Nisan 21st, 2010 by astroturk

VISTA teleskobu, 5.500 ışıkyılı uzağımızdaki Kedi Patisi Bulutsusu’nun şimdiye kadarki en detaylı görüntülerini yakaladı. Şili’deki, dünyanın en kuru yeri olan Atacama Çölü’nde bulunan Avrupa Güney Gözlemevinde kurulu VISTA teleskobu, Dünya’daki en büyük kızılötesi teleskop olma özelliğine sahip.

Görüntüde, bulutsunun merkezinde yeni oluşmakta olan genç yıldızlar ile bulutsunun  etrafındaki daha önce gözlemlenmemiş yaşlı yıldızlar net şekilde görülmekte. VISTA yakın kızılötesi ışınımını gözlemlemiş. Buna rağmen bulutsudaki toz tabakasının en kalın olduğu bölgeler, ardında kalan yıldızların ışığını bizlerden saklamayı başarmış.

ek – 22 Nisan: Konu hakkında detaylı bilgiye eso.org adresinden ulaşabilirsiniz.
kaynak: wired | görüntüler: VISTA telescope./ESO/J. Emerson/VISTA | Wide Field Imager./ESO.
  • Share/Bookmark
Mart 17th, 2010 by astroturk

Mars’ın uydularından Phobos’dan geçenlerde bahsetmiş ve yeni görüntülerinin geleceğinin haberini vermiştim bir süre önce. Mars Ekspresi’nin 7, 10 ve 13 Mart tarihlerinde yaptığı yakın geçişlerde, Phobos’un çekim gücü etkisini belirlemek için, uzay aracının konumundaki milimetrik değişiklikler ölçülmüştü.

Phobos'un şimdiye kadar ki en ayrıntılı görüntüsü

15 Mart günü gerçekleştirilen son yakın geçişte Mars Ekspresi, Mars ayının yeni görüntülerini bizlere ulaştırdı. Bunlar Phobos’un şimdiye kadarki en ayrıntılı görüntüleri; resimlerde 4,4 metrelik farklar ayırt edilebiliyor.

Bu yeni görüntüler ve çekim gücü ölçümleri birlikte değerlendirilerek, Phobos’un aralarında boşluklar olan, pek çok küçük parçadan oluşan bir “moloz yığını” mı; yoksa daha bütün bir yapıya sahip bir gökcismi mi olduğu anlaşılmaya çalışılacak.

Phobos, güneş sistemi ölçeğinde minicik bir gökcismi (eni 30 km’yi bulmuyor) ve küresel bir şekle sahip değil. Daha fazla görüntüye ESA‘nın sayfasından ulaşabilirsiniz.

kaynak: wired | görüntü: ESA

  • Share/Bookmark
Mart 10th, 2010 by astroturk

Evren büyük ölçüde hidrojen ile doludur. Yıldızların yakıtını yine bu en hafif element oluşturur; ta ki yıldızın çekirdeğinde tükenene kadar. Yıldızın merkezindeki basınç ve sıcaklığın etkisiyle hidrojen atomları füzyon reaksiyonu geçirerek birbiri ile birleşir ve daha ağır olan helyum atomu oluşturur. Merkezdeki hidrojenin tükenmesiyle helyum ve oluşan daha ağır elementler füzyona uğramaya başlar. Bu şekilde daha ağır atomlar ortaya çıkmış olur.

Yıldız merkezinde ortaya çıkan ağır elementler, yıldızın ömrünü tamamlayıp sahip olduğu maddeyi uzaya saçmasıyla etrafa dağılırlar. Oluşan enkaz yeni güneş sistemlerinin doğumhanesi konumuna gelebilir. Bu durumda ilk yıldızın merkezinde üretilen maddeler yeni güneş sisteminin kimyasına katılır. Tıpkı Avcı Bulutsusu‘nda olduğu gibi.

Dünya’ya en yakın yıldız oluşum bölgesi olan Avcı bulutsusu (nebula) aynı zamanda M42 olarak da biliniyor. Bize 1.300 ışıkyılı uzaklıkta ve 24 ışıkyılı boyunca uzanır. Teleskop ile bakıldığında amatörlere güzel bir manzara sunana Avcı, yeni yıldzların oluşumunu araştırmak isteyen astronomlar için de önemli bir kaynak. Bu kaynak üzerinde yapılan araştırmalar, bulutsunun yaşam için gerekli kimyasallara sahip olduğunu gösteriyor.

Işık ışınları ayrıştırıldığında meydana gelen tayfta, ışık kaynağını oluşturan moleküllerin kimyasal parmak izi ortaya çıkar. Tayfçekerler (spektrograf), gökcisimlerinden gelen ışınların tayfını çıkartarak, bu parmak izinden o gökcisminin hangi maddelerden oluştuğunu tespit edebilmemizi sağlıyor.

Avrupa Uzay Ajansı’nın geçen yıl uzaya fırlattığı Herschel teleskobu yeni veriler topladı. Herschel daha hassas tayfçeker tekniği kullanan HiFi aletine (Heterodyne Instrument for the Far Infrared – Yakın Kızılötesi için Heterodin Aracı)  sahip. Bu sayede teleskop, biliminsanlarına uzayın kimyasını daha iyi anlama imkanı sağlıyor. Avcı (Orion) bulutsusu üzerinde yapılan incelemelerde, bulutsunun (nebula) yaşam için gerekli olan tüm maddelere sahip olduğunu gösterdi. Potansiyele sahip olsa da henüz yıldızlar ve varsa etrafındaki gezegenler oluşumunu tamamlamadığı için, yaşamın oluşabilmesi içinse henüz çok erken.

kaynak: wired.com |

  • Share/Bookmark
Mart 8th, 2010 by astroturk

Yeni yapılan bir araştırma, Dünya’nın manyetik alanının sanılandan 250 milyon yıl daha yaşlı olduğunu gösteriyor. Kayalar üzerinde yapılan araştırmada, 3,2 milyar yıl önce de manyetik alanın şimdiki kadar güçlü olduğu bulunmuştu. Yeni kaya örneklerindeki manyetik alan izi ise 250 milyon yıl daha geriye gidiyor: 3,45 milyar yıl.

dünyanın manyetik alanı

Nev York’dakiRochester üniversitesi ve Güney Afrika’daki KvaZulu-Natal üniversitesinden biliminsanlarının oluşturduğu ekibin çalışması, 5 Mart günü Science dergisinde yayınlandı.

Manyetik alanın yeni doğum yılı, Dünya’nın gezegenlerarası bölgedeki kalıntılarla bombalandığı dönem ile atmosferin oksijen ile dolmaya başladığı dönem arasındaki, yaşamın en erken basamaklarının geliştiği evreye karşılık geliyor. Daha önceki çalışmalar manyetik alanın, gezegenin atmosferini kopartan, suyu buharlaştıran ve yüzeydeki canlılığı yokeden  ölümcül güneş ışınımına karşı bir kalkan görevi üstlendiğini öngörüyordu.

Demir mineralleri manyetik alanın yönünü ve şiddetini kaydeder. Fakat bu kayıtların uzun süre boyunca değişmeden kalabilmesi de gerekiyor. Bu nedenle araştırmalarda kuartz kristalleri içindeki demirden oluşan magnetit ullanıldı. Kuartz kristalleri içindeki magnetiti, oluşumundan sonraki kimyasal etkilerden başarılı şekilde koruyor.

Araştırma ekibinin lideri John Tarduno’ya göre yaşamın ortaya çıkabilmesi için iki şey gerekli: biri su, diğeri ise  güneş rüzgarlarıyla suyun erozyona uğrayıp uzaya saçılmasını engelleyen manyetik alan. Mars manyetik alana sahip olmadığı için bugün kuru olabilir.

kaynak: wired.com | görüntü: nasa

  • Share/Bookmark
Mart 4th, 2010 by astroturk

Kuru sandığımız Ay’ın aslında sebil olduğu iyice ortaya çıktı. Önce NASA’nın uzay aracı çarptırarak kaldırdığı ay tozlarında su tespit edilmişti. Şimdi de Hindistan’ın Chandrayaan-I Ay uydusuna bağlı, NASA’nın mini-SAR adı verilen radarının topladığı veriler, Ay’ın güneş yüzü görmeyen kraterlerrinin dibinde su olduğunu kanıtladı. Hem de az buz değil, en azından 600 milyon ton su, kraterlerde donmuş halde yeni nesil kolonicileri bekliyor.

İşin koloni, yani insan yerleşimleri kısmı ne yazık ki en az kraterdeki sular kadar karanlıkta şu an. Geçtiğimiz ay ABD başkanı Barack Obama, Ay’a yeniden insan gönderilmesini hedefleyen Constallation (Takımyıldız) programını iptal etti. İptalin gerekçesi ekonomik zorluklar.

Takımyıldız programı kısaca, Dünya’nın alçak yörüngelerinin ötesine insan ve kargo taşıyabilecek güçlü roketler, kargo ve insanlı uzay araçlarını geliştirmeyi kapsıyordu. Bu hedefler NASA’nın mevcut bütçesinin karşılayamayacağı milyarlarca doları gerektiriyordu. Ekonomik kriz ile boğuşan ABD başkanı Obama, NASA bütçesini arttırmak yerine Takımyıldız programını iptal etmeyi tercih etti.

Birleşik Devletler 2020 yılına kadar yeniden Ay’a dönüş programını gündeme almayacak. Güçlü roketler geliştirilmeyecek olmasını, alçak dünya yörüngesinde hapis kalmamız şeklinde yorumlayanlar da oldu. Teknik olarak haklılar. Daha güçlü roketler olmadan daha uzağa gidebilmek mümkün değil. NASA, Apollo programında Ay’a insan yollamak için dev Satürn V (beş) roketlerini kullanmıştı. Takımyıldız programında Satürn’lerin karşılığı ise Ares’ler olacaktı. Ares I modeli test edilmişti bile.

Şimdiyse alçak yörüngeye kargo ve insan taşıyacak araçlardan mahrum kalınması bile söz konusu; en azından bir süre için. Bu yıl uzay mekikleri emekli edildikten sonra, NASA’nın onların yerine geçirebileceği bir aracı yok. İlk önce Rusların Soyuz uzay araçlarını kullanacaklar, sonra da özel şirketlerin geliştireceği araçların kullanılması planlanıyor.

Diğer uzay ajanslarının da tek başına Ay’a gidebilme olasılıkları yok. Öte yandan, tıpkı Uluslararası Uzay İstasyonu’nda olduğu gibi, uluslararası bir ortaklığın alçak yörüngenin ötesindeki hedeflere ulaşma ihtimali mevcut.

kaynak: wired.com | russianspaceweb.com |

  • Share/Bookmark
Şubat 4th, 2010 by astroturk

Gökbilim forumunda ilginç bir fırlatma aracının haberiyle karşılaştım. Okyanusta bir petrol platformunda inşaa edilecek bir uzay topu. Aslında bu Jules Verne fikirlerinden biri. Ünlü bilimkurgu yazarı Aya Seyehat romanında, Florida’da inşaa edilen (bugün NASA fırlatma rampaları da buradadır) bir topla uzaya çıkan insanların hikayesini anlatır.

Gerçekte insan bedeninin kaldıramayacağı bir seyehat bu. Uzaya erişebilmek için, topla fırlatılacak uzay aracının yahut merminin çok büyük bir ilk hıza sahip olması gerekiyor. Yazımızın konusu olan uzay topundan mermilerin 20.917 km/saat (13.000 mil/saat) hızla çıkması planlanıyor.  Çabucak bu hıza ulaşmak 5.000 G kuvvetinde etki ederek, insanın ezilmesine sebep olur.

Yine de geliştiricileri,  insanlar için ölümcül olabilecek bu yöntemin, kargo taşımak için iyi bir alternatif olacağını düşünüyorlar. Ekvatorda bir petrol platformunda inşaa edilecek bu ilginç fırlatıcının, kargo gönderme masraflarının 20 kat azalacağı görüşündeler.

Uzay topunun genel yapısı temel olarak orduların kullandığı toplarla aynı. Mermiyi gereken hıza ulaştırmak için, ısıtılarak yüksek basınca ulaştırılmış gaz kullanılıyor.

Doğal gaz yakılarak ısı açığa çıkartılıyor. Isı değiştricisi yardımıyla da hidrojen gazı ısıtılıyor. 1426 dereceye çıkan sıcaklıkla, hidrojen gazının basıncı 5 kat artıyor. Yeterli basınca ulaşıldığında, merminin arkasındaki bırakma valfi açılıyor ve basınçlı gaz mermiyi ileri doğru itiyor. İşin bu kısmı ateşli silahlarla aynı mantıkla işlemekte. Farklı olan tarafıysa, mermi fırladıktan sonra çıkış ucunun kapatılarak gaz çıkışının önelnmesi. Bunu hidrojen gazından tasarruf etmek için düşünmüşler.

Uzay topunun her atışta yaklaşık 500 kg yük göndermesi planlanıyor.

kaynak: POPSCI.com | gokbilim.com |

  • Share/Bookmark
Ocak 13th, 2010 by astroturk

Yukardaki fotoğrafta dev bir kameranın kalbi gözüküyor. 74 CCD algılayıcısına sahip bu dev, bir mini Cooper boyutlarıyla tasarlanan en büyük kameralardan biri. 74 algılayıcı, Fermilab’de uluslararası fizikçi ve astronomlardan oluşan bir takım tarafından geliştirilen bu kameraya 570 megapiksellik bir  kapasite sağlıyor.

Tamamlanıp, Şili’deki kundağına yerleştirldikten 5 yıl sonra, 300 milyon gökadayı haritalamış olacak. Yapılan çalışmaların karanlık enerjinin sırlarını çözmeye yardımcı olması umut ediliyor; gerçekte karanlık enerjinin varolup olmadığı bilinmesede! Bilinen şey Büyük Patlama’dan sonra evrenin sürekli olarak genişlediği. Bu genişlemeye karşı kütle çekim kuvvetinin yavaşlatma etkisi var, buna rağmen genişleme hızlanıyor. Ne olduğu bilinmese de buna bir şeylerin sebep olduğu açık. İşte bu bilinmeyen etki karanlık enerji olarak anılıyor.

Bakalım bu koca kamera karanlık enerjiyi görmeye yetecek mi.

kaynak: wired.com | görüntü: Fermilab

  • Share/Bookmark
Ocak 6th, 2010 by astroturk

Bildiğimiz formda yaşamın devamlılığı için  suyun sıvı halde bulunabilmesi gerekiyor. İşte bu mantıkla yıldızlarının çevresindeki ‘ılık’ yörüngelerde bulunan gezegenleri keşfetme umuduyla uzaya yollanan Kepler teleskobu ilk buluşunu gerçekleştirdi.

4 Ocak’ta yapılan açıklamaya göre Kepler 5 adet yeni ötegezegen bulmuş. Yalnız bu gezeegenler oldukça sıcaklar. Öyle böyle değil; İngilizce’de cennet anlamına gelen “heaven” sözcüğü, göksel cisimler için de kullanılabiliyor. Bu gezegenler ise resmen cehennem! Ortalama sıcaklıkları bin santigrat dereceyi aşıyor.

Resimde, bizim sistemimizdeki gaz devimiz Jüpiter’den daha büyük gözüken Kepler 7, 6 ve 8, aslında kütle bakımından Jüpiter’den küçükler. Muhtemelen sıcaklık yüzünden bir balon gibi şişmişler. Kepler ve diğer astronomi araçları yardımıyla bulunan ötegezegenlerin özelliklerini bulutsu.org sitesindeki yeni dünyalar atlasında bulabilirsiniz.

Haber hakkında daha fazla bilgiyi astronomi diyarında okunabilir. Aynı adreste Extrasolar planets adlı ötegezegen rehberi Türkçe’ye çevirmiş. PDF formatında hazırlanan dosyanın, konuyla ilgilenenlerin ilgisini çekeceğine eminim.

  • Share/Bookmark