Ekim 4th, 2011 by astroturk

Bu yılki Nobel fizik ödülü evrenin genişlemesindeki ivmeyi araştıran astrofizikçiler arasında paylaştırıldı. Kaliforniya Üniversitesi, Lawrence Berkeley Ulusal Labrotuvarı’ndan Saul Perlmutter ödülün yarısını aldı. Perlmutter burada Süpernova Kozmoloji Projesi üzerinde çalışıyor. Ödülün kalan yarısı ise Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde çalışan, Birleşik Devletler doğumlu Brian P. Schmidt ile Johns Hopkins üniversitesi Uzay Teleskobu Bilim Enstitüsü’nden Adam G. Riess arasında paylaştırıldı. İkili Yüksek-z Süpernova Araştırma Takımı’nda uzak süpernovalar üzerinde çalışıyor.

2011 nobel fizik ödülünü kazanan astrofiikçiler

Share
Mart 31st, 2011 by astroturk

Bugün için uzay turizmi emekleme aşamasında ve bir tur için milyonlarca doları gözden çıkarmak gerekiyor. 20 milyon dolar harcayıp, 6 aylık eğitimi tamamladıktan sonra bir Soyuz aracıyla Uluslararası Uzay İstasyonu’na çıkan Anousheh Ansari, bir rüya için bu kadar para harcamaya değer mi diye soranları şöyle cevaplıyor: Bir rüyaya nasıl paha biçersiniz?

İran İslam Devrimi’nden sonra ABD’ye göç eden ve burada, kitle iletişim sektöründe başarılı bir kariyer sahibi olan Ansari sadece kendi yolculuğu için değil başkalarının da bu tarz yolculuklar yapabilmesine olanak sağlayacak girişimleri de desteklemek amacıyla 10 milyon dolar ayırarak Ansari X Ödülü’ne sponsor olmuş.

Anuşe Ansari

Kendi rüyasını gerçekleştirirken Uzaya giden dördüncü turist, ilk uzay blogcusu, ilk kadın uzay turisti, ilk Müslüman kadın astronot ünvanlarını da kazanan Ansiri’nin hikayesini anlatan Uzay Turistleri (Space Tourists) adlı belgesel film, İstanbul Film Festivali‘ndeki NTV Belgesel Kuşağı’nda gösterilecek.

2009 İsviçre yapımı Uzay Turistleri’nin yönetmeni Christian Frei. Ses dilleri İngilizce-Rusça-Romence; İngilizce ve Türkçe altyazılı olarak  5 Pt. 11.00, 9 Cu. 21.30′da diğer NTV Belgesel Kuşağı filmleri gibi Beyoğlu Sineması’nda gösterilecek. Festival biletlerine sinema gişeleri ve biletix’den ulaşılabilir.

Uzay Turistleri nefes kesici görüntüleriyle bizi harikalar ve sürprizlerle dolu büyüleyici bir dünyaya götürüyor. Akla hayale gelmeyecek insanlarla karşılaşmalar… Uzaydan bile tuhaf ve bilinmez yerler… Festival izleyicilerinin Savaş Fotoğrafçısı ve Dev Budalar ile tanidigi fotoğrafçı ve yönetmen Christian Frei, insanlığın yüzlerce yıllık bir rüyasını ele aliyor: uzaya yolculuk. Işkadını Anousheh Ansari bu rüyayı 20 milyon dolara gerçeğe dönüştürdü. “Bir rüyaya nasıl paha biçersiniz?” diyor Anousheh. Onun fantastik macerası, uçsuz bucaksiz bozkirlarda düsmüs bos roketleri toplayan Kazaklarla kesişiyor.

kaynak: iksv.org | belgesel.name

Share
Temmuz 27th, 2010 by astroturk

Bir süredir yoğun olduğumdan ötürü Astrotürk’e eskisi gibi vakit ayırıp, yeni yazı giremiyorum. Bu sebeple bazı güncel haberleri kaçırdığım oldu. Artık güncel olmasalarda yazmak istediğim birşeyler var.

Bunlardan birincisi 7. nötron yıldızının keşfi. 1979 yılından bugüne dek 6 tanesi bulunan nötron yıldızları kolayca yerlerini belli etmiyorlar. NASA’nın Swift, Chandra uzay teleskoplarını kullanarak yapılan çalışmalarca keşfedilen nötron yıldızı bizden 40 bin ışık yılı uzaklıkta.

Araştırma ekibine liderlik eden, Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Ersin Göğüş şu açıklamayı yapmış:

Keşifte bizi en gururlandıran konu, Türkiye’deki bilimsel ve teknolojik birikimin belli bir düzeye erişmesini görmek oldu. İyi bir ekibin Türkiye’de önemli bir keşfe imza atması bilimin ülkemizde geldiği noktayı da gösteriyor. Yıldızın keşfinin yapıldığını duyan bilim çevreleri, ekibimizle irtibata geçerek ortak çalışmak istediklerini dile getirdi. Ekibimiz, aralarında İtalya, ABD, İspanya, İngiltere ve Hollanda’dan da astrofizikçilerin de yer aldığı 23 kişiden oluşuyor

Nötron yıldızları, kütlesi güneşimizin 1,35 – 2,1 katı olan yıldızların ulaştığı bir evre. Yıldız ömürünü tamamlayıp merkeze çöktüğünde, yoğun kütle çekimi etkisiyle elektronlar atom çekirdekleri ile kaynaşır, buradaki protonlar ile birleşip nötronları oluştururlar. Sonuç olarak sadece nötronlardan oluşan bir kütle meydana gelmiş olur. Atom çekirdeği ve elektronlar arasındaki boşluklar kaybolduğundan, bu yıldızlar çok yoğun kütleye ulaşırlar: Birkaç santimetre küp içine milyonlarca ton sığar.

Diğer gelişme ise ışıkyılı uzaklıktan değil, atmosferin üst katmanlarından.

Bir balon, yükseldikçe artan iç basıncına dayanabileceği kadar yükselebilir. Sıradan uçan balonlar için bu mesafe ne kadardır bilmiyorum ama meteoroloji ölçümlerinde kullanılan özel balonlar, 40 km kadar yükselerek, atmosferin stratosfer katmanına çıkabiliyorlar.

Daha önce oyuncak ayıları bu yüksekliğe çıkartan bir balonu yazmıştım. 4 Temmuz günü de Türkiye’den bir balon gökyüzüne salı verildi, ayıcıksız tabi ki. Balon amatör radyocuların olunca taşıdığı ekipmanlar da ona göre olmuş anladığım kadarıyla (UHF VHF Cross sistem ve APRS). Pek bir şey anlamadım yani. Fakat balonun nereye gittiğini, enerjisi bitim sinyal yayamadığı ana kadar takip edebilmişler.

Balonun Trabzon’un Hıdırnebi yaylasından başladığı yolculuğu, Rize açıklarına kadar devam etmiş. Balon, kameraya sahip olmadığı için, yolculuğun kuşbakışı manzaralarını göremiyoruz ne yazık ki.

Görece yeni olan haber ise Türkiye’nin karbon elyaf üretebilen ülkeler arasına girişi. Havacılık ve uzay alanında da kullanılabilen karbon elyafı üretebilen 9 ülke vardı, AKSA’nın kurduğu tesis ile  bu ürünün ülkemizde de üretimi gerçekleşecek. Karbon elyaf çelikten daha dayanıklı ve daha hafif olması sebebiyle pekçok alanda tercih edilen bir malzeme. Yerli üretim insansız hava araçlarımınız (Çaldıran) gövdesi de karbon elyaftan oluşturulmuş.

kaynaklar: ta7ka.com | vikipedia | teknoport.com.tr | askerhaber.com |

Share
Aralık 7th, 2009 by astroturk

Gökbilim fotoğrafçısı Tunç TEZEL, TWAN (Geceleyin Dünya) sitesinde ayın fotoğrafçısı seçilmiş. Kendisini buradan kutlamak istiyorum, başarılarının ve tabi ki güzel fotoğraflarının da devamını bekleyerek.

Tunç Tezel

Tunç Tezel

Yukardaki Tezel‘in TWAN’daki fotoğraflarından biri. Sitede yayınlanan tüm fotoğraflarını görmek için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz. Geceleyin Dünya sitesi, yeryüzü ve gökcisimlerini aynı karede gösteren, geniş açılı nefes kesici fotoğraflara ve videolara ev sahipliği yapıyor.

kaynak: Günün Gökbilim Görüntüsü | TWAN-Geceleyin Gökyüzü |

Share
Eylül 3rd, 2009 by astroturk

universetoday.com sitesinin haberine göre bir beyaz cüce süpernova patlamasının eşiğinde. Yıldzın dünyamıza zarar vermeyecek kadar uzakta olduğu belirtilerek yüreklere su serpilmiş. Bu uzaklığa karşın patlama sonrası yıldızın aniden yüksek parlaklığa ulaşarak, gündüz bile çıplak gözle görülebileceği tahmin ediliyor.

Yakın olarak ifade edilen zaman dilimi birkaç milyon yıl -gökbilim için oldukça kısa. Keşfi, ESA’nın XMM-Nevton X-ışını teleskobunun hassasiyetine borçluyuz. Araştırmacılar 1997 yılında parlak HD 49798 yıldızının çevresinde X-ışını yayan gizemli bir cisim olduğunu keşfetmişlerdi. XMM-Nevton sayesinde bu cismin ölmüş bir yıldızın kalbi, beyaz cüce olduğu anlaşıldı. Fakat bulunan kesinlikle sıradan bir beyaz cüce değil..

Normalde beyaz cüceler 0,6 güneş kütlesine ve yaklaşık Dünya’nın hacmine sahipler. Bu ufaklığın kütlesi ise normalin iki katı (1,3 güneş kütlesi), buna karşın yarım dünya hacminde. Çevresinde dönüş hızıyla da beyaz cüceler arasında rekora sahip: 13 saniye!

Hız çok sorun değil fakat tüm yıldızların kaderini belirleyen kütle miktarı, 1,3 güneş kütleisne sahip bu beyaz cüce için  sınıra çok yakın. Beyaz cüceler için tip Ia supernova patlaması geçirme sınır 1,4 güneş kütlesi. İkili yıldız sistemindeki beyaz cüceler, ortak yıldızlarından kütle kaparak  bu sınıra erişebiliyorlar. Bu kütleye eriştikten sonra beyaz cüce çökerek bir nötron yıldızına dönüşüyor veyasüpernova patlaması gerçekleşiyor.

Haberi veren site ikinci bir “gökyüzünde iki ay varmış gibi olacak”  safsatasına karşı okurlarını uyarmayı ihmal etmemiş!

kaynak:

universetoday.com | wiki |

Share
Mart 8th, 2009 by astroturk

NASA’nın gezegen avcısı Kepler uzayaracı, bugün sabaha karşı ABD’nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral hava kuvvetleri istasyonundan, Delta II roketi ile başarılı bir şekilde uzaya fırlatıldı. Üç buçuk yıl sürmesi planlanan görevi süresince Kepler 100.000 güneş benzeri yıldızın çevresinde, Dünya benzeri kayaç ve sıvı halde su barındırabilecek ‘ılık’ yörüngelerdeki gezegenleri keşfetmeye çalışacak.

Ilık olarak bahsettiğimiz yörüngeler, yıldızdan yıldıza değişim gösterebiliyor. Aşağıdaki resimde gösterildiği gibi Güneş’ten daha sıcak olan yıldızlarda bu bölge yıldızdan daha uzaktayken, daha soğuk yıldızlarda ise bu bölge yıldıza daha yakın.

Kepler görevi oldukça önemli, çünkü sıvı halde suya -bildiğimiz yaşam formunun temel şartına- sahip olabilecek, ılık kuşaktaki gezegenleri keşfetmeye yönelik ilk araç. Kepler sayesinde Dünya benzeri gezegenlerin ne kadar sık veya seyrek bulunduğunu öğreneceğiz. Kepler’in görevi dahilinde olmasa da, keşfedeceği gezegen sayısı, dünya dışı yaşam konusunda yeni fikirlerin ortaya çıkmasına yardımcı olacak. Söz gelimi çok sayıda bizimkine benzer gezegen keşfedilirse, dünya dışı yaşamın varlığına dair teoriler desteklenir. Fakat yaşamın izini sürmek Kepler’in işi değil, bu daha sonraki uzayaraçlarının yapacağı bir şey.

Dünya benzeri gezegen araştırmasının yanı sıra, Kepler farklı konularda da ışık tutacak. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:

  • çoklu yıldız sistemlerindeki gezegen sayısının belirlenmesi:
  • kısa periyotlu (yıldızının etrafında hızlı dönen) gaz devlerinin boyut, kütle, yoğunluk ve yörünge çeşitleri ve boyutlarının açıklanması
  • yaşanılabilir bölge içinde veya yakınındaki dev kayaç gezegenlerin yüzdesinin belirlenmesi
  • bu gezegenlerin yörünge şekli ve boyutlarının dağılımının açıklanması

Çalgıcı (Lyra) ve Kuğu (Cygnus) Takımyıldızlar içindeki görüş alanında bulunan ve  bizden 600 ile 3.000 ışık yılı uzaklıktaki 100.000′in üzerindeki inceleyecek olan Kepler, bu işi uzaya gönderilen en güçlü kamera ile yapacak (aşağıda). 25 parça CCD moülünden oluşan 95 megapiksel çözünürlüğe sahip kameranın köşesinde bulunan modüller konumlamayı sağlarken, geri kalan 21 CCD modülü ise olağan gözlem faliyetlerini gerçekleştirecek. Kepler’in görüş alanı olarak bahsedilen bölgelerde gösterilen kareler de bu 21 CCD modülünü temsil ediyor.

Gözlenen bir yıldızın önünden bir gezegen geçtiğinde, yıldızın parlaklığında bir azalma meydana gelir ve  gezegenin varlığı parlaklıktaki bu değişimin gözlenmesi sayesinde ortaya çıkar. Bu yöntem ile pek çok güneş ötesi gezegenin varlığı keşfedildi. Uzaydaki Kepler ise yerde yapılan araştırmalara kıyasla çok daha iyi sonuçlar almamızı sağlayacak. Kepler ayrıca parlaklıktaki değişim periyotlarını da inceleyerek, geçiş yapan gezegenin hızını, dolayısıyla bulunabileceği yörüngeyi de belirleyecek.

CCD’ler 14. kadirden daha parlak yıldızlara ait bilgileri kaydedecek. Yıldızların görüntüsünden çok parlaklık farkları önemli olduğundan, fotometrik hassaslığı arttırmak adına teleskop bilerek netleştirilmemiş durumda.  100.000 yıldızı devamlı olarak eşzamanlı kaydedilecek bilgileri uzayaracında saklanacak ve haftada bir kez dünyaya gönderilecek.

‘İyi odaklanmamış’ olan Kepler hem mercek hem de aynanın kullanıldığı Schmidt-Cassegrain tipinde bir Katadioptrik teleskop. Tüm görevi boyunca sadece belli bir grup yıldıza odaklanması, ölçüm kararlılığını büyük oranda arttırırken, uzayaracının tasarımının da basit olmasını sağlamış. Uzayaracında itkiyi sağlamak için az miktarda sıvı bulunuyor.

Uzayaracı Dünya’yı takip eden Güneş merkezli (heliocentric) bir yörüngeye sahip. Bir turu 372,5 günde atması sebebiyle Kepler yavaşça Dünya’nın gerisinde kalacak ve 4 yıl sonra mesafe 0,5 AB’e çıkacak. Uzay aracı 3,5 yıl görev yapacak şekillde tasarlansa da bu süre uzayabilir. Mars gezginleri, Mir Uzay Üssü, Hubble Teleskobu gibi pek çok uzayaracı tahmini görev sürelerinden çok sonraları bile fazla mesailerini sürdürdüler veya hâlâ sürdürüyorlar.

kaynak:

NASA’nın Kepler görevi sayfası | uzayveastronomi.comkepler.nasa.gov/sci/basis/goals.html | physorg.com

Share
Şubat 13th, 2009 by astroturk

10 Şubat 2009 uzay çalışmaları için tarihi bir gün oldu. Fakat uzaya ilk kez çıkılan veya Ay’da yürünen diğer günlerin aksine bugün olumsuz bir şekilde anılacak.

10 Şubat 2009 günü, tarihte ilk kez iki büyük uzay aracı çarpıştı! Sibirya’nın yaklaşık 800 km üzerinde çarpışan iki yapay uydunun biri İridium 33 diğeri ise kullanılmayan, dolayısıyla uzay çöpü özelliğindeki Rusların Cosmos 2251 uydusu.

Biri uzay çöpü olan iki uydunun çarpışması, uzay çöplerinin uzay çalışmaları için oluşturduğu riskleri de yeniden gündeme getirecek gibi gözüküyor. Üstelik saatte 30.000 km’den daha hızla çarpışan ve tamamen parçalanan uydular, çok sayıda yeni küçük uzay çöpünün oluşmasına da sebep oldu.

kaynak: spaceweather.com | skyrocket.de

Share
Aralık 26th, 2008 by astroturk

gök olayları yıllığı

Türkiye Ulusal Gözlemevi (TUG) 2009 Gök Olayları Yıllığı yayınlandı. Bu adresten ulaşılabilecek yıllıkta, yılın önemli gök olayları ay ay belirtilmiş. Ayrıca, 2009′un Dünya Astronomi Yılı olması sebebiyle düzenlenecek etkinliklere de yer verilmiş.

Share