Eylül 13th, 2008 by astroturk

Meteor yağmuru izlemenin eski moda yolu, yıldızlı bir gökyüzüne sahip karanlık bir yere gidip ,meteorların çıkış noktasına dönerek atmosfere girişlerini izlemektir. Yeni bulunan yöntem ise: karanlık bir yere gidip meteorları tamamen görmezden gelip, patlama alanı olan Ay’ı izlemek.

9 Ağustos’ta ABD’li bir grup amatör astronom bu yeni yolu denedi. Kahraman göktaşı yağmuru sürerken kameralarını Ay’a çeviren bu gözlemciler, Ay’ın yüzeyine düşen meteorların oluşturduğu parlamaları gözledi.

Çarpmaları sonucu 45 kg TNT patlamasına eşdeğer enerjinin ortaya çıktığı göktaşlarının ortaya çıkan ve 7. kadirden olan parlamaları dünyadan teleskop ile izlemek mümkün.

Kaynak: science@nasa.gov

Share
Ağustos 20th, 2008 by astroturk

İki gök olayı ile süslenen geçen hafta, gökyüzü gözlemcileri için oldukça verimli geçti. İlk gerçekleşen gök olayı, her sene tekrarlanan Kahraman (Perseid) göktaşı yağmuruydu. Göktaşı yağmurunu Romanya’dan gözlemleyen Alex Conu (skyphotographers.com), atmosfere giren bir göktaşını görüntülemeyi başarmış:

İran’dan Siamak Sabit ise bir Perseid’i Kraliçe ( Cassiopeia ) takım yıldızının yakınlarında yakalamış:

Geçen hafta 16-17 Ağustos gecesi gerçekleşen ikinci gök olayı ise parçalı ay tutulmasıydı. Işık kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde bile çok rahat bir şekillde gözlemlenebilen tutulma, Dünya’nın çeşitli yerlerinden amatör gökbilimcilerce izlendi. Aşağıdaki görüntüyü yakalayan ise İtalya’dan Marco Fulle :

Ben de fotoğraf makinası kullanarak tutulmayı görüntülemeye çalıştım. Makinamın yakınlaştırma gücü her ne kadar karada çok işe yarasa da, Ay’ı ayrıntılı bir şekilde gözlemeye yetmedi:

Share
Şubat 6th, 2008 by astroturk

Dün, yeni keşfedilen bir gök taşı 2008 CT1, Dünya’nın yalnızca 150.000 km uzağından geçti. Bu mesafe Ay ile Dünya arasındaki uzaklığın yalnızca 0,3′ü. 13 metre genişliğindeki bu uzay kayası (otobüs büyüklüğünde) Dünya’ya yönelecek olsaydı büyük ihtimalle atmosferde patlayıp, insan nüfusunun seyrek olduğu bölgelere veya okyanusa küçük gök taşı parçaları yağdırırdı.

Share
Ekim 2nd, 2007 by astroturk

Mars ve Jüpiter arasındaki astreoid kuşağı, güneş sistemininkarmakarışık haldeki tavan arasına benziyor. Tozlu, unutulmuş cisimler uzun zaman öncesinden yadigar; her gök taşının anlatacak ayrı bir hikayesi var.


Dawn’ın fırlatılış mozaiği

Bu hikayeler tam da gezegen bilimcilerin duymak istediği türden şeyler. Güneş sistemimizin oluşumuna dair pek çok şey hâlâ sır durumunda. Okullarda anlatılan temel hikayeye göre, güneşin etrafındaki çok büyük bir disk içindeki toz ve gaz, yavaşça birlşerek daha büyük parçaları meydana getirdi. Bunlar da bugün bildiğimiz gezegenleri oluşturdu. Ama bu tam olarak nasıl gerçekleşti, ve yaşama uygun mavi gezegen dahil, farklı gezegenler nasıl oluştu?

Bu soruları yanıtlamak için, NASA Dawn (Şafak) isimli robotik sondayı fırlattı. Görevi: iki dev gök taşına doğru (Ceres ve Vesta) uçup, onları daha yakından keşfetmek.

Sondanın ilk durağı, antik süpernovaları Güneş Sistemi’nin doğumuna katabilecek bir gök taşı olan, Vesta.

Teleskobik gözlemler ve meteoritler üzerine yapılan çalışmalar, yoğun çekirdeği ve parlak kabuğuyla Vesta’nın ilk zamanlarında kısmen eridiği, demir gibi ağır elementler içerdiğini düşündürüyor.

Mars, Ceres, Vesta, Ida, Eros, Gaspra boyutlarının karşılaştırması

Ceres ve Vesta’nın boyutlarının, diğer gök taşları ve Mars ile karşılaştırması

Bu ilginç ve bir parça bulmaca çözmeye benziyor. Erime ısı kaynağı gerektiriyor. Maddelerin biraraya gelmesiyle, kütle çekimsel enerji açığa çıkar; bu enerjinin sebep olduğu sıcaklık da gök taşı oluşumunu sağlar. Ancak Vesta bu şekilde oluşamayacak kadar küçük bir -cüce- gezegen: Ortalama genişliği yalnızca 530 km; erime için yeterli kütle çekimi enerjisinin açığa çıkıp gök taşını oluşturamayacağı kadar küçük.

Bir süpernova açıklamayı sağlayabilir: Bazı biliminsanları Vesta’nın ilk oluşumunda, muhtemelen iki süpernovaca üretilmiş , alüminyum-26 ve demir-60 çeşnisinden meydana geldiğine inanıyorlar. Bu alüminyum ve demir oluşumları, fazladan ısı açığa çıkmasını sağlayabilecek radyoaktif izotoplar. Bu izotoplar bir kez bozulduğunda, göktaşı soğur ve gelecekteki şeklini oluşturacak şekilde katılaşır.

Eğer işler yolunda giderse, Dawn Vesta’nın yörüngesine 2011 yılında ulaşacak. Vesta’nın yüzeyinden ayrıntılı görüntüler, eriyik durumdaki geçmişinin izlerini ortaya çıkartacak. Ayrıca Vesta’nın kütle çekim alanı, Dawn’ın hem kendi hem de gök taşı yörüngesindeki hareketi sayesinde haritalanacak.

Yaklaşık 7 ay boyunca Vesta’nın yörüngesinde kaldıktan sonra, Ceres’in yörüngesine geçmek için iyon roketleriyle manevra yapacak.

960 km’lik çapıyla, Ceres astroid kuşağındaki en büyük cisim. Dikkat çekici olarak, Vesta gibi kaya benzeri değil, su buzuyla kaplı bir gezegen olması. Ceres bize gerçekten süpriz yapabilir, çünkü 60 ile 120 km kalınlığında bir buz tabakasını barındırıyormuş gibi görünüyor. Ceres’in yüzeyi Vesta’nınkinden çok daha dramatik şekilde değişmiş olmalı. Fakat Ceres bize gezegen oluşumunun erken dönemleri hakkında bilgi vermeyecek olsa bile, biliminsanlarının suyun oynadığı rolü açıklamasında yardımcı olabilecek bilgiler verebilir. Örneğin, neden Dünya ve Ceres gibi gezegenler büyük biktarda su barındırırken, Vesta gibi diğerleri tamamen kuru?Vesta bize erken dönemlerden bahsedecek, Ceres ise daha sonra ne olduğunu anlatacak. Birlikte, Güneş Sistemi’mizin geçmişi ile ilgili, iki eşsiz hikaye anlatacaklar; ve gezegenlerin oluşumuna dair kim bilir kaç ders çıkaracağız.

Kaynak: science@nasa | bulutsu.org/ggg

Share