Aralık 20th, 2012 by astroturk

Büyük bir şarlatanlığın balonunun patlamasına az bir zaman kalmışken, ‘bilge’ Maya uygarlığıyla ilgili bir şeyi tekrar hatırlatmakta yarar var diye düşündüm. Aşağıdaki yazıyı ilk kez 20 Ekim 2009 tarihinde yayınlamıştım:

Orta Amerika’da 1200 yıl kadar önce, MS 900′e kadar Maya uygarlığı hüküm sürüyordu.

Şehirleri bazı modern kentler kadar kalabalıktı. Nüfus yoğunluğu 770 kişi/km kare (2000 kişi/mil kare) seviyesine kadar gelmişti. Kırsal alanda da bu değer 154′e kadar ulaşıyordu.

Fakat ansızın, Maya coğrafyasına derin bir sessizlik çöktü. Uygarlıklarıyla beraber, Mayaların nüfusları da keskin biçimde düşmüştü. Ardlarında sessiz şehirler bırakıp tarih sahnesinden çekildiler.

Peki Maya uygarlığının bir anda çöküp yok olmasına neden olan neydi?

Emekli arkeolog Tom Sever’e göre Mayalar’ın sonunu yine kendileri getirmişti.

Mayalar genel olarak kendi çevreleriyle uyum içersinde yaşayan bir uygarlık olarak tasvir edilir. Fakat Sever, Mayaların da diğer medeniyetler gibi, ormansızlaşmaya gittiğini söylüyor.

Bu insanlar ağaçları, tarım alanları açmak ve günümüze kadar ayakta kalan şehirlerinin inşasında kullandıkları harçları hazırlamakta kullanılan yakacak eldesi için kesiyorlardı. Sever bunu şu şekilde açıklıyor:

muazzam tapınaklar, su hazneleri ve anıtlarını yapmakta kullandıkları sadece 1 metre karelik kireç harcı yapmak için, kullandıkları kireç taşını ısıtmada 20 ağaç yakmak zorundaydılar

Sadece 1 metre kareyi birleştirmek için 20 ağaç.. Keşke güneş enerjisini bu işte kullanmanın bir yolunu bulsalardı! Mayaların gösterişli binalar yapmak konusunda günümüz insanından aşağı kalır yanı yokmuş. Aşağıdaki yapıyı inşaa etmek için kaç ağaç harcanmıştı acaba:

Sever ve ekibi bilgisayar canlandırmaları (simülasyon) kullanara, ormansızlaşmanın hasat verimine olumsuz etkilerinin modelini çıkartmışlar. En kötü ve en iyi senaryolar için, yüzde 100 ve sıfır ormansızlaşma için uygulanan modeller arasındaki fark çarpıcı. Ormanların kaybı, 3-5 derecelik sıcaklık artışına ve yağışların yüzde 20-30 azalmasına neden oluyor.

Yine de mekanizmayı tam olarak açıklayabilmek için daha fazla araştırma gerekli.

Mayalar günümüzde de kullanılmakta olan bir yöntemle tarım yapıyorlardı. Buna göre tarım alanı açmak için yaktıkları ormanlık bölgede 1-3 yıl boyunca tarım yapıyor, ardından -verim azaldığı için- başka bir orman alanına yöneliyorlardı. İlk ağaçsızlandırılan yer ise 15 yıl zarfında eski haline dönüyor.

Artan nüfus ve yiyecek baskısıyla ağaç yakımı artınca, ormanlar kendini yenileyemez hale geldiler.

Sonuçta yukarıda gösterildiği şekilde bir döngü oluştu. Besin yetersiz kaldıkça yeni tarım alanları açmak için ormansızlaşma artıyordu. Ormanların azalması, Mayaların yaşadığı yerel çevrede sıcaklığın artmasına ve yağışların azalmasına neden oluyordu. Bunu hasat veriminin düşmesi izliyor ve döngü başa dönüyordu.

Elbette bir uygarlığı dizlerinin üstüne çökmesi için pek çok faktör etkili olmalı. Ancak ormanların kaybı, Mayaların sonunun gelmesinde yardımcı olmuş gibi görünüyor.

Mayaların yokoluşu, bu haliyle Paskalya Adası’ndaki uygarlığın yokoluşunu andırıyor. Orada da insanlar büyük heykeller [aşağıda] dikmek için ağaç kullanıyorlardı. Aşırı kesim, onların da sonunu getirdi. Görüldüğü gibi insan faliyetleriyle doğanın aşırı tahrip edilmesi ve iklim değişikliği bir uygarlığı yokedebilecek güçte yıkımların yolunu açabiliyor. Günümüzde daha büyük çaplı iklim değişikliğiyle yüzyüze olan bizlerin daha bilinçli hareket etmesi gerekiyor.

Mayalar asırlar önce gitti. Şimdi, en azından takvimleriyle moda oldular. Malumunuz birkaç senedir Maya takviminin sonu olan 2012 yılının tüm Dünya için bir felaketin başlangıcı kabul ediliyor. Peki kendi sonunu kendi hazırladığının farkına varamayan Mayalar, acaba gerçekten de kendilerinden asırlar sonraki kıyameti doğru şekilde öngörebilmiş olabilirler mi?

kaynak: Science@NASA | vikipedia |

Share
Kasım 28th, 2012 by astroturk

Merkür'ün kuzey kutbu

Merkür yörüngesine giren ilk uzayaracı olan MESSENGER uydusu, diğer adı Utarit olan gezegeni incelemeye devam ediyor. Dün, MESSENGER takımı Merkür’ün kuzey kutbuna ait yeni bir fotoğraf yayınladı. Bol kraterli Merkür kutbunun bu fotoğrafı esasen MESSENGER uzayaracı’nın Çift Görüntüleme Sistemi (Dual İmaging System – MDIS) cihazıyla yakalanan birçok görüntünün biraraya getirilerek elde edilen bir mozaik görüntüsü.

Ortadaki en büyük krater adını 20. yy Rus bestecisi Prokofiev’den alıyor. Prokofiev 110 km çapına sakip ve daimi olarak gölgede kalan iç kısmını hedefleyen radar sinyallerinin geri dönüş şekli, biliminsanlarına burada su buzu olduğunu düşündürüyor.

Merkür, Güneş’e Dünya’dan 3 kat daha yakın ve 425ºC ortalama gündüz sıcaklığına sahip olmasına karşın, bu sıcaklığı koruyacak veya taşıyacak bir atmosferi hemen hemen yok. Uzun süren çok sıcak Merkür günü sonrası uzun ve çok soğuk bir gece başlar ve sıcaklık -185ºC’ye kadar düşer. Ne kadar uzun derseniz hatırlatalım: bir Merkür günü: 176 dünya gününe eşit!

Merkür'ün kuzey kutbu

Dünya gibi eksen eğikliğine sahip olmadığı için, bazı kutup noktaları kelimenin tam anlamıyla hiç gün ışığı alamaz. Bu şu demek: bir meteorit çarpmasıyla buharlaşmadığı sürece krater derinliklerinde toplanmış su daimi olarak donmuş halde kalır.

Tıpkı Prokofiev gibi, kuzey kutbundaki diğer benzer gölgeli kraterler de ünlü ressam, yazar ve bestecilerin adlarını yaşatıyor: Kandinsky, Stieglitz, Goethe, hatta biri sonradan Yüzüklerin Efendisi serisinin ünlü yazarı J.R.R. Tolkien’in adını almış.

kaynak : universetoday

Share
Kasım 1st, 2012 by astroturk

Oradan da Gemliğe..

Egemen Şengül ve arkadaşları, 21 Ekim günü Caddebostan sahilinden bıraktıkları balon, 2 saat içinde 35.000 metre yüksekliğe ulaştı. Balon bu irtifada patlarken, ona bağlı kamera paraşütle, başlangıç noktasından 60 km uzaklıktaki Gemliğe indi. Kameranın yerini GPS ile bulabilmek Şengül’ün 2 gününü almış, ancak elde ettiği görüntülere bakılırsa bu çabasına değmiş gözüküyor:

Meteoroloji balonlarını saymazsak, hatırladığım kadarıyla radyo amatörleri, Trabzon’dan stratosfere bir balon göndermişti. Fakat görüntü elde edebilmesi sebebiyle Şengül’ün denemesi bir ilk sayılıyor.

Egemen Şengül basına şu demeci vermiş:

İlk olarak ailemle görüştüm,ailem yaptığım masraflar nedeniyle havaya para atıyosun dediler,bende bir ilkli başarmak istiyorum ve şansıma güveniyorum. Dünyanın o güzel görüntüsünü almak istedim,çok da güzel oldu. Amacıma ulaştım. Hayatımda unutamayacağım bir anı oldu

Caddebostan - stratosfer - Gemlik

Share
Ekim 26th, 2012 by astroturk

Cassini sondasının yolladığı en iyi 10 fotoğraf

On beş yıl önce bu hafta, bir Titan roketiyle otobüs büyüklüğünde bir uzay aracı Cape Canaveral’dan fırlatıldı. 2004 yılında Cassini nihayet Satürn yörüngesine girdi. O zamandan bu zamana kadar uzayaracı 300.000 resim ve halkalı dev ve onun düzünelerce gizemli uydusu hakkında 450 Gb veri yolladı.

FotoğraflarSSI/NASA Kaynaknational georgaphic

Share
Ekim 19th, 2012 by astroturk

20-21 Ekim 2012 (Cumartesi – Pazar) tarihlerinde İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) üç öğrenci topluluğu, herhangi bir lise öğrencisinin, mühendisin, terzinin veya fabrika işçisinin de anlayacağı düzeyde ve sıkıcı olmayan bir havada geçecek bir Evrim sempozyumu düzenleyecek.

Avrupa Evrimsel Biyoloji Topluluğu’nun (ESEB) desteği ile etkinliği düzenleyen üç topluluk şunlar:  Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyoloji ve Genetik Topluluğu (ODTÜ BİYOGEN) – Evrim Ağacı, İstanbul Üniversitesi Bilimsel ve Sosyal Araştırmalar Kulübü (İ.Ü. BİSAK) ve İstanbul Teknik Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Kulübü (İTÜ SAK) – Evrim Atölyesi.

Yoğun ilgi ve fiziki şartların yetersizliği sebebiyle etkinliğe yeni katılımcı başvurusu alınamıyor, ancak video görüntüleri sempozyum sonunda yayınlanacakmış. Ankara Üniversitesi Astronomi Bölümü eski bölüm başkanı Prof. Dr. Ethem Derman da etkinliği organize eden topluluklara destek mesajı yollamış:

“Türkiye Evrimle Tanışıyor” etkinliğini düzenleyen öğrenci topluluklarını kutluyorum. Ümit ederim anorganik evrimin en belirgin örneği olan gezegenlerin, yıldızları, gökadaların ve evrenin evrimi konusunda da bildiriler olur ve katılımcılar bu konuda bilgilendirilir. Benim çalışma alanım olan gökbilim yukarıda sıraladığım gökcisimlerinin evrimini anlamada son yıllarda belirgin bir yol katetmiştir. Etkinliği düzenleyen tüm arkadaşlarıma başarılar diliyorum.

http://teti.evrimatolyesi.org

 

Share
Ekim 18th, 2012 by astroturk

Nature dergisinde yayınlanan bir makaleye göre Avrupa Güney Gözlemevi’ndeki araştırmacılar Alfa Centauri sisteminde bir ötegezegen keşfetti. Güneş benzeri bir yıldızın etrafında şimdiye dek tespit edilen en hafif gezegen olan Alpha Centauri Bb’nin kütlesi Dünya’nınkine yakın.

Yörüngesini 3.2 günde tamamlayan bu gezegen yıldızına 6 milyon km uzaklıkta (Dünya-Güneş arası yaklaşık 150 milyon km). Merkür’ün yörrüngesinden bile daha yakın olan bu mesafe gezegenin çok sıcak ve erimiş kayalarla kaplı olduğu anlamına geliyor. Gezegen yaşam barındırabilmek için fazla sıcak olsa da, yıldız sistemi yaşanabilir başka gezegenlere ev sahipliği yapıyor olabilir.

Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda Alfa Centuari sistemi boş gözüküyordu. Araştırmacıların kullandığı Radyal Hız Metodu yıldızın yörüngesindeki gezegenin kütleçekim etkisiyle yıldızda meydana gelen küçük sallanmaları tespit etmeye dayanıyor. Etki son derece küçük: gezegen yıldızının saniyede 51 cmlik hızla ileri-geri hareket etmesine neden oluyor(1,8 km/h). Bu değer metodla şimdiye kadar elde edilen en keskin hassasiyet. Araştırmada kullanılan HARPS enstrümanı Alfa Centauri B’nin yörüngesinde bulunan bir gezegenden her 3,2 günde bir sinyal aldı. Ekibin lideri Xavier Dumusque (Cenova Gözlemevi) keşfin sıradışı olduğunu ve teknik limitleri zorladıklarını söylüyor.

Güney gökküresindeki en parlak yıldızlardan biri olan Alfa Centuari esasen üçlü yıldız sistemi. Güneş benzeri birbirine yakın iki yıldız olan Alfa Centauri A ve B ile bunlara biraz daha uzakta duran kırmızı sönük Proksima Centauri’den oluşuyor. Alfa Centuari B Güneşe benzemekle beraber biraz daha küçük ve sönük. Alfa Centuari A ise gezegenin Centuari B’deki yörüngesinden yüzlerce kat uzakta olmasına karşın gezegenin gökyüzünde çok parlak bir gökcismi olarak görülüyor.

Güneş Sistemi’ne en yakın komşumuz olan Alfa Centuari bizden 4,3 ışık yılı uzaklıkta. Bu mesafe mevcut itki teknolojisiyle 81.000 yılda, Güneş’in kütleçekim etkisini kullanan en hızlı uzayaracıyla (Helios 2) , 240.000 km/saat hızla 19.000 yılda (600 nesil) aşılabilir.

universetoday.com

Share
Ekim 15th, 2012 by astroturk

Hava dalgıcı Felix Baumgartner‘in gerçekleştirdiği rekor denemesinden haberi olmayan yoktur herhalde. Helyum balonu yardımıyla çıktığı 39 kilometre irtifadan atlayan Baumgartner, dalış sırasında ulaştığı 1,342.8 km/h hızla,  motor gücü kullanmadan ses hızını aşan ilk insan oldu. Ayrıca en yüksekten atlama ve hızlı havadalışı rekorlarını da kırdı. Kapsülden atlayış görüntüsü ise kesinlikle ikonik görüntüler arasında yerini aldı:

Peki  Baumgartner çıktığı 39 km yükseklik neyi ifade ediyor?

Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) ortalama 400 km yukarıda geziyor. Uzayın başladığı seviye olarak uluslararası kabul gören Karman Sınırı 100 km, ABD ise deniz seviyesinden 80 km’den yukarı çıkan kişileri astronot olarak kabul ediyor. Baumgartner’in çıktıyı nokta ise yakın uzay olarak tabir edilen (20 – 100 km) bölgede kalıyor. Dünya’nın çapı 12.000 km’den fazla. Bu kadar büyük küre üzerinde bu seviyelerin ne ifade ettiği aşağıdaki şekilde görülebilir.

(ayrıntı için resme tıklayınız)

Share
Ağustos 6th, 2012 by astroturk
Mars'tan ilk kare

Merak’ın gönderdiği ilk kare: Mars yüzeyinde gezginin gölgesi görülüyor.

Mars’a şimdiye kadar gönderilen en gelişmiş ve büyük araç (ortalama bir otomobil büyüklüğünde) olan Merak Mars Uzay Labratuvarı (Curiosity Mars Science Lab – MSL) Mars yüzeyine başarıyla indi.  Araç 26 Kasım 2011 tarihinde fırlatılmıştı ve 36 haftalık yolculuğu boyunca şimdiye kadar yaklaşık 567 milyon km yol aldı.

Merak kediyi öldürür derler ancak bu defa Merak yaşamı çağrıştırıyor: Çevresi 5km yüksekliğe ulaşan dağlarla çevrili, 154 km çaplı Gale kraterine (alttaki resim) iniş yapan Merak’ın görevi varsa geçmiş veya günümüz Mars yaşamına dair izleri ortaya çıkarmak. Şimdiye kadar ki en karmaşık Mars görevi olan MSL, Mars’taki potansiyel mikrobiyal yaşamın ipuçları olan organik moleküller ve kil minerallerini arayacak.

 

Share