yer alır.

Ultima Thule ise 10 cm boyundaki güneşten 467 metre ilerde bulunur.

Güneş sistemi modelinizi kendiniz oluşturmak isterseniz hazırladığım basit Güneş Sistemi Modeli boyut hesaplama aracını kullanabilirsiniz.

dev gök taşlarına yolculuk başladı

Mars ve Jüpiter arasındaki astreoid kuşağı, güneş sistemininkarmakarışık haldeki tavan arasına benziyor. Tozlu, unutulmuş cisimler uzun zaman öncesinden yadigar; her gök taşının anlatacak ayrı bir hikayesi var.


Dawn’ın fırlatılış mozaiği

Bu hikayeler tam da gezegen bilimcilerin duymak istediği türden şeyler. Güneş sistemimizin oluşumuna dair pek çok şey hâlâ sır durumunda. Okullarda anlatılan temel hikayeye göre, güneşin etrafındaki çok büyük bir disk içindeki toz ve gaz, yavaşça birlşerek daha büyük parçaları meydana getirdi. Bunlar da bugün bildiğimiz gezegenleri oluşturdu. Ama bu tam olarak nasıl gerçekleşti, ve yaşama uygun mavi gezegen dahil, farklı gezegenler nasıl oluştu?

Bu soruları yanıtlamak için, NASA Dawn (Şafak) isimli robotik sondayı fırlattı. Görevi: iki dev gök taşına doğru (Ceres ve Vesta) uçup, onları daha yakından keşfetmek.

Sondanın ilk durağı, antik süpernovaları Güneş Sistemi’nin doğumuna katabilecek bir gök taşı olan, Vesta.

Teleskobik gözlemler ve meteoritler üzerine yapılan çalışmalar, yoğun çekirdeği ve parlak kabuğuyla Vesta’nın ilk zamanlarında kısmen eridiği, demir gibi ağır elementler içerdiğini düşündürüyor.

Mars, Ceres, Vesta, Ida, Eros, Gaspra boyutlarının karşılaştırması

Ceres ve Vesta’nın boyutlarının, diğer gök taşları ve Mars ile karşılaştırması

Bu ilginç ve bir parça bulmaca çözmeye benziyor. Erime ısı kaynağı gerektiriyor. Maddelerin biraraya gelmesiyle, kütle çekimsel enerji açığa çıkar; bu enerjinin sebep olduğu sıcaklık da gök taşı oluşumunu sağlar. Ancak Vesta bu şekilde oluşamayacak kadar küçük bir -cüce- gezegen: Ortalama genişliği yalnızca 530 km; erime için yeterli kütle çekimi enerjisinin açığa çıkıp gök taşını oluşturamayacağı kadar küçük.

Bir süpernova açıklamayı sağlayabilir: Bazı biliminsanları Vesta’nın ilk oluşumunda, muhtemelen iki süpernovaca üretilmiş , alüminyum-26 ve demir-60 çeşnisinden meydana geldiğine inanıyorlar. Bu alüminyum ve demir oluşumları, fazladan ısı açığa çıkmasını sağlayabilecek radyoaktif izotoplar. Bu izotoplar bir kez bozulduğunda, göktaşı soğur ve gelecekteki şeklini oluşturacak şekilde katılaşır.

Eğer işler yolunda giderse, Dawn Vesta’nın yörüngesine 2011 yılında ulaşacak. Vesta’nın yüzeyinden ayrıntılı görüntüler, eriyik durumdaki geçmişinin izlerini ortaya çıkartacak. Ayrıca Vesta’nın kütle çekim alanı, Dawn’ın hem kendi hem de gök taşı yörüngesindeki hareketi sayesinde haritalanacak.

Yaklaşık 7 ay boyunca Vesta’nın yörüngesinde kaldıktan sonra, Ceres’in yörüngesine geçmek için iyon roketleriyle manevra yapacak.

960 km’lik çapıyla, Ceres astroid kuşağındaki en büyük cisim. Dikkat çekici olarak, Vesta gibi kaya benzeri değil, su buzuyla kaplı bir gezegen olması. Ceres bize gerçekten süpriz yapabilir, çünkü 60 ile 120 km kalınlığında bir buz tabakasını barındırıyormuş gibi görünüyor. Ceres’in yüzeyi Vesta’nınkinden çok daha dramatik şekilde değişmiş olmalı. Fakat Ceres bize gezegen oluşumunun erken dönemleri hakkında bilgi vermeyecek olsa bile, biliminsanlarının suyun oynadığı rolü açıklamasında yardımcı olabilecek bilgiler verebilir. Örneğin, neden Dünya ve Ceres gibi gezegenler büyük biktarda su barındırırken, Vesta gibi diğerleri tamamen kuru?Vesta bize erken dönemlerden bahsedecek, Ceres ise daha sonra ne olduğunu anlatacak. Birlikte, Güneş Sistemi’mizin geçmişi ile ilgili, iki eşsiz hikaye anlatacaklar; ve gezegenlerin oluşumuna dair kim bilir kaç ders çıkaracağız.

Kaynak: science@nasa | bulutsu.org/ggg