NASA’nın 30 yıllık mekik programının sona erdiği nokta:
NASA çalışanları parlak kırmızı boya ile uzay mekiği Atlantis’in ana iniş takımının (MLG: main landing gear) durduğu son noktayı işaretlemişler. Atlantis’in son uçuşu ile beraber mekik programı da sona ermiş oldu. Artık ABD, insanlı uçuşlar için bir süre Rusların Soyuz uzayaraçlarını kullanacak. Sonrası içinse bazı özel sektör alternatiflerini kullanmayı düşünüyorlar.
Mekik prgramı boyunca 135 uçuş gerçekleştirildi, bu uçuşlarda Hubble uzay teleskobu yörüngeeye yerleştirildi, bulanıklık sorununu gidermek için tamir edildi, birkaç kez yeni parçalar eklendi; Ulysses güneş sondası yörüngeye yerleştirildi; Sovyetlerin Soyuz aracıyla ve Mir uzay istasyonuyla mekikler kenetlendi, uzayda soğu savaştan işbirliğine geçişin adımları atıldı ; Uluslararaı Uzay İstasyonu’nun inşaasına katkıda bulunuldu.. Liste uzar gider, mekik tarihinin kısa ve öz halini aşağıdaki videodan seyredebilirsiniz:
Fotoğrafı ilk gördüğümde “ya arkadaş sizde de ne tesisat var böyle” diyesim gelmişti. Fotoğrafı yakalayan o arkadaşlar ESA, tesisatları da Rosetta uzayaracıymış. Yukarıdaki görüntüde Lutetia küçük gezegeni (asteroid) görülüyor; arka planda da Satürn gezegeni var, fakat bu bir tesadüf. Gezegen, Lutetia’ya yakınlaşan sondanın kamerasının kadrajına tesadüfen girmiş. Astrofotoğraf biraz da şans işi.
Rosetta ile küçük gezegenin arasındaki mesafe 510.000 km’den 81.000 km’ye inerken, dar açı kamerasına yansıyan görüntülerin ayrıntıları artmış normal olarak. Gittikçe büyüyen gökcisminin görüntüleri birrleştirilerek aşağıdaki resim oluşturulmuş:
Bu uzay sondasının asıl hedefi ise 67P/Churyumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızı; Rosetta, 2014 yılında yörüngesine gireceği, 4 kilometre çaplı 67P/Churyumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızına konacak küçük bir iniş aracı da taşıyor.
2014 yılında fırlatılması planlanan James Webb Uzay Teleskobu‘nun (James Webb Space Telescope – JWST) ilk aynaları cilalandı. 6,5 metrelik dev aynası 18 parçadan oluşuyor. Teleskobun geri kalanı da aynası kadar büyük. Aynanın altındaki güneş kalkanı tenis kortu boyutlarında!
Kızıl ötesi dalga boyunda gözlem yapacak bu yeni teleskobun bilimsel görevi, şimdi görebildiklerimizden çok daha uzaktaki gökcisimlerini incelemek. Daha uzaktan gelen ışığı yakalamak aynı zamanda daha uzun zaman önce yola çıkmış ışığı yakalamak anlamına geliyor. James Webb teleskobunun, evrenin oluştuğu büyük patlamadan sonra meydana gelen ilk gökadalarını görmesi bekleniyor.
Isınan cisimler, kızıl ötesi ışınım yaparak soğur. Bu nedenle teleskop, çevresindeki gökcisimlerinden etkilenmemesini sağlamak amacıyla çok uzak bir noktada yörüngeye oturtulacak ve gezegenimizin 1,5 milyon km uzağında gözlem yapacak. Bu uzak nokta sıradan bir yer değil. Dünya, Ay ve Güneş’in kütle çekim kuvvetlerinin etkisiyle çekimin sıfır olduğu Lagrange noktalarından biri: L2.
Bu şekilde teleskobun bulunacağı yörünge ile, Dünya ve Ay’a olan uzaklığı karşılaştırılmış. Teleskop yaklaşık 400.000 km uzağımızdaki Ay’ın dahi çok ötesinde olacak. Aşağıda da diğer Lagrange noktaları ile James Webb’in bulunacağı L2 noktasının yerleri gösterilmekte.
James Webb teleskobunun 2014 yılında fırlatılması planlanıyor.
Kuru sandığımız Ay’ın aslında sebil olduğu iyice ortaya çıktı. Önce NASA’nın uzay aracı çarptırarak kaldırdığı ay tozlarında su tespit edilmişti. Şimdi de Hindistan’ın Chandrayaan-I Ay uydusuna bağlı, NASA’nın mini-SAR adı verilen radarının topladığı veriler, Ay’ın güneş yüzü görmeyen kraterlerrinin dibinde su olduğunu kanıtladı. Hem de az buz değil, en azından 600 milyon ton su, kraterlerde donmuş halde yeni nesil kolonicileri bekliyor.
İşin koloni, yani insan yerleşimleri kısmı ne yazık ki en az kraterdeki sular kadar karanlıkta şu an. Geçtiğimiz ay ABD başkanı Barack Obama, Ay’a yeniden insan gönderilmesini hedefleyen Constallation (Takımyıldız) programını iptal etti. İptalin gerekçesi ekonomik zorluklar.
Takımyıldız programı kısaca, Dünya’nın alçak yörüngelerinin ötesine insan ve kargo taşıyabilecek güçlü roketler, kargo ve insanlı uzay araçlarını geliştirmeyi kapsıyordu. Bu hedefler NASA’nın mevcut bütçesinin karşılayamayacağı milyarlarca doları gerektiriyordu. Ekonomik kriz ile boğuşan ABD başkanı Obama, NASA bütçesini arttırmak yerine Takımyıldız programını iptal etmeyi tercih etti.
Birleşik Devletler 2020 yılına kadar yeniden Ay’a dönüş programını gündeme almayacak. Güçlü roketler geliştirilmeyecek olmasını, alçak dünya yörüngesinde hapis kalmamız şeklinde yorumlayanlar da oldu. Teknik olarak haklılar. Daha güçlü roketler olmadan daha uzağa gidebilmek mümkün değil. NASA, Apollo programında Ay’a insan yollamak için dev Satürn V (beş) roketlerini kullanmıştı. Takımyıldız programında Satürn’lerin karşılığı ise Ares’ler olacaktı. Ares I modeli test edilmişti bile.
Şimdiyse alçak yörüngeye kargo ve insan taşıyacak araçlardan mahrum kalınması bile söz konusu; en azından bir süre için. Bu yıl uzay mekikleri emekli edildikten sonra, NASA’nın onların yerine geçirebileceği bir aracı yok. İlk önce Rusların Soyuz uzay araçlarını kullanacaklar, sonra da özel şirketlerin geliştireceği araçların kullanılması planlanıyor.
Diğer uzay ajanslarının da tek başına Ay’a gidebilme olasılıkları yok. Öte yandan, tıpkı Uluslararası Uzay İstasyonu’nda olduğu gibi, uluslararası bir ortaklığın alçak yörüngenin ötesindeki hedeflere ulaşma ihtimali mevcut.
Geçen hafta pazartesi günü ilk kez bir uzay mekiği fırlatılışını canlı izleme fırsatı buldum. Aslında NASA’nın sitesinde tüm fırlatmaları izlemek mümkün olsa da ben ancak denk gelebildim. Şansıma son gece uçuşunu yakaladım (STS 130). Bundan sonra kalan dört fırlatma da gündüz gerçekleşecek. Aslına bakarsanız gündüz uçuşları daha iyi, eski kayıtlardan gördüğüm kadarıyla.
Geçen hafta cumartesi günü de bir ötegezegen geçişi canlı yayınlanacaktı. Ben bu canlı yayını kaçırdığımı sanıyordum fakat yayın, farklı bir ötegezegeni hedef alacak şekilde, bu hafta cumartesiye ertelenmiş durumda. Bu kez kaçırmamayı umut ediyorum. Konunun ayrıntılarını Astronomi Diyarı‘nda okuyabilirsiniz.
Gökbilim forumunda ilginç bir fırlatma aracının haberiyle karşılaştım. Okyanusta bir petrol platformunda inşaa edilecek bir uzay topu. Aslında bu Jules Verne fikirlerinden biri. Ünlü bilimkurgu yazarı Aya Seyehat romanında, Florida’da inşaa edilen (bugün NASA fırlatma rampaları da buradadır) bir topla uzaya çıkan insanların hikayesini anlatır.
Gerçekte insan bedeninin kaldıramayacağı bir seyehat bu. Uzaya erişebilmek için, topla fırlatılacak uzay aracının yahut merminin çok büyük bir ilk hıza sahip olması gerekiyor. Yazımızın konusu olan uzay topundan mermilerin 20.917 km/saat (13.000 mil/saat) hızla çıkması planlanıyor. Çabucak bu hıza ulaşmak 5.000 G kuvvetinde etki ederek, insanın ezilmesine sebep olur.
Yine de geliştiricileri, insanlar için ölümcül olabilecek bu yöntemin, kargo taşımak için iyi bir alternatif olacağını düşünüyorlar. Ekvatorda bir petrol platformunda inşaa edilecek bu ilginç fırlatıcının, kargo gönderme masraflarının 20 kat azalacağı görüşündeler.
Uzay topunun genel yapısı temel olarak orduların kullandığı toplarla aynı. Mermiyi gereken hıza ulaştırmak için, ısıtılarak yüksek basınca ulaştırılmış gaz kullanılıyor.
Doğal gaz yakılarak ısı açığa çıkartılıyor. Isı değiştricisi yardımıyla da hidrojen gazı ısıtılıyor. 1426 dereceye çıkan sıcaklıkla, hidrojen gazının basıncı 5 kat artıyor. Yeterli basınca ulaşıldığında, merminin arkasındaki bırakma valfi açılıyor ve basınçlı gaz mermiyi ileri doğru itiyor. İşin bu kısmı ateşli silahlarla aynı mantıkla işlemekte. Farklı olan tarafıysa, mermi fırladıktan sonra çıkış ucunun kapatılarak gaz çıkışının önelnmesi. Bunu hidrojen gazından tasarruf etmek için düşünmüşler.
Uzay topunun her atışta yaklaşık 500 kg yük göndermesi planlanıyor.
Uzay stasyonu mürettebatı artık uzaydan canlı yayın yapma, filtresiz yorum ve görüş bildirme olanağına sahip. Astronotlardan TJ Creamer 22 Ocak’tan beri bu imkanı kullanarak, popüler mikro blog sitesi twitter.com‘da ‘tivitliyor’. Tvitlerinde hayranlarının mesajlarına cevap veriyor, uzay istasyonu hayatı hakkında bilgi veriyor ve zaman zaman da yukarıdan çektiği görüntüleri paylaşıyor. Aşağıda bu fotoğraflardan birini görüyorsunuz: San Francisco’daki Golden Gate (Altın Kapı) köprüsü..
Dünya gözlemi. Doğrusu kıskanılacak bir iş. Hele ki biz burada bulutların ardından Mars’ı bile göremiyorken. Astronotların objektifine yansıyan diğer Dünya fotoğraflarına bu adresten ulaşabilirsiniz.
Uzay mekiği çağı bu yıl sona eriyor. Son uzay mekiği uçuşunun ardından mekikler bir daha uzaya çıkmayacak. Üç mekiğin nereye gideceği kesin olmamakla beraber, çeşitli müzelere satılarak geri kalan ömürlerini sergilenerek geçirecekler.
Uzay uçuşlarını gelenekselleşmiş bir şekilde, kendilerine has bir yamaya sahip oluyor. İlk başlarda uzay mekikleri için, çok sayıda uçuş düzenleneceğinden, hepsi için ayrı ayrı yamalar hazırlanması düşünülmüyordu. Fakat daha sonra astronotların ve diğer görevli personelin etkisiyle başlangıçtaki fikirden vazgeçildi ve her sefer için ayrı yamalar hazırlanmaya başlandı.
İlk mekik görevi yamansının tasarımını Robert McCall, STS-1 (12 Nisan 1981) için tasarlamıştı [yukarıda]. Diğer yamaların ise kimisini astronotların kendisi, hayranları veya dostları tasarladı. Artık gelenekleşmiş bir hal alan uzay görevi için ilk yama fikrini yine bir Amerikalı astronot Gordon Cooper ortaya attı (1965). NASA uzay araçlarına astronotların isimlerinin yazılmasına izin vermiyordu. Gordon Cooper da görevi birazcık kişiselleştirebilmek için yama kullanmaya karar vermiş. Cooper’ın Gemini V görevi için tasarladığı yama oldukça anlamlı bir mesaj içeriyor: 8 Gün veya Çuvallama – 8 Days or Bust [altta]
Şüphesiz, 16 Eylül 2010 tarihindeki son görev olan STS-134 özel bir yama gerektiriyor. NASA bu nedenle bir yarışma başlatmış ve burada görebileceğiniz 15 finalist yama seçilmiş. Bunlar arasından bir tanesi, son mekik görevini (STS-134) temsil etme ayrıcalığına ulaşacak.
1981 yılından beri hizmet veren 5 mekikten ikisi (Columbia ve Challenger) biri fırlatma diğeri de iniş esnasında kaybedildi. Yamalarda bu mekiklere ve hayatını kaybeden astronotlara göndermeler yapılmış.