Ekim 2nd, 2007 by astroturk

Mars ve Jüpiter arasındaki astreoid kuşağı, güneş sistemininkarmakarışık haldeki tavan arasına benziyor. Tozlu, unutulmuş cisimler uzun zaman öncesinden yadigar; her gök taşının anlatacak ayrı bir hikayesi var.


Dawn’ın fırlatılış mozaiği

Bu hikayeler tam da gezegen bilimcilerin duymak istediği türden şeyler. Güneş sistemimizin oluşumuna dair pek çok şey hâlâ sır durumunda. Okullarda anlatılan temel hikayeye göre, güneşin etrafındaki çok büyük bir disk içindeki toz ve gaz, yavaşça birlşerek daha büyük parçaları meydana getirdi. Bunlar da bugün bildiğimiz gezegenleri oluşturdu. Ama bu tam olarak nasıl gerçekleşti, ve yaşama uygun mavi gezegen dahil, farklı gezegenler nasıl oluştu?

Bu soruları yanıtlamak için, NASA Dawn (Şafak) isimli robotik sondayı fırlattı. Görevi: iki dev gök taşına doğru (Ceres ve Vesta) uçup, onları daha yakından keşfetmek.

Sondanın ilk durağı, antik süpernovaları Güneş Sistemi’nin doğumuna katabilecek bir gök taşı olan, Vesta.

Teleskobik gözlemler ve meteoritler üzerine yapılan çalışmalar, yoğun çekirdeği ve parlak kabuğuyla Vesta’nın ilk zamanlarında kısmen eridiği, demir gibi ağır elementler içerdiğini düşündürüyor.

Mars, Ceres, Vesta, Ida, Eros, Gaspra boyutlarının karşılaştırması

Ceres ve Vesta’nın boyutlarının, diğer gök taşları ve Mars ile karşılaştırması

Bu ilginç ve bir parça bulmaca çözmeye benziyor. Erime ısı kaynağı gerektiriyor. Maddelerin biraraya gelmesiyle, kütle çekimsel enerji açığa çıkar; bu enerjinin sebep olduğu sıcaklık da gök taşı oluşumunu sağlar. Ancak Vesta bu şekilde oluşamayacak kadar küçük bir -cüce- gezegen: Ortalama genişliği yalnızca 530 km; erime için yeterli kütle çekimi enerjisinin açığa çıkıp gök taşını oluşturamayacağı kadar küçük.

Bir süpernova açıklamayı sağlayabilir: Bazı biliminsanları Vesta’nın ilk oluşumunda, muhtemelen iki süpernovaca üretilmiş , alüminyum-26 ve demir-60 çeşnisinden meydana geldiğine inanıyorlar. Bu alüminyum ve demir oluşumları, fazladan ısı açığa çıkmasını sağlayabilecek radyoaktif izotoplar. Bu izotoplar bir kez bozulduğunda, göktaşı soğur ve gelecekteki şeklini oluşturacak şekilde katılaşır.

Eğer işler yolunda giderse, Dawn Vesta’nın yörüngesine 2011 yılında ulaşacak. Vesta’nın yüzeyinden ayrıntılı görüntüler, eriyik durumdaki geçmişinin izlerini ortaya çıkartacak. Ayrıca Vesta’nın kütle çekim alanı, Dawn’ın hem kendi hem de gök taşı yörüngesindeki hareketi sayesinde haritalanacak.

Yaklaşık 7 ay boyunca Vesta’nın yörüngesinde kaldıktan sonra, Ceres’in yörüngesine geçmek için iyon roketleriyle manevra yapacak.

960 km’lik çapıyla, Ceres astroid kuşağındaki en büyük cisim. Dikkat çekici olarak, Vesta gibi kaya benzeri değil, su buzuyla kaplı bir gezegen olması. Ceres bize gerçekten süpriz yapabilir, çünkü 60 ile 120 km kalınlığında bir buz tabakasını barındırıyormuş gibi görünüyor. Ceres’in yüzeyi Vesta’nınkinden çok daha dramatik şekilde değişmiş olmalı. Fakat Ceres bize gezegen oluşumunun erken dönemleri hakkında bilgi vermeyecek olsa bile, biliminsanlarının suyun oynadığı rolü açıklamasında yardımcı olabilecek bilgiler verebilir. Örneğin, neden Dünya ve Ceres gibi gezegenler büyük biktarda su barındırırken, Vesta gibi diğerleri tamamen kuru?Vesta bize erken dönemlerden bahsedecek, Ceres ise daha sonra ne olduğunu anlatacak. Birlikte, Güneş Sistemi’mizin geçmişi ile ilgili, iki eşsiz hikaye anlatacaklar; ve gezegenlerin oluşumuna dair kim bilir kaç ders çıkaracağız.

Kaynak: science@nasa | bulutsu.org/ggg

Share
Temmuz 14th, 2007 by astroturk

Yeni gelişmeler olduğu için biraz eskimiş bir yazı sayılabilir belki, ama insan operatörler olmaksızın iş yapabilen uzayaraçları hakkında aydınlatıcı olabileceği için geç de olsa çevirip yayınlamaya karar verdim. Yazının kaynağı science.nasa.gov

Yıl 2020, ve uzay hiç bu kadar hareketli olmamıştı:

Dünya yörüngesinde, robotik bakım gemisi bir hava gözlem uydusundan diğerine koşturarak, meteorologlara tehlikeli fırtınaları takip etmekte yardımcı olacak güçlü optikleri kuruyor.

Dört yüz bin kilometre yukarıda, bir kargo taşıyıcısı Ay’a varıyor. Bir yörünge deposuna yöneliyor, ona yaklaşıp kusursuzca eşlik ediyor, Ay’ın güney kutbundaki bilimsel keşif istasyonu için matkap başlıklarını, güneş panellerini ve diğer ihtiyaçları boşaltıyor.

Bu arada, ay yüzeyinde, istasyon ve bazı yakın tepeler arasında maden araçları “alıcı otoyolu” boyunca ilerliyor. Derin, soğuk bir kraterde gölgeler içinde saklanmış ay buzullarını hasat ediyorlar.

Bu kuramsal senaryoda tek bir insan operatör yok.

Bunlar, sandığınız kadar uzakta değil. NASA ve ortaklarının geliştirdiği bütün bu uzay araçları ve uydular, hatta madenci böcekler, bir gün kendi kendilerini işletebilecek, insanların yönlendirmesiyle değil; kendiliğinden yol alacaklar.

MSFC Otomatikleştirilmiş Buluşma ve Yükleme Projesi lideri olan James Lee görevlerinin yörüngede insan müdehalesi olmadan yakıtın yeniden doldurulması, parça değişimi, uydu tamirinin yapılabileceğini kanıtlamak olduğunu söylüyor.

ASTRO, NextSat’la kenetlenecek ve bakımını sağlayacak.

ASTRO’yu kim kumanda edecek? Cevap birisi değil fakat bir şey: Gelişmiş Video Yönlendirme Algılayıcısı (Advanced Video Guidance Sensor) ya da kısa adıyla AVGS. ASTRO’ya yerleştirilmiş olan AVGS, NextSat üzerindeki geriyansıtıcılara kızılötesi lazer demetleri gönderecek. Yansımaların analizi, ASTRO’nun hızını ve güvenli mesafeden yaklaşma açısını ve kenetlenmeyi ayarlayacak.

Sekiz test dizisi üç aylık görev süresi boyunca devam edecek. Testler başladığında araçlar birbirlerinden 6,9 km uzaklıkta olacak. Astro ve NextSat çeşitli manevralar, parça değişimi ve pil kurulumu yapacaklar. Denemeler dünyanın gölgesine girip, hiçbir görüntü alınamadığında da sürecek. Bu operayon uzay araştırmaları tarihinde bir ilk olma özelliği taşıyor.

Eğer Yörünge Ekspresi başarılı olursa, otonom buluşmalar ve yükleme sistemleri gelecek on yılda insan kontrollü görevlerin önemli bir alternatifi olabilecek.

Otomatikleştirilmiş sistemler iki araç arasındaki kenetlenme işlemlerinde meşgul uçuş mürettebatının omuzlarından elle kontrolün yükünü alacak. Aynı zamanda Ay ya da Mars yörüngesindeki kalıcı uyduların zorlu tamir ve destek sorununa maliyet yönünden verimli bir seçenek olacaklar.

Otomatikleştirilmiş sistemler aynı zamanda yüzey operasyonlarını gerçekleştirebilir. Bilhassa küresel yönlendirme sistemlerinin çalışmadığı havasız Ay’da. Bu “alıcı otoyolu”, yansıtıcı işaretlerle yüzeyde, robotların görebileceği, yol gösterici noktalar oluşturabilir.

Sıra yeni dünyalar keşfetmeye geldiğinde, robotlar insanları deneyim kazanmakta geçemez; fakat insanlı görevleri mümkün kılar. Otomatikleştirmenin hayati önemi var.

NASA’nın Orbital Express görevi hakkında daha fazla bilgi edinmek için buraya tıklayın.

Share
Temmuz 5th, 2007 by astroturk

Mars’taki toz fırtınası Spirit ve Opportunity gezginlerinin güneş panellerini tozla kaplanıp güneşten gelen ışınlardan enerji üretmesini engelliyor. Geçen hafta Opportunity’nin enerji seviyesi sert bir düşüş yaşayarak 765 watt/saat’ten 402 watt/saat’e geriledi, ve bu nedenle gezginin Victoria Crater’ine iniş planı ertelendi. Fırtına amatör teleskoplarla görülebilecek kadar büyük.

Mars’ın bu gece saat 2 sularında gökyüzünün doğu ufkundan yükselecek (İstanbul için)

6 Temmuz saat 02.00 için gökyüzü haritası

6 Temmuz saat 02.00, İstanbul için gökyüzü yaritası

Share
Haziran 30th, 2007 by astroturk

Britanya’nın Chelsea Bahçe Şovu’nda büyük ödülü uzaydan esinlenilerek hazırlanan bahçe kazandı. Karasal uzay bahçesi, hayali olarak Mars gezegeninde bir kubbenin altına yerleştirilmiş. Bahçe 600 gün boyunca araştırma yapan bir astronota ait ve insanın çevresiyle ilişkisinde psikolojik öneme sahip.

Uzay Bahçesi

Bradstone ile 600 Gün, Millennium ve yeni bir bilimsel ve dizayn döneminin üslubundan esinlenilmiş. Bahçe 8 yıl boyunca Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Britanya Bilim Müzesi verileriyle sürdürülen, uzayda uzun süreli periyotların psikolojik etkilerine dair, araştırmaların sonucu. Bütün materyaller ve yapı üretim metodları bilimsel olasılıklara dayanıyor.

Bahçe birbirine kenetlenmiş ve farklı fonksiyonları olan iki alt bölüme ayrılmış. Ön tarafa suyun yerden yüzeye çıktığı bir pınar dahil edilmiş. Mekanın geneline değerli yiyecek kaynakları eklenmiş, zeytin ve antep fıstığı gibi. Bunların yanısıra iyileştirici özelliği bulunan aynısafa çiçeği, afyon çiçeği ve öküzgözü bitkileri de ekilmiş.

Arka taraf ise astronotun 24 saatlik doğal döngüsünü sürdürmek için köşesine çekilebileceği, asılan koltuk ve bir dinlenme kabuğu bulunan bir rahatlama alanı. Her iki oturma ve dinlenme alanı gezegendeki yerçekimine uygun olarak, kimisi Dünya’dakinden farklı açılar yapacak şekilde, uzanma pozisyonlarına göre tasarlanmış!

Share
Haziran 28th, 2007 by astroturk

Amatör astronomlar Mars’ta büyümekte olan bir toz fırtınasını izliyorlar. “Dev bir fırtına patlamak üzere” diyor emektar Mars fotoğrafçısı Jim Melka. Bu fotoğrafı 25 Haziran’da 12 inçlik teleskop ve sayısal kamera ile çekmiş:

Fırtınanın kışkırtıcısı, Melka’nın görüntüsünde belirgin bir şekilde gözüken, gezegenin güney kutup şapkası olabilir (Bularla örtülü alan). Soğuk kutup ve bitişiğindeki daha sıcak, buzlanmayan yüzeyler arasındaki sıcaklık farkları buzul bölgelerden soğuk havanın esip tozları kaldırmasına sebep oluyor.

Mars’ı gözlemek isteyenler, teleskoplarını saat 2′den sonra doğu ufkuna çevirmeliler. 1. kadirden kırmızı bir yıldız gibi görülebilecek olan Mars’ın kutup şapkası ve bazı koyu noktaları, kameraya gerek olmaksızın teleskobun okülerinden izlenebilir. Fakat fırtına yayılır da bütün yüzeyi kaplarsa bu durum değişebilir.

Share