İran uzaya maymun gönderdi

Uygulanan uluslararası ambargoya rağmen, İran, uzay programından vazgeçmiş değil. Elbette bunda uzay araştırmalarının savunma teknolojilerine yansımasının da payı var. Zaten İran’ın son başarısıyla ilgili açıklamayı Savunma Bakanı Ahmet Vahidi’nin yapması da bunu gösteriyor. Vahidi İran’ın uzah programının büyük hedefini de bir kere daha yineledi: 2020’de uzaya astronot göndermek.

Uzaya insan gönderebilmek için öncelikle sorunsuz çalışan yaşam destek sistemlerine ihtiyacınız var. 120 km irtifaya yolladığı maymunun sağ sağlim dönmesi, İran’ın bu yolda kritik bir eşiği aştığının göstergesi. İran’ın 2011 yılındaki benzer denemesi ise başarısız olmuştu.

İran’ın bu başarısından rahatsızlık duyabilecek ülkeler var. Fakat bu işten çok memnun kalmayan tek İranlı sanırım, uzaya çıkan maymunun kendisi. Pek rahat gözükmüyor:

Iran-maymunİran

 

 

bilge (!) Mayalarla ilgili bir hatırlatma

Büyük bir şarlatanlığın balonunun patlamasına az bir zaman kalmışken, ‘bilge’ Maya uygarlığıyla ilgili bir şeyi tekrar hatırlatmakta yarar var diye düşündüm. Aşağıdaki yazıyı ilk kez 20 Ekim 2009 tarihinde yayınlamıştım:

Orta Amerika’da 1200 yıl kadar önce, MS 900’e kadar Maya uygarlığı hüküm sürüyordu.

Şehirleri bazı modern kentler kadar kalabalıktı. Nüfus yoğunluğu 770 kişi/km kare (2000 kişi/mil kare) seviyesine kadar gelmişti. Kırsal alanda da bu değer 154’e kadar ulaşıyordu.

Fakat ansızın, Maya coğrafyasına derin bir sessizlik çöktü. Uygarlıklarıyla beraber, Mayaların nüfusları da keskin biçimde düşmüştü. Ardlarında sessiz şehirler bırakıp tarih sahnesinden çekildiler.

Peki Maya uygarlığının bir anda çöküp yok olmasına neden olan neydi?

Emekli arkeolog Tom Sever’e göre Mayalar’ın sonunu yine kendileri getirmişti.

Mayalar genel olarak kendi çevreleriyle uyum içersinde yaşayan bir uygarlık olarak tasvir edilir. Fakat Sever, Mayaların da diğer medeniyetler gibi, ormansızlaşmaya gittiğini söylüyor.

Bu insanlar ağaçları, tarım alanları açmak ve günümüze kadar ayakta kalan şehirlerinin inşasında kullandıkları harçları hazırlamakta kullanılan yakacak eldesi için kesiyorlardı. Sever bunu şu şekilde açıklıyor:

muazzam tapınaklar, su hazneleri ve anıtlarını yapmakta kullandıkları sadece 1 metre karelik kireç harcı yapmak için, kullandıkları kireç taşını ısıtmada 20 ağaç yakmak zorundaydılar

Sadece 1 metre kareyi birleştirmek için 20 ağaç.. Keşke güneş enerjisini bu işte kullanmanın bir yolunu bulsalardı! Mayaların gösterişli binalar yapmak konusunda günümüz insanından aşağı kalır yanı yokmuş. Aşağıdaki yapıyı inşaa etmek için kaç ağaç harcanmıştı acaba:

Sever ve ekibi bilgisayar canlandırmaları (simülasyon) kullanara, ormansızlaşmanın hasat verimine olumsuz etkilerinin modelini çıkartmışlar. En kötü ve en iyi senaryolar için, yüzde 100 ve sıfır ormansızlaşma için uygulanan modeller arasındaki fark çarpıcı. Ormanların kaybı, 3-5 derecelik sıcaklık artışına ve yağışların yüzde 20-30 azalmasına neden oluyor.

Yine de mekanizmayı tam olarak açıklayabilmek için daha fazla araştırma gerekli.

Mayalar günümüzde de kullanılmakta olan bir yöntemle tarım yapıyorlardı. Buna göre tarım alanı açmak için yaktıkları ormanlık bölgede 1-3 yıl boyunca tarım yapıyor, ardından -verim azaldığı için- başka bir orman alanına yöneliyorlardı. İlk ağaçsızlandırılan yer ise 15 yıl zarfında eski haline dönüyor.

Artan nüfus ve yiyecek baskısıyla ağaç yakımı artınca, ormanlar kendini yenileyemez hale geldiler.

Sonuçta yukarıda gösterildiği şekilde bir döngü oluştu. Besin yetersiz kaldıkça yeni tarım alanları açmak için ormansızlaşma artıyordu. Ormanların azalması, Mayaların yaşadığı yerel çevrede sıcaklığın artmasına ve yağışların azalmasına neden oluyordu. Bunu hasat veriminin düşmesi izliyor ve döngü başa dönüyordu.

Elbette bir uygarlığı dizlerinin üstüne çökmesi için pek çok faktör etkili olmalı. Ancak ormanların kaybı, Mayaların sonunun gelmesinde yardımcı olmuş gibi görünüyor.

Mayaların yokoluşu, bu haliyle Paskalya Adası’ndaki uygarlığın yokoluşunu andırıyor. Orada da insanlar büyük heykeller [aşağıda] dikmek için ağaç kullanıyorlardı. Aşırı kesim, onların da sonunu getirdi. Görüldüğü gibi insan faliyetleriyle doğanın aşırı tahrip edilmesi ve iklim değişikliği bir uygarlığı yokedebilecek güçte yıkımların yolunu açabiliyor. Günümüzde daha büyük çaplı iklim değişikliğiyle yüzyüze olan bizlerin daha bilinçli hareket etmesi gerekiyor.

Mayalar asırlar önce gitti. Şimdi, en azından takvimleriyle moda oldular. Malumunuz birkaç senedir Maya takviminin sonu olan 2012 yılının tüm Dünya için bir felaketin başlangıcı kabul ediliyor. Peki kendi sonunu kendi hazırladığının farkına varamayan Mayalar, acaba gerçekten de kendilerinden asırlar sonraki kıyameti doğru şekilde öngörebilmiş olabilirler mi?

kaynak: Science@NASA | vikipedia |

Mars’ta organik bileşikler keşfedildi

NASA’nın Mars Curiosity gezgini, Gale Krateri’nde yaptığı araştırmada toprakta organik bileşikler tespit etti. Kızıl gezegende ilk kez sülfür ve klor içeren kompleks bileşiklere rastlanıyor. Bu da gelişmiş Mars gezgininin laboratuvara (Mars Bilim Laboratuvarı) sahip olmasının bir getirisi. Mars görevinin bu kadar erken bir safhasında böylesine bir buluş gerçekleşmesi, gelecek 2 yıl boyunca çeşitli toprak ve kaya örneklerini inceleyecek olan Mars Laboratuvarı’nın kapasitesini göstermesi bakımından önemli.

kaynak: NASA

Merkür’ün gölgeli kuzey kutbu

Merkür'ün kuzey kutbu

Merkür yörüngesine giren ilk uzayaracı olan MESSENGER uydusu, diğer adı Utarit olan gezegeni incelemeye devam ediyor. Dün, MESSENGER takımı Merkür’ün kuzey kutbuna ait yeni bir fotoğraf yayınladı. Bol kraterli Merkür kutbunun bu fotoğrafı esasen MESSENGER uzayaracı’nın Çift Görüntüleme Sistemi (Dual İmaging System – MDIS) cihazıyla yakalanan birçok görüntünün biraraya getirilerek elde edilen bir mozaik görüntüsü.

Ortadaki en büyük krater adını 20. yy Rus bestecisi Prokofiev’den alıyor. Prokofiev 110 km çapına sakip ve daimi olarak gölgede kalan iç kısmını hedefleyen radar sinyallerinin geri dönüş şekli, biliminsanlarına burada su buzu olduğunu düşündürüyor.

Merkür, Güneş’e Dünya’dan 3 kat daha yakın ve 425ºC ortalama gündüz sıcaklığına sahip olmasına karşın, bu sıcaklığı koruyacak veya taşıyacak bir atmosferi hemen hemen yok. Uzun süren çok sıcak Merkür günü sonrası uzun ve çok soğuk bir gece başlar ve sıcaklık -185ºC’ye kadar düşer. Ne kadar uzun derseniz hatırlatalım: bir Merkür günü: 176 dünya gününe eşit!

Merkür'ün kuzey kutbu

Dünya gibi eksen eğikliğine sahip olmadığı için, bazı kutup noktaları kelimenin tam anlamıyla hiç gün ışığı alamaz. Bu şu demek: bir meteorit çarpmasıyla buharlaşmadığı sürece krater derinliklerinde toplanmış su daimi olarak donmuş halde kalır.

Tıpkı Prokofiev gibi, kuzey kutbundaki diğer benzer gölgeli kraterler de ünlü ressam, yazar ve bestecilerin adlarını yaşatıyor: Kandinsky, Stieglitz, Goethe, hatta biri sonradan Yüzüklerin Efendisi serisinin ünlü yazarı J.R.R. Tolkien’in adını almış.

kaynak : universetoday

etkinlik önerileri

23 Kasım Cuma İstanbul / Kadıköy

Nazım Hikmet Kültür Merkezi‘nde Evrim Ne Gerek Var Şimdi? başlıklı bir bilimsel söyleşi olacak.

24 – 25 Kasım Cumartesi – Pazar Kayseri / Erciyes Üniversitesi

Erciyes Üniversitesi Astronomi Klübü’nün gerçekleştireceği ve iki gün sürecek 5. Astronomi Günleri, cumartesi günü bir gökyüzü gözlemini de içeriyor. Etkinlik programına buradan ulaşabilirsiniz.