Temmuz 9th, 2008 by astroturk

Jüpiter, Dünya’ya 2008′deki en yakın konumunda olacağı bugün, aynı zamanda en yüksek parlaklığına da ulaşacak. Gün battıktan sonra güney ufkuna yakın konumda deniz feneri gibi diğer bütün yıldızlardan daha parlak olan Jüpiter’i kolaylıkla bulabilirsiniz. Parlayan Jüpiter gece boyunca güney gökyüzünde hareket edecek.

Yukarıdaki Jüpiter, komşu Yunanistan’dan amatör gökbilimci Tilemachos Athanasiadis’in hediyesi. Görüntüde Jüpiter ve Samanyolu, Tilemachos’un “Zeus’un Tahtı” olarak anıldığına dikkat çektiği Olimpus dağının üzerinde parlıyor (Roma kökenli Jüpiter’in Antik Yunan’daki kaynağı Zeus). Bu görüntüyü elde etmek için 1600 ISO değerinde 300 saniye pozlama süresi seçmiş.

Kaynak: spaceweather.com | Görüntü: Tilemachos Athanasiadis’in izniyle.

Share
Nisan 2nd, 2008 by astroturk

Jüpiter’in kaç lekesi var? 17 Mart’ta Mark Salway, 30,5 cmlik (12 inch) teleskobu ile üç tane saymış.

Birinci kırmızı nokta, yüzlerce yıl yaşında ve Dünya ile aynı çapa sahip, herkesin bildiği Dev Kızıl Leke. İkincisi ise Oval BA olarak adlandırılıyor; 2000 yılında beyaz renkli doğup, 2006′da kırmızıya döndü. Üçüncü kırmızı leke ise yeni doğdu. “Küçük Kırmızı Leke” Henüz bir aylık bile değil.

Bütün bu üç leke de aslında birer fırtına ve öyle büyükler ki, her biri herhangi bir kayaç gezegeni yerlebir edecbilecek güçte. Kırmızı renkte oluşlarına dair en çok kabul gören teoriye göre, fırtına “kromoforları” (renk değiştiren kimyasallar) Jüpiter’in dibinden tarayarak yüzeye çıkartıyor, güneş ışınlarıyla karşılaşan bu maddeler kimyasal reaksiyon sonucu kırmızı rengi alıyorlar. Fakat bu maddelerin ne olduğu ve ne tür bir reaksiyon ile renk değiştirdiği bilinmiyor.

Kaynak: Spaceweather.com| Görüntü: Mark Salway’in izni ile.

Share
Ekim 2nd, 2007 by astroturk

Mars ve Jüpiter arasındaki astreoid kuşağı, güneş sistemininkarmakarışık haldeki tavan arasına benziyor. Tozlu, unutulmuş cisimler uzun zaman öncesinden yadigar; her gök taşının anlatacak ayrı bir hikayesi var.


Dawn’ın fırlatılış mozaiği

Bu hikayeler tam da gezegen bilimcilerin duymak istediği türden şeyler. Güneş sistemimizin oluşumuna dair pek çok şey hâlâ sır durumunda. Okullarda anlatılan temel hikayeye göre, güneşin etrafındaki çok büyük bir disk içindeki toz ve gaz, yavaşça birlşerek daha büyük parçaları meydana getirdi. Bunlar da bugün bildiğimiz gezegenleri oluşturdu. Ama bu tam olarak nasıl gerçekleşti, ve yaşama uygun mavi gezegen dahil, farklı gezegenler nasıl oluştu?

Bu soruları yanıtlamak için, NASA Dawn (Şafak) isimli robotik sondayı fırlattı. Görevi: iki dev gök taşına doğru (Ceres ve Vesta) uçup, onları daha yakından keşfetmek.

Sondanın ilk durağı, antik süpernovaları Güneş Sistemi’nin doğumuna katabilecek bir gök taşı olan, Vesta.

Teleskobik gözlemler ve meteoritler üzerine yapılan çalışmalar, yoğun çekirdeği ve parlak kabuğuyla Vesta’nın ilk zamanlarında kısmen eridiği, demir gibi ağır elementler içerdiğini düşündürüyor.

Mars, Ceres, Vesta, Ida, Eros, Gaspra boyutlarının karşılaştırması

Ceres ve Vesta’nın boyutlarının, diğer gök taşları ve Mars ile karşılaştırması

Bu ilginç ve bir parça bulmaca çözmeye benziyor. Erime ısı kaynağı gerektiriyor. Maddelerin biraraya gelmesiyle, kütle çekimsel enerji açığa çıkar; bu enerjinin sebep olduğu sıcaklık da gök taşı oluşumunu sağlar. Ancak Vesta bu şekilde oluşamayacak kadar küçük bir -cüce- gezegen: Ortalama genişliği yalnızca 530 km; erime için yeterli kütle çekimi enerjisinin açığa çıkıp gök taşını oluşturamayacağı kadar küçük.

Bir süpernova açıklamayı sağlayabilir: Bazı biliminsanları Vesta’nın ilk oluşumunda, muhtemelen iki süpernovaca üretilmiş , alüminyum-26 ve demir-60 çeşnisinden meydana geldiğine inanıyorlar. Bu alüminyum ve demir oluşumları, fazladan ısı açığa çıkmasını sağlayabilecek radyoaktif izotoplar. Bu izotoplar bir kez bozulduğunda, göktaşı soğur ve gelecekteki şeklini oluşturacak şekilde katılaşır.

Eğer işler yolunda giderse, Dawn Vesta’nın yörüngesine 2011 yılında ulaşacak. Vesta’nın yüzeyinden ayrıntılı görüntüler, eriyik durumdaki geçmişinin izlerini ortaya çıkartacak. Ayrıca Vesta’nın kütle çekim alanı, Dawn’ın hem kendi hem de gök taşı yörüngesindeki hareketi sayesinde haritalanacak.

Yaklaşık 7 ay boyunca Vesta’nın yörüngesinde kaldıktan sonra, Ceres’in yörüngesine geçmek için iyon roketleriyle manevra yapacak.

960 km’lik çapıyla, Ceres astroid kuşağındaki en büyük cisim. Dikkat çekici olarak, Vesta gibi kaya benzeri değil, su buzuyla kaplı bir gezegen olması. Ceres bize gerçekten süpriz yapabilir, çünkü 60 ile 120 km kalınlığında bir buz tabakasını barındırıyormuş gibi görünüyor. Ceres’in yüzeyi Vesta’nınkinden çok daha dramatik şekilde değişmiş olmalı. Fakat Ceres bize gezegen oluşumunun erken dönemleri hakkında bilgi vermeyecek olsa bile, biliminsanlarının suyun oynadığı rolü açıklamasında yardımcı olabilecek bilgiler verebilir. Örneğin, neden Dünya ve Ceres gibi gezegenler büyük biktarda su barındırırken, Vesta gibi diğerleri tamamen kuru?Vesta bize erken dönemlerden bahsedecek, Ceres ise daha sonra ne olduğunu anlatacak. Birlikte, Güneş Sistemi’mizin geçmişi ile ilgili, iki eşsiz hikaye anlatacaklar; ve gezegenlerin oluşumuna dair kim bilir kaç ders çıkaracağız.

Kaynak: science@nasa | bulutsu.org/ggg

Share