Nisan 10th, 2008 by astroturk

Yüksek rekabetin olduğu ticari uzaygemileri pazarında, oyunda kalabilmek için geniş ceplere ihtiyacınız var.

Daha iyi mali kaynaklara sahip firmalarca alt edilip başarısızlığa uğrayan Rocketplane‘in durumu bunu gayet net bir şekilde ortaya koyuyor.

Rocketplane, tutkusu olan faliyet alanında büyük ölçüde gözden düştü: Aynı anda hem altyörünge turist pazarına hem de NASA-servis yörüngesi pazarına tutundu, ve bunları, Virgin Galactic‘in Richard Branson’u gibi bir milyarderin yardımları olmadan yapmayı denemişti.

Kaynak: wired.com |

Share
Ağustos 6th, 2007 by astroturk

0′dan 60′a hızlanıp, ardından kırmızı ışık yandığında da durmak, sıradan bir otomobil için sorun değildir. Ama eğer bir roket pilotuysanız, bu hiç de kolay olmayacaktır. Çoğu roket motoru tam açılıp, tam kapanacak şekilde tasarlanır.

Gaz gezegene inecek olan için kritiktir. Yörüngeden alçalmak eşsiz bir dengeleme işi, motorun gücünün kesilmesiyle eksozun sağladığı itki kaybolur ve bu aracı yavaşlatır. Bu iniş takımları yer ile buluşuncaya dek böyle sürer.

Apollo Ay Modülü iniş motoru, tüm zamanların gaz şampiyonu, 1968-72 arasında başarılı şekilde 6 iniş gerçekleştirdi. Basit olan bu motor, biraraya gelince tutuşan korozif yakıt ve oksitlendirici yakıyor ve pompa gereksinimini ortadan kaldıran basınçlı tanklarla besleniyordu.

Geliştirilmekte olan CECE roket motoru. Soldaki küçük resimlerde roketin gaz seviyesindeki değişimler gözüküyor

NASA gelecek on yılda Ay’a dönmeyi planlıyor. Bunu da Apollo’nun Ay yüzeyine götürdüğü kütleden daha azını götürerek yapmak istiyor. Bu da daha yüksek başarımlı motorlar demek. Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nden Tony Kim Apollo Ay Modülü iniş motorlarının çok iyi olduğunu fakat yine de gelecekte planladıkları uçuşlar için yeterli başarıma sahip olmadığını söylüyor.

Gelecek kuşak ay iniş araçları teknolojileri geliştirmek için, NASA’nın iki merkezindeki (Alabama’daki Marshall Uzay Uçuş Merkezi ve Ohio’daki Glenn Araştırma Merkezi) mühendisler, Genel Genişletilebilir Kriyojenik Motor (Common Extensible Cryogenic Engine): CECE’nin geliştirilmesine destek veriyorlar.

CECE’nin çekirdeği Ay’a 1966-68 arasında yedi Surveyor’u uçurmak için daha sonra da başka görevlerde 2.2 milyon saniye toplam çalışma süresine sahip RL10 motoruna dayanıyor. RL1, Ay Modülü motorundan çok daha güçlü ve karmaşık. Süper soğuk izole edilmiş tanklarda sıvı halde saklanan hidrojen ve oksijeni yakıyor. Bunlar yalnız yüksek enerjili iticiler değil aynı zamanda da orjinal Ay Modülüne göre çevre dostu yakıtlar.

Şimdi talep edilen motorlarda bazı yeni şeyler aranıyor: uzayaracı kaptanının itkiyi %100′den %10′a ayarlayabilmesi. Fakat bunu yapmak arabanızın gaz pedalını indirip kaldırmak kadar kolay değil. Çoğu roket motorunda olduğu gibi RL10 tam güç için tasarlandı. Neredeyse yaşayan bir organizma gibi, bir bölgedeki değişimler vücudun diğer bölgelerinde de hissediliyor. Örnek olarak, düşük güçte, sıvı hidrojen yavaşlayabilir ve soğutma hattında* buharlaşır, muhtemelen motor stop eder.

Yapılan çalışmalar gazı ayarlamanın mümkün olduğunu gösterdi.

Temel mesele “sarsıntı”. Bir şeyler motorun saniyede 100 defa titreşmesine neden oluyor. Araştırmacılar sorunu inceleyip gidermek amacıyla Deneme 1.5‘i gerçekleştirdiler: bu deneme enjektör plağında hal değiştiren ve düşük gaz seviyelerinde normal akışı engelleyen, oksijen buharını kesiyor.

Enjektör ve valflerin performansını artırıcı modifikasyonlar üzerine çalıştıklarını söyleyen Kim, CECE’nin aynı zamanda 1/5 gaz seviyesinde kararlı (sarsıntısız), 1/11 gaz seviyesinde ise işletilebilir (biraz sarsıntılı) olduğunu kanıtladı.

CECE uzay için hazır değil, fakat teknoloji geliştirmek için önemli bir test alanı. Bu çalışma gelecek ay araçlarının tasarımını etkileme potansiyeline sahip.

kaynak: science.nasa.gov

Share
Temmuz 14th, 2007 by astroturk

Yeni gelişmeler olduğu için biraz eskimiş bir yazı sayılabilir belki, ama insan operatörler olmaksızın iş yapabilen uzayaraçları hakkında aydınlatıcı olabileceği için geç de olsa çevirip yayınlamaya karar verdim. Yazının kaynağı science.nasa.gov

Yıl 2020, ve uzay hiç bu kadar hareketli olmamıştı:

Dünya yörüngesinde, robotik bakım gemisi bir hava gözlem uydusundan diğerine koşturarak, meteorologlara tehlikeli fırtınaları takip etmekte yardımcı olacak güçlü optikleri kuruyor.

Dört yüz bin kilometre yukarıda, bir kargo taşıyıcısı Ay’a varıyor. Bir yörünge deposuna yöneliyor, ona yaklaşıp kusursuzca eşlik ediyor, Ay’ın güney kutbundaki bilimsel keşif istasyonu için matkap başlıklarını, güneş panellerini ve diğer ihtiyaçları boşaltıyor.

Bu arada, ay yüzeyinde, istasyon ve bazı yakın tepeler arasında maden araçları “alıcı otoyolu” boyunca ilerliyor. Derin, soğuk bir kraterde gölgeler içinde saklanmış ay buzullarını hasat ediyorlar.

Bu kuramsal senaryoda tek bir insan operatör yok.

Bunlar, sandığınız kadar uzakta değil. NASA ve ortaklarının geliştirdiği bütün bu uzay araçları ve uydular, hatta madenci böcekler, bir gün kendi kendilerini işletebilecek, insanların yönlendirmesiyle değil; kendiliğinden yol alacaklar.

MSFC Otomatikleştirilmiş Buluşma ve Yükleme Projesi lideri olan James Lee görevlerinin yörüngede insan müdehalesi olmadan yakıtın yeniden doldurulması, parça değişimi, uydu tamirinin yapılabileceğini kanıtlamak olduğunu söylüyor.

ASTRO, NextSat’la kenetlenecek ve bakımını sağlayacak.

ASTRO’yu kim kumanda edecek? Cevap birisi değil fakat bir şey: Gelişmiş Video Yönlendirme Algılayıcısı (Advanced Video Guidance Sensor) ya da kısa adıyla AVGS. ASTRO’ya yerleştirilmiş olan AVGS, NextSat üzerindeki geriyansıtıcılara kızılötesi lazer demetleri gönderecek. Yansımaların analizi, ASTRO’nun hızını ve güvenli mesafeden yaklaşma açısını ve kenetlenmeyi ayarlayacak.

Sekiz test dizisi üç aylık görev süresi boyunca devam edecek. Testler başladığında araçlar birbirlerinden 6,9 km uzaklıkta olacak. Astro ve NextSat çeşitli manevralar, parça değişimi ve pil kurulumu yapacaklar. Denemeler dünyanın gölgesine girip, hiçbir görüntü alınamadığında da sürecek. Bu operayon uzay araştırmaları tarihinde bir ilk olma özelliği taşıyor.

Eğer Yörünge Ekspresi başarılı olursa, otonom buluşmalar ve yükleme sistemleri gelecek on yılda insan kontrollü görevlerin önemli bir alternatifi olabilecek.

Otomatikleştirilmiş sistemler iki araç arasındaki kenetlenme işlemlerinde meşgul uçuş mürettebatının omuzlarından elle kontrolün yükünü alacak. Aynı zamanda Ay ya da Mars yörüngesindeki kalıcı uyduların zorlu tamir ve destek sorununa maliyet yönünden verimli bir seçenek olacaklar.

Otomatikleştirilmiş sistemler aynı zamanda yüzey operasyonlarını gerçekleştirebilir. Bilhassa küresel yönlendirme sistemlerinin çalışmadığı havasız Ay’da. Bu “alıcı otoyolu”, yansıtıcı işaretlerle yüzeyde, robotların görebileceği, yol gösterici noktalar oluşturabilir.

Sıra yeni dünyalar keşfetmeye geldiğinde, robotlar insanları deneyim kazanmakta geçemez; fakat insanlı görevleri mümkün kılar. Otomatikleştirmenin hayati önemi var.

NASA’nın Orbital Express görevi hakkında daha fazla bilgi edinmek için buraya tıklayın.

Share
Temmuz 2nd, 2007 by astroturk

NASA’nın gelecek ay roketi hâlâ çizim tahtasında, ama biliminsanları şimdiden onunla yapılacak, yeni büyük şeylerin hayalini kuruyor.NASA’nın Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nden uluslararası saygınlığa sahip bir optik mühendisi olan Philip Stahl “Ares V (5) roketi, hacimleri ya da kütleleri ya da her ikisi de başka yollarla fırlatılamayacak görevleri başarabilecek” diyor. Söylediğine göre, belki de Ares’i “nüyük uzay teleskoplarını fırlatmak” için kullanabileceğiz.

Karşılaştırma

Ne kadar büyük? Ares V alçak Dünya yörüngesine 130 ton taşıyabilir (60′ların Satürn V roketinden %8 daha fazla). Ay’a kargo taşımak için tasarlanmış olan roket, birincil aynasının genişliği 8 metreden fazla olan bir teleskobu taşıyabilecek kadar geniş. Karşılaştırma yapmak için: Hubble’ın genişliği 2,4 m

Sol taraftaki çizim 8 m çapındaki uzay teleskobunun çizimi. Sağındaki ise Hubble uzay teleskobu.

Stahl : Tipik bir astrofizikçi nasıl çalışır? Dağın tepesine dev bir teleskop yapar ve onu on yıllar boyunca kullanır, her birkaç ayda ya da yılda bir de parçalarını değiştirir ya da yeni parçalar takar.” Hubble Uzay Teleskop’u da bu mantıkla yönetiliyor, uzay mekikleriyle bakımı yapılıyor ve Dünya yörüngesi de dağın doruğu rolünü oynuyor.

Ama Stahl Dünya çok daha uzağa, yörüngesinin ötesine, L2 Güneş-Dünya Lagrange noktasına çıkmak istiyor.

Lagrange Noktası

Bir Lagrange noktası, temel olarak, uzayda bir park yeridir. Eğer uzayaraınızı Güneş-Dünya Lagrange noktasına koyarsanız, Güneş ve Dünya arasında sabit bir pozisyonda kalacaktır. 18. yy matamatikçisi Josef Lagrange, alttaki şekilde görülen, bahsettiğimiz gibi beş farklı nokta olduğunu göstermiştir.

L1, güneş gözlemleri için iyi bir yerde, Dünya’dan güneşe doğru 1,5 milyon km ötededir. Zaman zaman yazılarımıza kaynak sağlayan SOHO (The Solar and Heliospheric Observatory/ Güneş(sel) ve Heliosferik Gözlemevi), bu noktadadır ve güneşi 7/24 izlemektedir.

L2 ise zıt yönde, Dünya’nın karanlık tarafının 1,5 milyon km üzerindedir. L2′nin avantajı Güneş,Dünya ve Ay’ın, bu noktada göğün küçük bir kısmını kaplamasıdır. Bu, burada yer alacak herhangi bir teleskoba geniş ve gözlemlenmemiş bir derin uzay manzarası sunmakta. Wilkinson Microwave Anizotropi Sondası (WMAP) L2′de bulunuyor ve neticede başkaları da ona katılacak.

“L2 uzayda bir çok teleskop yerleştirmek istediğimiz bir nokta” diyerek sözlerine devam ediyor. “Öyleyse onu neden dağbaşı gibi ele almayalım?” Uzay Teleskobu Bilimi Enstitüsü’nden Thus, Stahl, Marc Postman ve uzay bilimi topluluğundan diğerleri büyük düşünüyor.

Ares V’ten istekler listesinde bir de derin uzaydan gelecek fısıltıları tespit edip, kozmik ışınları suya çarptıklarında ortaya çıkardıkları parlamara göre tahlil edecek alıcıların 5 metre küp süper saflıkta su içine saklanacağı, 150 metre genişlikte bir radyo teleskop çanağı var. Birincil aynası 8 m çapında bir optik teleskop Samanyolu ve yakın gökadalardaki yıldız nüfusunun evrimlerinin “fosil kayıtlarını” tarayabilir. Böyle bir teleskop aynı zamanda güneş sistemi dışındaki gezegenlerin yansıttığı ışığın spektrumunu inceleyerek yaşam işaretleri arayabilir.

Telekobun yakalayacağı görüntülerin çözünürlüğü Hubble’dan üç kat keskin olacak. En önemlisi, ayna 11 kat daha sönük ışıkları görebilecek, çünkü alanı 11 kat daha geniş olacak.

Kaynak: science.nasa.gov

Share
Haziran 30th, 2007 by astroturk

Britanya’nın Chelsea Bahçe Şovu’nda büyük ödülü uzaydan esinlenilerek hazırlanan bahçe kazandı. Karasal uzay bahçesi, hayali olarak Mars gezegeninde bir kubbenin altına yerleştirilmiş. Bahçe 600 gün boyunca araştırma yapan bir astronota ait ve insanın çevresiyle ilişkisinde psikolojik öneme sahip.

Uzay Bahçesi

Bradstone ile 600 Gün, Millennium ve yeni bir bilimsel ve dizayn döneminin üslubundan esinlenilmiş. Bahçe 8 yıl boyunca Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Britanya Bilim Müzesi verileriyle sürdürülen, uzayda uzun süreli periyotların psikolojik etkilerine dair, araştırmaların sonucu. Bütün materyaller ve yapı üretim metodları bilimsel olasılıklara dayanıyor.

Bahçe birbirine kenetlenmiş ve farklı fonksiyonları olan iki alt bölüme ayrılmış. Ön tarafa suyun yerden yüzeye çıktığı bir pınar dahil edilmiş. Mekanın geneline değerli yiyecek kaynakları eklenmiş, zeytin ve antep fıstığı gibi. Bunların yanısıra iyileştirici özelliği bulunan aynısafa çiçeği, afyon çiçeği ve öküzgözü bitkileri de ekilmiş.

Arka taraf ise astronotun 24 saatlik doğal döngüsünü sürdürmek için köşesine çekilebileceği, asılan koltuk ve bir dinlenme kabuğu bulunan bir rahatlama alanı. Her iki oturma ve dinlenme alanı gezegendeki yerçekimine uygun olarak, kimisi Dünya’dakinden farklı açılar yapacak şekilde, uzanma pozisyonlarına göre tasarlanmış!

Share