Aralık 8th, 2007 by astroturk

Yüksek irtifadaki bulutlarda bulunan buz sıradan ay ışığını güzel ay hâlelerine dönüştürür. Görüntüyü yakalayan Laurent Leveder’in her biri 15 saniyelik pozlama süresiyle (ISO 800) elde edilmiş 68 görüntüyü birleşerek oluşturduğu filmi bu adresten izleyebilirsiniz. Daha yüksek çözünürlükteki görüntü.

Kaynak: spaceweather.com | Fotoğraf: Laurent Leveder

Share
Aralık 3rd, 2007 by astroturk

Cape Canaveral’daki fırlatma rampasının hiç de uzağında olmayan bir yerde, üzerinde delikler bulunan bir örgü çit var. Delikler şu mesajı veriyor: Dikkat! kaya düşebilir

delik çitler

Uzay mekiğinin en güçlü eksoza sahip katı yakıt itici roketleri çok yoğun bir alev püskürtüyorlar. Bazı fırlatmalarda bu yüksek basınçlı hava akımı 50cm genişliğindeki kayaları 500 m kadar öteye fırlatabiliyor ve bu kayaların bir kısmı çitleri delip geçecek kadar yüksek hızlara ulaşıyor.

Bu durum eğer insanlar ve ekipmanlar yeterince uzaktaysa ciddi bir sorun yaratmıyor. Kenedy Uzay Merkezinden (KUM) fizikçi Phil Metzger, roket eksozuyla etrafa saçılan toprağın Ay’da ne gibi sorunlara yol açabileceğini merak etmekte.

NASA gelecek on yılda Ay’a, ileri karakol olarak kullanılabilecek bir üs kurmak için geri dönmeyi planlıyor. Orada yaşam alanları, gezginler (rover), destek depoları ve maden çıkartma araçları bulunacak. Uzaygemileri gelecek ve gidecek, inişler ve yerdeki kaya parçalarının Cape Canaveral’dan çok daha uzağa fırlayacağı fırlatmalar olacak. Metzger bu problem üzerine yürüttüğü çalışmaları işinin bir parçası olarak KUM’daki Tanecik Mekaniği ve Yüzey Laboratuvarı’nda sürdürüyor.

Ay araçları uzay mekiklerinden çok daha hafif ve ay çekiminden kurtulmak için onlar kadar güçlü iticilere ihtiyaç duymuyorlar. Altı Apollo aracınca çekilen görüntüler, araçların iniş ve fırlatma sırasında eksoz gazlarının çakıldan daha büyük olmayan parçaları fırlattığını gösteriyor.

Buna rağmen, Metzger’i daha küçük şeyler terletiyor: “ay tozu.”

Dünya’da hiç kimse fırlatma sırasında uçuşan toza ya da kuma fazla önem vermez, çünkü “atmosferik sürtünme” düşük ağırlıklı parçacıkları yavaşlatır böylece fırlatma alanının az ötesinde zararsızca yere inerler. Peki ya Ay’da? Orda küçük parçacıkları yavaşlatacak atmosfer mevcut değil. Küçük kum taneleri çok büyük mesafeleri yüksek hızla kat eder, yollarına çıkan herşeyi tararlar.

Bu sadece bir teori değil. 1969′da Apollo 12 ay modülü, (Lunar Module: LM) 1967 Nisan’ında inmiş olan robotik sonda, Surveyor 3′ün 200 metre ilerisine indi. Apollo 12 astronotları Surveyor 3′e onu fotoğraflamak ve bazı parçalarını Dünya’ya geri götürmek üzere yürüdüler. Derken fırlatılışında beyaz olan sondanın büyük kısmının 2,5 yıl boyunca maruz kaldığı, Ay’ın aşırı şartları sebebiyle kahverengiye döndüğünü farkettiler.

Surveyor 3

Fakat Surveyor 3′ün LM’ye bakan yüzeyi eksozla kalkan tozlar sebebiyle siyahtan beyaza dönmüş. Aslında, her civata, kablo ya da destek kolu çok ince kum taneleriyle kaplanmıştı. Geri getirilen parçaları inceleyen bilim insanları bu kum tanelerinin 1 ila 10 mikrometre çapında olduklarını keşfetti.

Taranan yüzeyler aynı zamanda 30 ila 60 mikrometre çaplı yüzlerce mikroskobik kraterlere sebep olan yaklaşık aynı çaptaki yüksek hızlı parçacıklar tarafından delinmiş. Dahası, kum tanecikleri Surveyor’ın kamerasındakiler de dahil olmak üzere ince çatlak ve yarıklara girmiş.Bu kanıtlar Metzger’i terletiyor çünkü gelecekteki ileri karakolda, yüksek hızlı ince kum taneleri termal kontrol battaniyelerinin yansıtıcı yüzeylerini kazır, pencere ve diğer optik ekipmanların yüzeylerini pürüzlendirir ve maden araçlarının ya da uzaysüitlerinin üzerindeki bağlantıların ya da diğer mekanizmaların içine girerek mekanik arızalara sebep olabilir.Peki, neden sadece fırlatma alanının yeterince uzağında durmak sorunu çözmüyor?

Cevap: Kaçabilirsin ama saklanamazsın. Bir roketin eksozuyla ivme kazanan toz parçacıkları, teorik olarak Ay’ın etrafında her yönüne doğru gidebilirler.

Metzger’in ekibi Surveyor 3′ün üzerinde oluşan kraterlerin nasıl oluştuklarını analiz etmiş ve patriküllerin saniyede 400 ila 1000 metre hız yapması gerektiğini ortaya çıkarmış. “Gerçekte, ay modülünden çıkan eksoz gazları kadar hızlı olabilirler -bu da saniyede 1 – 2 kilometre.” Parçacıklar yatay düzlemde saniyede 1,7 kilometre hızla hareket ederek neredeyse Ay’ın yarısını kat edecekler. Bu hız 2 kilometre/saniyeye çıkarsa ay etrafında tam bir çember çizebilirler. Onları engelleyecek dağ benzeri bir yapı olmadığı taktirde, kum taneleri roket fırlatma noktasında hız kazandıktan sonra, Ay’ın etrafında tamamen dolaşıp fırlatma alanına geri dönecektir.

Şimdi Metzger NASA’daki diğer takımların mühendislerine, ay iniş ve kalkış etkilerinin nasıl azaltılabileceğini ortaya ortaya çıkartabilmek için yardım ediyor. Bir çözüm uzaylimanlarını dağlar ve tepelerin doğal toz engelleri olacağı yerlere konuşlandırmak. Yapay banketler ya da diğer maharetli yapılar da çözüm sunabilir.

Metzger ve ekibi çalışmaya devam ediyor.

Share
Kasım 25th, 2007 by astroturk

Scott Weberpal’in yakaladığı bu görüntüde Ay bir direğin ardında gizlenirken, Weberpal’in bir iridyum alevini görmesine engel olan bulutlar etkileyici bir hâle oluşturmuş.

Fotoğraf: Scott Weberpal | Kaynak: spaceweather.com

Share
Ekim 29th, 2007 by astroturk

Dört gece önce Ay’ın Dünya’ya en yakın konumda bulunduğu -böylece normalden daha büyük görüldüğü- gün, İrlanda’dan Frank Ryan Jr ve David Lillis, Holmes kuyruklu yıldızını 50,8 santimlik Dobsonian tipi teleskoplarıyla gözlemliyorlardı. Bu ‘büyük’ fırsatı kaçırmamaları gerektiğini düşünen ikili, teleskoplarının göz merceğinden çıkan görüntüyü duvara yansıtarak duvarlarında dev bir ay görüntüsü elde etmişler:


Etrafta duvar bulamadığınızda Ay’ı avcunuza da alabiliriniz.

İki dostumuz geçen sene güneş tutulmasını görmek için Antalya’ya da gelmişler ve tutulumu birbirinden güzel fotoğraflarla ölümsüzleştirmişler.

Share
Eylül 29th, 2007 by astroturk

Dün akşam Michigan, Southgate’den Mark Wloch, Uzay İstasyonu‘nu Ay’ın Tycho kraterinin önünden geçerken fotoğrafladı:

iss ayın önünden geçerken

20.3 cm çaplı (8 inç) bir teleskop kullanılarak yakalanan görüntüde, ayın önünden zarifçe süzülen İstasyon’un, şu an bir astronot ve iki kozmonot için enerji üreten, güneş panelleri rahatça seçilebiliyor.

UUİ, İstanbul semalarından 5 Ekim günü, -2.5 kadir parlaklığa ulaşacak şekilde geçecekmiş.

Share
Eylül 27th, 2007 by astroturk

Yılın bu zamanında ortaya çıkan dolunay, Hasat Ayı olarak anılıyor. Bu adı, çiftçilerin ürün yetiştirme mevsiminin sonunda gece geç saatlere kadar çalışıp, ekinleri ay ışığında hasat etmelerinden almış.  John Stetson bu Ay’ı büyük bir bal kabağına benzetmiş:

Peki nedir bu turuncu rengin sebebi? Işığın saçılımı :Ufak toz taneleri, kül, kirleticiler ve hatta hava molekülleri mavi ışığı saçarken kırmızı ışınlar büyük ölçüde saçılmazlar. Gümüşi Ay’dan yansıyan ışınlar atmosferden geçerken de, bahsettiğimiz bu olay sebebiyle, kırmızı ışınların bize mavi ışınlardan daha çok ulaşabilmesinden ötürü kızıla bürünür. (Gün doğumlarının da altın sarısı olması aynı nedene dayanıyor.) Alçak konumdaki aylar renk değişimine daha yatkındır; çünkü “alçak” bölgelerde daha fazla saptırıcı var.

Kaynak: bulutsu.org/ggg | spaceweather.com Fotoğraf: John Stetson

Share
Ağustos 6th, 2007 by astroturk

0′dan 60′a hızlanıp, ardından kırmızı ışık yandığında da durmak, sıradan bir otomobil için sorun değildir. Ama eğer bir roket pilotuysanız, bu hiç de kolay olmayacaktır. Çoğu roket motoru tam açılıp, tam kapanacak şekilde tasarlanır.

Gaz gezegene inecek olan için kritiktir. Yörüngeden alçalmak eşsiz bir dengeleme işi, motorun gücünün kesilmesiyle eksozun sağladığı itki kaybolur ve bu aracı yavaşlatır. Bu iniş takımları yer ile buluşuncaya dek böyle sürer.

Apollo Ay Modülü iniş motoru, tüm zamanların gaz şampiyonu, 1968-72 arasında başarılı şekilde 6 iniş gerçekleştirdi. Basit olan bu motor, biraraya gelince tutuşan korozif yakıt ve oksitlendirici yakıyor ve pompa gereksinimini ortadan kaldıran basınçlı tanklarla besleniyordu.

Geliştirilmekte olan CECE roket motoru. Soldaki küçük resimlerde roketin gaz seviyesindeki değişimler gözüküyor

NASA gelecek on yılda Ay’a dönmeyi planlıyor. Bunu da Apollo’nun Ay yüzeyine götürdüğü kütleden daha azını götürerek yapmak istiyor. Bu da daha yüksek başarımlı motorlar demek. Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nden Tony Kim Apollo Ay Modülü iniş motorlarının çok iyi olduğunu fakat yine de gelecekte planladıkları uçuşlar için yeterli başarıma sahip olmadığını söylüyor.

Gelecek kuşak ay iniş araçları teknolojileri geliştirmek için, NASA’nın iki merkezindeki (Alabama’daki Marshall Uzay Uçuş Merkezi ve Ohio’daki Glenn Araştırma Merkezi) mühendisler, Genel Genişletilebilir Kriyojenik Motor (Common Extensible Cryogenic Engine): CECE’nin geliştirilmesine destek veriyorlar.

CECE’nin çekirdeği Ay’a 1966-68 arasında yedi Surveyor’u uçurmak için daha sonra da başka görevlerde 2.2 milyon saniye toplam çalışma süresine sahip RL10 motoruna dayanıyor. RL1, Ay Modülü motorundan çok daha güçlü ve karmaşık. Süper soğuk izole edilmiş tanklarda sıvı halde saklanan hidrojen ve oksijeni yakıyor. Bunlar yalnız yüksek enerjili iticiler değil aynı zamanda da orjinal Ay Modülüne göre çevre dostu yakıtlar.

Şimdi talep edilen motorlarda bazı yeni şeyler aranıyor: uzayaracı kaptanının itkiyi %100′den %10′a ayarlayabilmesi. Fakat bunu yapmak arabanızın gaz pedalını indirip kaldırmak kadar kolay değil. Çoğu roket motorunda olduğu gibi RL10 tam güç için tasarlandı. Neredeyse yaşayan bir organizma gibi, bir bölgedeki değişimler vücudun diğer bölgelerinde de hissediliyor. Örnek olarak, düşük güçte, sıvı hidrojen yavaşlayabilir ve soğutma hattında* buharlaşır, muhtemelen motor stop eder.

Yapılan çalışmalar gazı ayarlamanın mümkün olduğunu gösterdi.

Temel mesele “sarsıntı”. Bir şeyler motorun saniyede 100 defa titreşmesine neden oluyor. Araştırmacılar sorunu inceleyip gidermek amacıyla Deneme 1.5‘i gerçekleştirdiler: bu deneme enjektör plağında hal değiştiren ve düşük gaz seviyelerinde normal akışı engelleyen, oksijen buharını kesiyor.

Enjektör ve valflerin performansını artırıcı modifikasyonlar üzerine çalıştıklarını söyleyen Kim, CECE’nin aynı zamanda 1/5 gaz seviyesinde kararlı (sarsıntısız), 1/11 gaz seviyesinde ise işletilebilir (biraz sarsıntılı) olduğunu kanıtladı.

CECE uzay için hazır değil, fakat teknoloji geliştirmek için önemli bir test alanı. Bu çalışma gelecek ay araçlarının tasarımını etkileme potansiyeline sahip.

kaynak: science.nasa.gov

Share
Temmuz 19th, 2007 by astroturk

Tıpkı Ay gibi, Venüs’ün de evreleri var, ve şimdilerde bu gezegen incecik güzel bir hilal şeklinde. Aşağıdaki fotoğrafı çeken Britanya’dan Pete Lawrence. Bu çekim için 14 inçlik (~35 cm) teleskobunu kullanmış.

Neden Venüs’ün etrafında gökyüzü mavi renkte? Çünkü Lawrence bu resmi hava tam kararmadan çekmiş. Venüs’ün gün ışığında parlayan bir mücevher gibi gözüktüğünü söyleyen Lawrence, işin sırrının onu bulmak olduğunu söylüyor. Ayın 17′sinde yerel saatle saat 3 civarında, Ay Venüs’e oldukça yakındı:

Elbete gün ışığı gerekli değil. Alçak konumdaki Venüs’ü, hava karardıktan sonra, batı ufkunda kolayca bulabilirsiniz:

istanbul - 19 temmuz 2007, saat 21.00 için gök haritası

19 Temmuz günü saat 21.00, İstanbul için gök haritası. 

 

Share