Temmuz 26th, 2010 by astroturk

Fotoğrafı ilk gördüğümde “ya arkadaş sizde de ne tesisat var böyle” diyesim gelmişti. Fotoğrafı yakalayan o arkadaşlar ESA, tesisatları da Rosetta uzayaracıymış.  Yukarıdaki görüntüde Lutetia küçük gezegeni (asteroid) görülüyor; arka planda da Satürn gezegeni var, fakat bu bir tesadüf. Gezegen, Lutetia’ya yakınlaşan sondanın kamerasının kadrajına tesadüfen girmiş. Astrofotoğraf biraz da şans işi.

Rosetta ile küçük gezegenin arasındaki mesafe  510.000 km’den 81.000 km’ye inerken, dar açı kamerasına yansıyan görüntülerin ayrıntıları artmış normal olarak. Gittikçe büyüyen gökcisminin görüntüleri birrleştirilerek aşağıdaki resim oluşturulmuş:

Bu uzay sondasının asıl hedefi ise 67P/Churyumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızı; Rosetta, 2014 yılında yörüngesine gireceği, 4 kilometre çaplı 67P/Churyumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızına konacak küçük bir iniş aracı da taşıyor.

Rosetta'nın taşıdığı bir iniş aracı 67P/Churyumov-Gerasimenko kuyruklu yıldızına konacak. Bu sahne, bir sanatçının gözünde yukarıdaki gibi canlandırılmış.

kaynak: mydarksky.org | esa.int |

  • Share/Bookmark
Haziran 14th, 2010 by astroturk

Amatör gökbilimciler için iyi bir gözlem hedefi iç güneş sistemine doğru süzülüyor. Bu gelen C/2009 R1 kodadlı McNaught kuyruklu yıldızı. Kuyruklu yıldız şu an  küçük teleskoplarla görülebiliyor. Bu ayın sonunda ise gözle görülebilecek kadar yakınlaşmış olacak.

Geçtiğimiz sene R. H. McNaught tarafından (Siding Spring Gözlemevi, Avustralya) keşfedilen McNaught kuyruklu yıldızı gezegenimizden 160 milyon km uzaklıkta bulunuyor. İlerleyen günlerde mesafenin azalması ile cismin parlaklığı artacak. Haziran sonunda gün doğumundan önce, temmuz başındaysa gün batımından sonra görünür hale geleceği tahmin edilyor.

Yukarıdaki video 30 cm çaplı teleskop ile çekilen görüntülerle oluşturulmuş. Kuyurklu yıldız, 30 milyon ışıkyılı uzaklıtaki NGC 891 gökadasının bulundupu fonda ilerliyor. Gökada ile kuyruklu yıldızın bu göreli yakınlaşmasının görüntüleri Mike O’Connor ve Tristan Dilapo tarafından Nev York, ABD’de kaydedilmiş.

kaynak: bulutsu.org | spaceweather.com | cometography.com |

  • Share/Bookmark
Mayıs 13th, 2010 by astroturk

Güneş sisteminin en büyük gezegeni Jüpiter, bugünlerde biraz farklı gözüküyor. Bir amatör astronomun keşfine göre, Jüpiter kuşaklarndan biri kaybolmuş. Yüzlerce yıldır devam ettiğini bildiğimiz bir fırtına olan Büyük Kırmızı Leke artık daha sade bir zeminde esiyor. Yüzeyi oldukça hareketli ve değişken olan Jüpiter’de bu durum 10-15 yılda bir rastlanan bir durum. Yüzeyin önceden neye benzediğini Voyager 1 sondasının çektiği görüntülerden oluşturulmuş aşağıdaki hareketli görüntüden görebilirsiniz:

  • Share/Bookmark
Nisan 22nd, 2010 by astroturk

11 Şubat 2010′da fırlatılan NASA’nın Güneş Devimbilim Gözlemevi (SDO), ilk ışığı aldı ve yıldızımızın şimdiye kadar görülmemiş yepyeni görüntülerini gönderdi. Görüntüler emekli güneş fizikçilerini bile hayrete düşürmüş.

30 Mart 2010′da çekilen bu görüntüde, farklı renkler farklı sıcaklıkları temsil ediyor. Kırmızı alanlar görece daha soğuk: 60.000 kelvin kadar; yeşil ve mavi alanlarda ise sıcaklık 1.000.000 kelvin dolaylarında. Bu kadar büyük sıcaklık değerlerinde, normal hayatta kullandığımız santigrat ile kelvin arasındaki farkın (273 derece) pek bir önemi yok.

SDO Güneş’in yalnızca bir kısmını değil, tüm güneş diskinde atmosfer, yüzey ve hatta iç yapısı üzerinde inceleme yapabilme kapasitesine sahip. Konunun ayrıntılarını gokyuzu.org‘daki yazıdan öğrenebilirsiniz.

  • Share/Bookmark
Nisan 21st, 2010 by astroturk

VISTA teleskobu, 5.500 ışıkyılı uzağımızdaki Kedi Patisi Bulutsusu’nun şimdiye kadarki en detaylı görüntülerini yakaladı. Şili’deki, dünyanın en kuru yeri olan Atacama Çölü’nde bulunan Avrupa Güney Gözlemevinde kurulu VISTA teleskobu, Dünya’daki en büyük kızılötesi teleskop olma özelliğine sahip.

Görüntüde, bulutsunun merkezinde yeni oluşmakta olan genç yıldızlar ile bulutsunun  etrafındaki daha önce gözlemlenmemiş yaşlı yıldızlar net şekilde görülmekte. VISTA yakın kızılötesi ışınımını gözlemlemiş. Buna rağmen bulutsudaki toz tabakasının en kalın olduğu bölgeler, ardında kalan yıldızların ışığını bizlerden saklamayı başarmış.

ek – 22 Nisan: Konu hakkında detaylı bilgiye eso.org adresinden ulaşabilirsiniz.
kaynak: wired | görüntüler: VISTA telescope./ESO/J. Emerson/VISTA | Wide Field Imager./ESO.
  • Share/Bookmark
Nisan 3rd, 2010 by astroturk

Güneş’e en yakın gezegen olan Merkür’ün bu konumu, onun Dünya’dan kolay kolay gözlenememesine neden olur. Gerçekten de gezegen yıldızımıza en uzak konumunda olduğunda bile (günberi) gökyüzünde güneşten çok fazla uzaklaşamaz; Güneş battıktan sonra hemen peşinden ufkun ardına kaçar – veya parlak gün ışığının içinde kaybolur.

Alacakaranlıkta Venüs ve Merkür - Mitsuo Muraoka

Bu nedenle de asla karanlık zemin üzerinde göremeyeceğiniz bu gezegen ya güneşin aydınlığı içinde kaybolur ya da ancak alacakaranlıkta gökyüzünde belirir. Tıpkı bugünlerde olduğu gibi. Özellikle 8 Nisan, bu alacakaranlık kuşağı gezegenini izlemek için en uygun zaman. Gezegen, Venüs’le birlikte Güneş battıktan sonra batı ufkunda görülebilir. Venüs ile beraber görülebilmesi de ayrıca bir şans olan Merkür, Venüs’ten daha sönük ve ufka yakın gözükecektir; Japonya’da Mitsuo Muraoka’nın yukarıdaki karede yakaladığı gibi.

kaynak: astro haber | Science@NASA | görüntü: Mitsuo Muraoka

  • Share/Bookmark
Mart 17th, 2010 by astroturk

Mars’ın uydularından Phobos’dan geçenlerde bahsetmiş ve yeni görüntülerinin geleceğinin haberini vermiştim bir süre önce. Mars Ekspresi’nin 7, 10 ve 13 Mart tarihlerinde yaptığı yakın geçişlerde, Phobos’un çekim gücü etkisini belirlemek için, uzay aracının konumundaki milimetrik değişiklikler ölçülmüştü.

Phobos'un şimdiye kadar ki en ayrıntılı görüntüsü

15 Mart günü gerçekleştirilen son yakın geçişte Mars Ekspresi, Mars ayının yeni görüntülerini bizlere ulaştırdı. Bunlar Phobos’un şimdiye kadarki en ayrıntılı görüntüleri; resimlerde 4,4 metrelik farklar ayırt edilebiliyor.

Bu yeni görüntüler ve çekim gücü ölçümleri birlikte değerlendirilerek, Phobos’un aralarında boşluklar olan, pek çok küçük parçadan oluşan bir “moloz yığını” mı; yoksa daha bütün bir yapıya sahip bir gökcismi mi olduğu anlaşılmaya çalışılacak.

Phobos, güneş sistemi ölçeğinde minicik bir gökcismi (eni 30 km’yi bulmuyor) ve küresel bir şekle sahip değil. Daha fazla görüntüye ESA‘nın sayfasından ulaşabilirsiniz.

kaynak: wired | görüntü: ESA

  • Share/Bookmark
Mart 10th, 2010 by astroturk

Evren büyük ölçüde hidrojen ile doludur. Yıldızların yakıtını yine bu en hafif element oluşturur; ta ki yıldızın çekirdeğinde tükenene kadar. Yıldızın merkezindeki basınç ve sıcaklığın etkisiyle hidrojen atomları füzyon reaksiyonu geçirerek birbiri ile birleşir ve daha ağır olan helyum atomu oluşturur. Merkezdeki hidrojenin tükenmesiyle helyum ve oluşan daha ağır elementler füzyona uğramaya başlar. Bu şekilde daha ağır atomlar ortaya çıkmış olur.

Yıldız merkezinde ortaya çıkan ağır elementler, yıldızın ömrünü tamamlayıp sahip olduğu maddeyi uzaya saçmasıyla etrafa dağılırlar. Oluşan enkaz yeni güneş sistemlerinin doğumhanesi konumuna gelebilir. Bu durumda ilk yıldızın merkezinde üretilen maddeler yeni güneş sisteminin kimyasına katılır. Tıpkı Avcı Bulutsusu‘nda olduğu gibi.

Dünya’ya en yakın yıldız oluşum bölgesi olan Avcı bulutsusu (nebula) aynı zamanda M42 olarak da biliniyor. Bize 1.300 ışıkyılı uzaklıkta ve 24 ışıkyılı boyunca uzanır. Teleskop ile bakıldığında amatörlere güzel bir manzara sunana Avcı, yeni yıldzların oluşumunu araştırmak isteyen astronomlar için de önemli bir kaynak. Bu kaynak üzerinde yapılan araştırmalar, bulutsunun yaşam için gerekli kimyasallara sahip olduğunu gösteriyor.

Işık ışınları ayrıştırıldığında meydana gelen tayfta, ışık kaynağını oluşturan moleküllerin kimyasal parmak izi ortaya çıkar. Tayfçekerler (spektrograf), gökcisimlerinden gelen ışınların tayfını çıkartarak, bu parmak izinden o gökcisminin hangi maddelerden oluştuğunu tespit edebilmemizi sağlıyor.

Avrupa Uzay Ajansı’nın geçen yıl uzaya fırlattığı Herschel teleskobu yeni veriler topladı. Herschel daha hassas tayfçeker tekniği kullanan HiFi aletine (Heterodyne Instrument for the Far Infrared – Yakın Kızılötesi için Heterodin Aracı)  sahip. Bu sayede teleskop, biliminsanlarına uzayın kimyasını daha iyi anlama imkanı sağlıyor. Avcı (Orion) bulutsusu üzerinde yapılan incelemelerde, bulutsunun (nebula) yaşam için gerekli olan tüm maddelere sahip olduğunu gösterdi. Potansiyele sahip olsa da henüz yıldızlar ve varsa etrafındaki gezegenler oluşumunu tamamlamadığı için, yaşamın oluşabilmesi içinse henüz çok erken.

kaynak: wired.com |

  • Share/Bookmark