NGC 5713 ve NGC 5719 çifti

ngc5713-ngc5719

Başak takımyıldızında bulunan NGC 5719 – NGC 5713 çifti, kabaca 80 milyon ışıkyılı uzağımızda yer alan ve aralarında, gökada birleşmelerinin habercisi olan, kütle çekimsel etkileşim bulunan iki gökadadır.

NGC 5719, bakış açımızdan kenarından görülmekte olup diskinin çarpık şekli bize iki gökada arasındaki kütle çekimsel etkiyi anlatmakta. Özellikle bakmadıktan sonra yakalanamayacak kadar zayıf bir yıldız ve gaz akışı gökadanın birkaç yarıçapı mesafe boyunca uzanmakta. 87,4 milyon ışıkyılı (26,8 megaparsek) uzağımızdaki NGC 5719, İngiliz astronom William Herschel tarafından 1787 yılında 47,5 cm çaplı aynalı teleskopla keşfedilmiş.

NGC 5713’i ‘tepesinden’ izleyebiliyoruz. Tek kolu sarmal galaksideki bozulma, gökadanın merkezinde ve olağandışı biçimde tek bir sarmal kolu olmasıyla kendini gösteriyor.

İkilinin fotoğrafına dair detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak: planetary.org | wikipedia

UFO kazası

roswell-hoax-589547

UFO kazası denilince akla ilk olarak yukarıdaki gibi bir görüntü geliyor. Fakat yukarıdaki gibi görüntüler sahte olduğu gibi anlatacağım hikaye de UFO’lardan çok farklı.

Henüz uzay ajansımız kurulmadı ancak en azından bir kamu kurumu (SGK) uzay uçuşları için hazır. Bir habere göre, SGK’nın tanı sisteminde uzay yolculuğuna dair tanılar mevcutmuş:

V95-V97 Hava ve Uzay taşıma kazaları
V95.4 Uzay gemisi kazası yaralanan binici

ufo-kazasi

Geldik işin komik tarafına. Bu tanılar henüz bir uzayaracımız olmamasına rağmen kullanılmakta. Nasıl mı?

ufo-kazasi-2

İddiaya göre kafasına UFO marka elektrikli ısıtıcı düşen bir kişi, acil servisinde yattığı Ege Üniversitesi hastanesinde uzay gemisi kazası yaralanmaya uğrayan yolcu şeklinde tanılanmış.

 

Sombrero Gökadası – Messier 104

Sombrero, ismini Meksikalıların geleneksel meşhur şapkasından alıyor. Çubuksuz sarmal sınıfında bir gökada olan Sombrero Messier kataloğunun 104. objesi (M 104) ayrıca NGC 4594 olarak da bilinyor.

Bizden yaklaşık 31 ışık yılı (9.55 megaparsek) ötede, Başak takımyıldızı içersinde yer alıyor. 50.000 ışık yılı çapındaki bu galaksi, bizim Samanyolu gökadasının 3’te biri uzunlukta. +9 kadir parlaklığa sahip olan M104 amatör gökbilimciler için teleskopla kolay bir hedef.

m104_hubble_remix
Sombrero’nun Hubble tarafından elde edilmiş görüntüsü

Sombrero Gökadası’nın keşfi

11 Mayıs 1781 tarihinde Fransız astronom Pierre Méchain tarafından keşfediliyor. Méchain’in bir mektubunda bahsettiği cismi, J. Bernoulli daha sonra Berliner Astronomisches Jahrbuch’da yayınlıyor. Charles Messier M104 ile beraber 5 cisimi, Messier Kataloğu olarak bilinen listesine eklemek için not almış, fakat 1921’e kadar resmi olarak bu kataloğa eklenmediler.

Önemli bir ayrıntı: gökadanın keşfedildiği tarihlerde henüz “gökada” keşfedilmemişti. Yani gökyüzünde bazı cisimleri keşfediyorlardı ancak bunların ne olduğunu bilemiyorlardı.

gökada merkezindeki kara delik

90’lı yıllarda John Kormend liderliğinde bir ekip, Sombrero Gökadası’nın merkezinde çok yüksek kütleli bir kara delik olduğunu ortaya çıkartıyor. Elbette kara delik doğrudan gözlemlenemiyor, gökada merkezindeki yıldızların devir hızlarıne sadece çok yüksek kütleli bir cismin sebep olabileceği yargısından bu sonuca ulaşılıyor. Bahsedilen kara delik yaklaşık 1 milyar Güneş kütlesinde (10^9 M☉). Bu, yakın gökadalarda keşfedilen en yüksek kütleli kara delik demek.

uzay yürüyüşü yapan ilk Amerikalı: Edward H. White II

 

Ed White First American Spacewalker

3 Haziran 1965 günü saatte 10,500 km hızla yörüngede seyreden Gemini 4 uzayaracından çıkan Edward H. White II, uzay yürüyüşü yapan ilk ABD’li oldu. White, uzay aracına 7 metrelik bir halatla bağlı şekilde 23 dakika kadar uzayda süzüldü.

4 gün süren Gemini 4 görevinde James McDivitt ve  Edward H. White II, Dünya etrafında 66 kez tur attılar. Uzayda ilk kez iki uzayaracını kenetleme denenemesi gerçekleştirdiler ancak başarılı olamadılar; ayrıca Apollo görevlerinde de kullanılacak olan sekstant ile yön bulma deneyi yaptılar.

beyaz gökkuşağı

beyaz-gokkusagi

20 Kasım 2016 tarihinde İskoçya’dan Melvin Nicholson, tüm zarafeti ile kaydetmeyi başardığı yukarıdaki beyaz gökkuşağı ile karşılaştığı anı şu şekilde tarif etmiş:

“Büyünün de ötesindeydi. Uzun süre hiç unutmayacağım anlardan birisi.”

beyaz gökkuşağı ya da sis kuşağı nedir?

Beyaz gökkuşağı sisli ortamda oluşur ve sis yayı/ sis kuşağı olarak da geçer. Sis kuşağı 0.05 milimetreden daha küçük su damlacıklarından oluşur. Küçük damlacıklar ışığı klasik gökkuşağını oluşturan büyük damlalar gibi saçamaz. Burada önemli faktör farklı renkli ışınların dalga boylarıdır. Bu nedenle sis kuşakları oldukça renksizdir. Sadece kırmızı bir dış kenar ile mavimsi iç kenarı olur.

Sadece sisli havaladara değil, bulut kaynaklı olarak havada bir uçaktan da görülebilir. Elbette görebilmek için yere bakıyor olmanız gerekiyor, çünkü beyaz gökkuşağı güneşin tersi istikamette görülebilir.

kaynak: gazetemanifesto (Nicholson’un kaydı) | wikipedia

Gökyüzü’nün Eylül-Ekim 2016 sayısı çıktı

Türk Astronomi Derneği’nin (TAD) Bülteni Gökyüzü yeni sayısıyla okuyucularıyla buluştu. Gökyüzü’nün son sayısının kapak konusu, Türkiye’nin en büyük astronomi projelerinden biri olan Doğu Anadolu Gözlemevi. Bültenin son sayısına aşağıdaki bağlantılardan erişebilirsiniz:

Bülteni çevrim içi okumak için: http://bit.ly/gokyuzu_eylul_ekim
Bülteni PDF (5 MB) olarak indirmek için: http://www.tad.org.tr/e-bulten

gokyuzu

Margaret Heafield Hamilton

Apollo kumanda modülünde.
Apollo kumanda modülünde.

Margaret Heafield Hamilton: İnsanlığı Ay’a ulaştıran yazılım ekibine liderlik etti. “Asenkron işletim”, “öncelikli işlem kuyrukları”, “hata toleranslı sistemler”, “yazılım test otomasyonu” konularında tarihin ilk modellerini geliştirdi. Yazılım mühendisliğinin mucidi.

17 Ağustos 1936’da ABD’nin Indiana eyaletindeki Paoli şehrinde doğan Margaret Hamilton, 1954’te liseden mezun olduktan sonra 1958 yılında Earlham Collage’da matematikten B.A, felsefe dalında da minor derecesi alıyor. Hukuk eğitimi gören kocasına yardımcı olmak için çalışmaya başladı. Kocası eğitimini tamamlayıp avukatlığa başlayınca bu kez kendisi matematik alanındaki eğitimini tamamlamak için üniversiteye dönmeyi planlıyordu.

Boston, Massachusetts’te MIT’de (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) LGP-30 ve PDP-1 bilgisayarlarında hava durumunu önceden tahmin etmeye yarayan bir yazılım geliştirilmesinde çalıştı.

Mad Men çağı
Bu dönem de Hamilton’ın ekibindeki kadınlar MIT kredi derneğinden kocalarının imzası olmadan borç alamıyorlardı. Erkekler için böyle bir uygulama elbette söz konusu değildi. Hamilton bu duruma itiraz ederek kuralların değişmesini sağlıyor. Kadın haklarının geride olduğu bu günlerde hesaplama makinalarını işletmek “kadın işi” olarak görülüyordu: Sadece tuşlara basmaktan ibaret sayılan bir iş!
Manhattan Projesi’nde gerekli hesaplamalar, kadınların programlayıp işlettiği, delikli kartlarla çalışan hesaplama makinalarıyla yapılmıştı. Kimi zaman teknolojiyi geliştirenlerin talimatlarla hareket etseler de çoğu zaman bu kadınlar hesaplamalar için gereken yaklaşımı kendileri tasarlıyorlardı.
Bir delikli kart örneği. O zamanın DVD'leri gibi düşünebilirsiniz.
Bir delikli kart örneği. O zamanın DVD’leri gibi düşünebilirsiniz.

İnsanlığı Ay’a ulaştıran kodlar

Margaret Hamilton daha sonra MIT’deki Apollo uzay araçlarındaki uçuş bilgisayarlarında kullanılacak yazılımın geliştirildiği bölüme geçiyor. 31 yaşındaki Hamilton öncülüğündeki ekibin yazdığı kodlar, “Sistemlerin Sistemi” adı verilen dev bir bilgisyarada test ediliyordu. Margaret Hamilton’ın sıkça kullanılan fotoğrafındaki binlerce sayfada sanıldığının aksine Apollo yazılımının kaynak kodları değil simülasyon sonuçları vardır.

Margret Hamilton, simülasyon sonuçlarıyla beraber.
Margret Hamilton, simülasyon sonuçlarıyla beraber.

Hamilton ve ekibinin geliştirdiği yazılım, bilgisayara hangi işlemlerin öncelikli ve önemli olduğunu ortaya çıkarma kabiliyeti sağlıyordu. Bu sayede, günümüz hesap makinaları kadar işlem gücüne sahip bilgisayarın işlem gücü daha önemsiz işlemler yerine iniş fonksiyonlarına ayrılarak, bilgisayarın aşırı veri akışı sebebiyle verimli biçimde çalışamayacak duruma gelmesinin önüne geçiliyordu.

Hamilton TIME’a verdiği demeçte,  Apollo 11 Ay yüzeyine inişini gerçekleştirdiğinde, “aman tanrım, çalıştı!” diye düşündüğünü ifade etmiş.

Apollo uzay aracının bilgisayarı

Apollo porjesi devam ederken mikro çip teknolojisi henüz yeni geliştiriliyordu ve emekleme aşamasındaydı. Dolayısıyla uzaya çıkarmak için yeterince güvenli değillerdi. Bu yüzden o günlerde güvenle kullanılabilecek bir alternatifi kullandılar: bakır düğümler. Bu yapılar çember şeklindeki bir mıktası saran bakır tellerden oluşuyordu. Koddaki her 1 ve 0 için bakır düğümün (halkanın merkezinden geçen düğüm 1; etrafına örülen düğüm ise 0) örülmesi gerekiyordu!

Apollo’nun, bugün ROM olarak nitelendiriğimiz  bakır düğümlerden oluşan hafızası 12,000 kelime (word – burada kelimeden bahsettiğimiz 8-9-10 vs. bitten oluşan veri öbeği) kapasiteliydi. Ayrıca  1,024 kelimelik de geçici, silinebilir hafızası vardı ki buna bugün RAM diyoruz. Apollo Programı’na kadar bu kadar gelişmiş bir bilgisayar kullanılmamış ve yazılım uzay görevinin yürütülmesinde bu kadar önemli bir rol üstlenmemişti.

Sonraki Çalışmalar

Margaret Hamilton 1986 yılında kendi şirketi Hamilton Technologies Inc.’i kurdu ve burada Evrensel Sistem Dili üzerine çalıştı.

Tranquility ve Cupola Modülü: Yer’e bakma durağı

ISS024-E-014263 (11 Sept. 2010) --- NASA astronaut Tracy Caldwell Dyson, Expedition 24 flight engineer, looks through a window in the Cupola of the International Space Station. A blue and white part of Earth and the blackness of space are visible through the windows.
ISS024-E-014263 11 Eylül 2010, NASA astronotu Tracy Caldwell Dyson, Sefer 24 uçuş mühendisi, Cupola’dan Dünya’yı seyrediyor.

Uluslararası Uzay İstasyonu’nun Cupola Modülü adeta bir “Yer’e bakma durağı”. İtalyanca kubbe manasına gelen Cupola, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından inşaa edilen bir Uluslararası Uzay İstasyonu (UUİ) modülü. İstasyon’un nadir yönüne dönük. Tam dik yukarıya baktığınız yön zenithdir. Nadirse zenith’in tersi. Yani Cupola, uzaydaki en büyük pencere, Dünya’ya bakıyor. Muhteşem bir yeryüzü manzarası sunan, Yer’e bakma durağı olma özelliğini bu sayede kazanıyor.

iss-cupola-astronot

Tranquility modülünde neler var?

Cupola’nın bağlı olduğu ve yine ESA’nın inşaa ettiği 19 tonluk Tranquility (Sükûnet) modülünde astronotlar için tuvalet bölmesi (dünyanın en pahalı tuvaleti), istasyon atmosferindeki havanın temizlenmesi ve kontrolünü sağlayacak bir sistem ile astronotlar için yaşam ünitesi bulunuyor. Astronotların spor yaptığı yer de bu modül. Astronot Tim Peake koşu bandına bağlı şekilde, Londra maratonuna katılanlarla beraber burada koşmuştu.

Uzay istasyonuna kenetlenen araçlar Cupola’dan denetleniyor

Tranquility’nin önemli bir işlevi ise uzay istasyonuna yük taşıyan araçların kenetlenmesi görevlerinin idare edilmesi. Cupola burada devreye giriyor. Altıgen şekilli, 80 cm genişlikteki modül sahip olduğu 7 pencere ile uzaydaki en büyük pencere ünvanına sahip. İstasyona kenetlenen araçlar buradan görülebiliyor. Yine Tranquility’ye bağlı CanadArm isimli robot kol operasyonları da Cupola sayesinde doğrudan izlenebilmekte.

ilk şişme uzay aracı da Tranquility’ye bağlı

sisebilir-modul-robot-kol

Yukarıdaki görselde Tranquility modülüne ilk şişirilebilir uzay aracı olan BEAM modülü’nün CanadArm ile montajı görülüyor. Cupola da altta gözükmekte.

Tranquility farklı modüllerin bağlanması için 5 yanaşma noktasına sahip. Bunlardan biri Cupola’ya ayrılmışken bir diğerinde ise ilk şişme uzay aracı denemesi olan BEAM modülü bulunmakta.

8 Şubat 2010 tarihinde uzay mekiği Endeavour’un STS-130 görevi ile uzay istasyonuna Tranquility modülü (Node 3 diye de geçer) ve ona bağlanan Cupola monte edildiğinde UUİ’nin %85’i tamamlanmış oldu.

cupola_above_the_darkened_earth-665x1000

GOES-R meteoroloji uydusu

Uzaya yeni gönderilen meteoroloji uydusu GOES-R'yi taşıyan Atlas V roketinin uzun pozlamalı fırlatma görüntüsü.
Uzaya yeni gönderilen meteoroloji uydusu GOES-R’yi taşıyan Atlas V roketinin uzun pozlamalı fırlatma görüntüsü.

GOES-R, NASA ve ABD’de atmosfer ve okyanus araştırmalarıyla ilgilenen kuruluş olan NOAA’nın bir ortaklığı. GOES-R şimdiye kadarki en gelişmiş yer sabit yörüngeli (Dünya’nın hep aynı bölgesini görüyor) meteoroloji uydusu olarak nitelendiriliyor. Güneş aktivitelerini de gözlemleyecek olan uydunun çözünürlüğü diğer GOES uydularına göre 4 kat arttırılmış vaziyette. Bu ayrıntılı görüntüleri daha hızlı Dünya’ya iletebilmek için de haberleşme kanallarının sayısı 3 kat arttırılmış.

Lockheed Martin
Lockheed Martin

kaynak: astronomy.com |

RL10: NASA’nın roketlerine güç veren roket motoru

Tazyikli suyun kuvveti ile ne kadar yükselebilirsiniz? RL10 gibi sıvı oksijen ve hidrojeni yakan -ki oluşan şey saf sudan başkası değildir- roket motorları ile epey yükseğe çıkmanız mümkün!

rl10-engine
Sıvı oksijen ve hidrojenle çalışan roket motorlarında -183 ile -253 derece gibi çok düşük sıcaklıklarda bulunan yakıt ve oksitleyici yakılmadan önce nozulun etrafında dolaştırılır. Böylece daha sıcak gaz haline geçerken enerjinin bir bölümünü de sisteme takrar döndürürler. Bu sırada binlerce derecelik eksoz dışarı atılırken aynı anda fotoğrafta da gördüğünüz gibi nozulun kenarlarında buz sarkıtları oluşabilir.

RL10’un farklı varyasyonları 64.7 ile 110 kN itki üretebilen bu roket motorları, Güneş Sistemi’nin dışına ulaşan Voyager I gibi pek çok farklı uzay aracını Güneş Sistemi’nin farklı noktaların göndermekte kullanıldı. Öyle ki tüm gezegenlere RL10 ile bir araç fırlatılmış durumda.

1950’lerde geliştirilmeye Birleşik Devletler’in ilk sıvı hidrojen-oksijen roket motoru olma özelliğine sahip R10’un geliştirilmesine 1950’lerde başlandı, 1959’da ilk yer testleri gerçekleştirilen R10 1960’ların başlarında uçuşlarda kullanılmaya başlandı ve o günden bugüne geliştirilmeye devam ediyor.

rl10-engine-old

Günümüzde RL10A-4-2 ve RL10B-2 versiyonları Atlas V, Delta IV roketleriyle kullanılmakta. 400’den fazla uzay uçuşunda başarıyla kullanılan R10 gelecek uzay görevleri planlarında da yer alıyor. NASA’nın Ay ve Mars için tasarlanan Uzay Fırlatma Sistemi (Space Launch System) adlı programında R10’ların kullanılması planlanmakta.