Mart 9th, 2010 by astroturk

50 ve 60lı yıllarda, Mars aylarından biri olan Phobos‘un içinin oyuk olabileceği düşünülüyordu. Bu spekülasyonun ortaya çıkmasına neden olansa, uydunun alışıldık olmayan yörünge özellikleriydi.
Mars Ekspresi uzay aracı geçtiğimiz çarşamba günü Phobos’a yakın geçiş yaptı. Gökcisminin 67 km yakınından geçen araç herhangi bir fotoğraf çekmedi ve diğer gözlem ekipmanları da kapatılmıştı. Yer istasyonundakiler, Phobos’un uzay aracı üzerindeki çekim gücünü inceleyebilmek için sadece saf radyo sinyallerini duymak istiyordu.
Biliminsanlarına göre Phobos ikinci nesil bir uydu. Birinci nesil uydular, ana gökcismiyle hemen hemen aynı dönemde birlikte oluşuyorlar. İkinci nesil uydularsa gezegenleri ile sonradan biraraya geliyor. Phobos’un muhtemelen Mars’ın çekim etkisiyle yörüngesine girmiş bir küçük gezegen olduğu düşünülüyor.
Önceki yakın geçişlerde yapılan incelemeler, Phobos’un %25-35 gözenekli olması gerektiğini göstermişti. Bu sonuç gezegenbilimcilere Phobos’un Mars’ın etrafında tur atan bir “moloz yığını”ndan biraz daha fazlası olduğu konusunda yol gösterdi. Büyük ve küçük prçaların biraraya gelmesiyle oluşan bir moloz yığını, bu parçalar birbirine tam uymayacağı için içinde boşluklara sahip olacaktır.
Mart ayı içersinde Mars Ekspresi, Phobos’a yeniden yakın geçiş yapacak. Bu seferkinde uzay aracı, uydunun yüksek çözünürlüklü görünülerini yakalayacak.
EK (17 Mart): Bahsettiğim yüksek çözünürlüklü fotoğraflar yayınlandı. Konuyla ilgili yeni yazım ve yeni fotoğraflar..
kaynak: universetoday.com | görüntü: arcadiastreet.com
Şubat 15th, 2010 by astroturk

Geçen hafta pazartesi günü ilk kez bir uzay mekiği fırlatılışını canlı izleme fırsatı buldum. Aslında NASA’nın sitesinde tüm fırlatmaları izlemek mümkün olsa da ben ancak denk gelebildim. Şansıma son gece uçuşunu yakaladım (STS 130). Bundan sonra kalan dört fırlatma da gündüz gerçekleşecek. Aslına bakarsanız gündüz uçuşları daha iyi, eski kayıtlardan gördüğüm kadarıyla.
Geçen hafta cumartesi günü de bir ötegezegen geçişi canlı yayınlanacaktı. Ben bu canlı yayını kaçırdığımı sanıyordum fakat yayın, farklı bir ötegezegeni hedef alacak şekilde, bu hafta cumartesiye ertelenmiş durumda. Bu kez kaçırmamayı umut ediyorum. Konunun ayrıntılarını Astronomi Diyarı‘nda okuyabilirsiniz.
kaynak: astronomidiyari.com | görüntü: günün nasa görüntüsü
Şubat 6th, 2010 by astroturk
Rütbesi gezegenlikten cüce gezegenliğe düşürülen Plüto üzerine çalışmalar devam ediyor. 384 Hubble görüntüsü ve 20 el yapımı bilgisayarla oluşturulmuş süper bilgisayar yardımıyla yapılan çalışma sonunda, Plüto’nun yüzeyinde meydana gelen değişiklikler ortaya çıkarıldı.

Elde edilen görüntülerdeki sonuca bakılırsa, Plüto Güneş Sistemi’ndeki en değişken yüzeye sahip gökcisimlerinden biri. Fakat bu görüntüler hiç kolay elde edilmedi.
Plüto’yu incelemek oldukça güç. Cüce gezegen, çok uzakta olmasının yanısıra çok küçük olmasıyla da işleri zorlaştırıyor. Eğer Güneş’i bir futbol topu (22 cm) olarak düşünecek olursak, Plüto’yu bu toptan 947 metre ötedeki küçük bir kum tanesi boyutunda (0,3 mm) hayal edebiliriz. Bir zamanlar gezegen olarak anılan bu küçük gökcismi, gerçekte Ay’ımızdan daha küçüktür. Uydumuz 3474 km çapında, Plüto ise 2390 km.
Bu nedenle, Plüto’yu görebilmek çok zor. Hubble Uzay Teleskobu için bile: teleskoptan çekilen 384 görüntünün kullanıldığını söyledik ama bu görüntülerde Plüto ancak birkaç piksel yer kaplıyor!
Gökbilimci Marc Buie ve Southwest Research Institute’deki ekibi, yukarda gördüğünüz görüntüleri elde edebilmek için, o birkaç piksel boyutundaki plüto fotoğraflarını bilgisayarla işlediler. Bunun için her biri 450 dolar maliyetinde 20 toplama bilgisayarla bir süper bilgisayar oluşturdular. Birbiri ile paralel çalışan bilgisayaralarda C ile bir bilimsel kodlama dili beraber kullanılarak hazırlanan bir kod kullanıldı. Bu kod da tıpkı süper bilgisayarları gibi araştırma ekibince yazıldı.
Çalışmalar yıllarca sürdü; ekip herhangi bir yerde oluşacak hataya karşı sonuçları defalarca kontrol etti. Önümüzdeki yıllardaysa Plüto hakkında daha fazla bilgi edinmemizi sağlayacak Yeni Ufuklar (New Horizons) adlı uzay aracı, milyarlarca kilometrelik yolculuğunun ardından Plüto’ya ulaşacak. O zaman bu ufak gökcismi, uydusu ve diğer Neptün ötesinde yer alan Kuipler kuşağı cisimlerinin yeni sırları açığa çıkacak.
kaynak: wired.com | görüntü: Hubble Uzay Teleskobu
Ocak 29th, 2010 by astroturk
Hava şartları gözlem için berbat, İstanbul’da. Daha iyi şartları olanlar için bir hatırlatma yapalım: Bugün, yalnızca Mars değil; Ay da 2010 yılı içindeki en yakın konumunda. Üstelik senenin en büyük dolunayı ile Mars gökyüzünde birbirine yakın konumda bulunacak.

Ay, yılın en küçük dolunayına göre %14 daha büyük ve %30 daha parlak gözükecek. Ay’ın neden daha büyük göründüğünü, 400 yıl önce Johannes Kepler açıkladı: Ay’ın Yer çevresindeki yörüngesi bir çember değil, bir yanı Dünya’ya diğerinden 50.000 km yakın olan bir elips (şekil). Gökbilimciler, Dünya’ya yakın olan noktayı yerberi, uzak olan noktayı da yeröte olarak adlandırıyorlar.
Yerberi ve yeröte deyimleri Yer’in uyduları için kullanılır. Aynı kavramların daha genel tanımı için enöte ve enberi terimleri kullanılır.
Ocak 27th, 2010 by astroturk
Mars ile Dünya her 26 ayda bir birbirlerine yakın konuma gelirler. 2003 yılında 60.000 yıllık bir rekor kırılmıştı. Bu rekoru aşmasalar da, iki gezegen bugün birbirlerine 2014′e kadarki en yakın konumlarında bulunacaklar. Yaklaşık 99 milyon kilometre.

Günlere göre gök haritaları: 27, 28, 29. Haritaları İstanbul’a göre çıkarttım fakat diğer iller için çok büyük bir fark olmayacaktır. Zaten -1,3 kadir parlaklıktaki kızıl gezegen kolayca seçilebilir durumda.
kaynak: wired.com | Bilim Teknik – Alp Akoğlu | görüntü: NASA | gök haritaları: heavens-above.com
Ocak 25th, 2010 by astroturk
TV meteoroloji sunucularının standar bir deyişiyle; “soğuk havalar tüm yurdu etkisi altına aldı”. Güneş bulutlardan ötürü yüzünü gösteremiyor. Eğer başarabilse, aynı anda tam iki güneş lekesi göreceğiz. Yeni oluşan güneş lekesi 1042, Güneş’in bizim görmediğimiz yarısına doğru yol alırken, 1041 diğer taraftan geçtiğimiz günlerde geldi ve yolculuğunu küçülerek sürdürüyor.

Gökyüzü açık olan amatör gökbilimcilerin ilgilenebileceği bir diğer hedef ise Uluslararası Uzay İstasyonu. İstasyonun seyrettiği 330-360 km yükseklikte atmosfer çok çok seyrek de olsa devam ediyor. Bu seviyede bulunan parçacıklar, uzay araçlarını sürtünmeyle zaman içersinde yavaşlatıyor.
Başka bir gökcisminin etrafında bir yörüngeye sahip olan cisim yavaşlarsa daha alçak bir yörüngeye iner, hızlanırsa daha yüksek bir yörüngeye tırmanır. Buna bağlı olarak da yavaşlayan uzay araçları Dünya’ya yaklaşırlar. UUİ de şu günlerde daha alçak bir yörüngede. Daha yakın UUİ, amatör gözlemcilere daha iyi poz veriyor.
Bu gözlemcilerden biri, Ralf Vandebergh, aşağıdaki kareyi yakalamış. Yanılmıyorsam Şubat ayında (7′sinde) bir uzay mekiği görevi var. Mekikleri istasyonu yükseltmek için kullanıyorlar, belki bu defa da böyle bir manevra gerçekleştirilir.

kaynak: spaceweather.com görüntü: SOHO [1] | Ralf Vandebergh [2]
Ocak 6th, 2010 by astroturk
Bildiğimiz formda yaşamın devamlılığı için suyun sıvı halde bulunabilmesi gerekiyor. İşte bu mantıkla yıldızlarının çevresindeki ‘ılık’ yörüngelerde bulunan gezegenleri keşfetme umuduyla uzaya yollanan Kepler teleskobu ilk buluşunu gerçekleştirdi.
4 Ocak’ta yapılan açıklamaya göre Kepler 5 adet yeni ötegezegen bulmuş. Yalnız bu gezeegenler oldukça sıcaklar. Öyle böyle değil; İngilizce’de cennet anlamına gelen “heaven” sözcüğü, göksel cisimler için de kullanılabiliyor. Bu gezegenler ise resmen cehennem! Ortalama sıcaklıkları bin santigrat dereceyi aşıyor.

Resimde, bizim sistemimizdeki gaz devimiz Jüpiter’den daha büyük gözüken Kepler 7, 6 ve 8, aslında kütle bakımından Jüpiter’den küçükler. Muhtemelen sıcaklık yüzünden bir balon gibi şişmişler. Kepler ve diğer astronomi araçları yardımıyla bulunan ötegezegenlerin özelliklerini bulutsu.org sitesindeki yeni dünyalar atlasında bulabilirsiniz.
Haber hakkında daha fazla bilgiyi astronomi diyarında okunabilir. Aynı adreste Extrasolar planets adlı ötegezegen rehberi Türkçe’ye çevirmiş. PDF formatında hazırlanan dosyanın, konuyla ilgilenenlerin ilgisini çekeceğine eminim.
Ocak 5th, 2010 by astroturk
Jean Paul Roux tarafından yakalanan tutulma anı. Yılbaşında Ay’ın %8′lik kısmı Dünya’nın gölgesinde kayboldu.
Dünya Astronomi Yılına güzel bir astronomi olayıyla veda ettik. Parçalı tutulma Türkiye’de havanın açık olduğu her yerden izlenebildi. Yılbaşı tutulmasını kaçıranlar bir sonraki yılbaşı tutulmasını izlemek için şanslarını 2028 yılında deneyebilirler! Gelecek seferki tam tutulma olacak.
Tabi bu bahsettiğim yılbaşında tutulma izlemek isteyenler için. O zamana kadar biricik doğal uydumuz, yerin gölge ve yarı gölgesinden daha çok geçecek. Türkiye’den tam ay tutulması izlemek için 2011 yılına kadar beklemek yeterli. O yıl haziran ve aralık aylarında iki tam tutulma gerçekleşecek. 2010 yılındaki tutulmalar ise Türkiye’den gözlenemeyecek.

Tutulmaların ne zaman nerde ve ne şekilde gerçekleşeceğini (ya da gerçekleştiğini) Kandilli Astronomi Laboratuvarı‘nın bu sayfasından Türkçe olarak veya NASA’nın tutulum sitesinden de öğrenebilirsiniz. Ne zaman olduğunu öğrendik; peki nasıl oluyor?
Tutulma kabaca Ay, Dünya’nın güneş ışınlarının geçmesini engellediği bölgede seyrettiğinde meydana geliyor. Güneş’in çapı Dünya’dan büyük olduğu için hiç ışık geçmeyen bölge huni biçimine sahip. Bu nedenle tam gölge konisi (umbral) olarak adlandırılıyor. Bu koninin etrafını ise güneş ışınlarının tamamının değil de bir kısmının geçebildiği yarı gölge konisi (penumbra) sarar. Aşağıdaki resimle olayı daha rahat kavrayabilirsiniz.

Eksendeki eğiklik nedeniyle Ay’ın Dünya çevresindeki her tam turunda bir ay tutulması gerçekleşmiyor. Eğimdeki değişim aynı zamanda farklı türlerde tutulmalara neden oluyor: parçalı, tam, yarı gölgeli.
Yarı gölgeli ay tutulmasında Ay, sadece yarı gölge konisinden geçiyor. Bu tarz tutulmaların gözlenmesi zor. Diğer tutulmalar da Ay’ın tam gölge konisinden tamamının veya bir parçasının geçmesiyle oluşmakta. Yılbaşındaki tutulmada Ay’ın %8′lik kısmı tam gölge konisinden geçmişti.
resimler: Jean Paul Roux (1) ve Uğur İkizler ‘in (2) izniyle. 3. hatırlamıyorum.