Temmuz 3rd, 2009 yapan astroturk

küresel ısınmanın sebebi güneş mi? (I)’den devam..

Maunder Minimum haricinde de ortalama sıcaklıkla güneş lekesi sayılarındaki değişim birbiri ile örtüşüyor gibi gözüküyor. Ta ki 1960′lara kadar. Bu, sanayileşmenin büyük bir ivme kazandığı tarih.

Artan sanayi ve artan nüfus, doğal kaynak tüketimini de görülmemiş şekilde arttırdı. Dolayısıyla sanayinin yan ürünü olan karbon dioksit, tarımda gübreleme sonucu açığa çıkan nitröz oksit ve evsel katı atık depolama alanlarından çıkan metan gazlarının salınımı arttı. Bunlar dışında yeni teknolojilerle doğada daha önce varolmayan kloroflorokarbonlar (CFC), hidroflorokarbonlar (HFC) ve sülfür hekzaflorid (SF6) gibi yeni sera gazları da atmosfere karışmaya başladı.

Ozon Tabakası’na zarar veren CFC ve onların yerini alan HFC’lar genel olarak soğutucu üretiminde ve itici gaz olarak basınçlı kutularda kullanım alanlarına sahip. Özgül ağırlığı en büyük gaz olarak bilinen (şu videoyu izlemenizi tavsiye ederim)  SF6 elektrik alanında kullanılıyor.

Yukarıdaki grafikte ortalama sıcaklık, atmosferdeki CO2 derişimi ve güneş lekesi sayıları karşılaştırılıyor. Güneş etkinliğiyle, ortalama sıcaklığın belli bir tarihe kadar ilişkili olduğu görülüyor. Fakat demin bahsettiğim gibi 1960′tan sonra bu ilişkiyi görememeye başlıyoruz.Bu elbette artık yıldızımız gezegen atmosferinin sıcaklığında etkili olamıyor demek değil. Fakat şekilde mavi renkte gösterilen sera gazı miktarının artışı artık çok daha etkili durumda. Öyle ki güneş etkinliğindeki düşüş sıcakta azalmaya sebep olamamış.

Belki etkinliğin azalmaya devam etmesi sıcaklık artışını belli oranda yavaşlatabilir veya düşmeye başlamasına sebep olabilir. Ancak sera gazı konsantrasyonunu şimdiden baskın hale geldi. Zaten güneş etkinliği bugün azalsa bile yarın mutlaka artacaktır. Dolayısıyla küresel iklim değişikliği konusunda Güneş, bel bağlanamayacak bir değişken. Sera gazı salınımıyla mücadeleye devam etmek gerekiyor. Bu mücadele bundan sonra gezegenbilim kapsamında burada daha çok yer bulacak, fakat bu yazı dizisi burada sona eriyor.

kaynak

wikipedia – greenhouse gas | youtube.com (SF6 için) | BOS AŞ. |

Temmuz 2nd, 2009 yapan astroturk

Yarın sabah II. Amatör Teleskop Yapımı Çalıştayı‘na katılmak için gidiyorum. Çalıştay bitene kadar sitede önceden hazırladığım iki yazı yayınlanacak sadece. Geldiğimde, mümkün olduğunca çok yazı, fotoğraf ve videoyla açığı kapatırım :)

Haziran 30th, 2009 yapan astroturk

101 yıl önce bugün, bu yazının yayına gidriği saatte,  Sibirya’da büyük bir patlama gerçekleşti.  10-15 kilotonluk dinamite eşdeğer güçte gerçekleşen patlama bölgesinde devrilmiş binlerce ağacın görüntüsü felaketin şiddetini gözler önüne seriyordu.

Geophysical Research Letters’da yayınlanan bir araştırmaya göre, Dünya’yı vuran şeyin bir meteor mu yoksa kuyruklu  yıldız mı olduğu konusundaki tartışmalar yeni bir boyut kazanacak. Araştırmanın lideri Michael Kelley “Dünya’ya 1908 yılında bir kuyruklu yıldız çarptığının kanıtı son derece güçlü” diyor .

Araştırmacılar kuyruklu yıldızın buzul çekirdeğindeki büyük miktarda suyun 2-boyutlu türbülans denilen bir süreçte aniden atmosfere karıştığını ileri sürmekte. Bu teori neden bir gün sonra binlerce kilometre ötede gece parlayan bulutların ( GPB; ing: NLC) oluştuğunu açıklıyor.

GPB’ler üst atmosferde 80 km yükseklikte bulunan bölgelerde oluşuyor. Bu onlara en yüksekteki bulutlar ünvanı kazandırmakta. Troposfer tabakasında oluşan diğer bulutlarsa 15 km yüksekliğin altında oluşuyorlar. GPBler bulundukları mezosfer tabakasında sıcaklığın -117 C değerini aldığı yaz aylarında görülmeye başlıyor.

Uzay mekiğinin eksoz bulutu, kuyruklu yıldızın etkisine benziyor. Bir uzay mekiği uçuşunda 300 ton su buharı atmosfere karışır. Bu su partiküllerinin Arktik ve Antartik bölgelerine taşındığı keşfedildi. Buralarda mezosfere inerek buluta dönüşüyorlar. Kelley ve çalışma arkadaşları Endeavour uzay mekiğinin (STS-118) 8 Ağustos 2007′deki fırlatılışından sonraki birkaç gün içersinde GPB olayı gözlemlemişler. Benzer bulut oluşumları 1997 ve 2003′teki fırlatmaların ardından da görülmüş.

Tunguska Olayı’nın ardından Avrupa ve özellikle 4.800 km’den daha uzak mesafede bulunan Biritanya’da gece göğü günlerce parıldamış. O zamanki görgü tanıklarının ifadelerinden, gökyüzündeki bu parıldamanın sebebinin NLC olduğu sonucuna varmışlar.

Araştırmacılar bu sonuçtan hareketle, giriş yaptığı anda içeriğindeki su atmosfere karışacak olan kuyruklu yıldızın, uzay mekiği ile benzer etki göstererek bu GPBleri meydana getirmiş olduğunu dolayısıyla da Tunguska’nın aktörünün su içermeyen bir göktaşı değil kuyruklu yıldız olduğunu iddia ediyorlar.

kaynak

tr.wikipedia.org/ | http://www.ucar.edu/news/ | fotoğraf: nightskyhunter.com, Martin M. Kenna’nin izniyle

Haziran 27th, 2009 yapan astroturk

Güneş’ten ve iklim değişikliğinden bahsetmeye başladık madem, devam edelim.

Salı (23 haziran) günkü Hürriyet gazetesinde, yeni çıkan bir kitap haberi vardı. Küresel Isınma ve Diğerleri ismli kitap Londra Üniversitesi anestezi uzmanı profesör Stanley Feldman ve Surrew Üniversitesi eski dekanı, biyokimya uzmanı  profesör Vincent Marks tarafından yazılmış. Kitapta, kutup ayıları ve penguenlerin nesillerinin tehlikede olduğu, Gulf Stream’in duracağı, Maldivlerin sulara gömüleceği ve tuzun zararlı olduğu gibi kötümser savlara karşı pembe tablolar çizen fikirler yer aldığı söyleniyor.

Kitaptaki iddialardan biri küresel ısınmada güneş etkinliğinin de payı olduğu. Kitabı okumadığımdan tam olarak  ne yazdığını bilemesem de farklı kaynaklardan özet olarak bunun söylendiği anlaşılıyor. Küresel ısınmaya müdehale eddemeyeceğimiz bir şeyin sebep olması ne kadar iyimser bir senaryo tartışılır. Peki bu ne derece doğru?

Bu sorunun yanıtını bulabilmek için öncelikle küresel ısınma olgusunu anlayabilmek gerekiyor.

ışık hüzmeleri Avşa üstüne vururken..

ışık hüzmeleri Avşa üstüne vururken..

Dünya atmosferine kadar gelen güneş ışınlarının bir kısmı daha ilk anda uzaya saçılır. Atmosfere girdikten sonra ise çeşitli yerlerde (bulutlar ve yeryüzü) yeniden yansıma ve saçılıma uğrar. Bunların dışında kalan ışınlar ise atmosfer ve yeryüzünce yutulur. Bu şekilde yutulan güneş enerjisi, daha sonra kızılötesi dalga boyunda uzaya geri yayılır.

Kızılötesi ışınım ile tutulan güneş enerjisinin çabucak geri yayılımını engelleyen, atmosferdeki moleküllerin, kızılötesi ışınları her yönde yansıtması. Bu şekilde uzaya yayılım yavaşlıyor ve böylece sıcaklık ani düşüşler göstermeyerek canlılık için uygun sınırlarda kalabiliyor.

Seraların cam duvarları ile aynı etkiye sahip oldukları için, yeryüzünden yayılan ısının uzaya kaçmasını engelleyen gazlara ( CO2, metan, su buharı vs. ) sera gazı, sebep oldukları etkiye de doğal sera etkisi deniliyor. Artan sanayi ile birlikte bu gazların (ve doğada olmayan bazı gazların) konsantrasyonlarında artış yaşandı ve sera etkisinin güçlenmesine sebep oldu. Bugün küresel ısınma olarak da tabir ettiğimiz küresel iklim değişikliğinin genel yapısı bu.

Sera gazlarının artışıyla sera etkisi güçleniyor. Peki güneşten gelen ışınlarda dolayısıyla da ısıda artış olursa, atmosferde tutulacak ısının artacağı (veya tersi) söylenebilir mi? Eğer öyleyse güneşteki değişimler küresel ısınmaya ne kadar etki ediyor?

Güneş lekeleri, güneşin aktifliğinin göstergesi ve güneşin çok uzun zamandır bilinen ve gözlenen bir özelliği. Öyle ki Antik Çin kayıtlarında dahi güneş lekelerin izine rastlayabiliyoruz. Düzenli kayıtlar ise 17. yy’dan beri sürüyor. Bu sayede son yüzyıllardaki güneş aktivitesindeki değişimleri biliyoruz.

Yukarıdaki grafik  yıllara göre güneş aktivitesini daha doğrusu güneş lekesi sayısını gösteriyor. Grafiğin sol kısmındaki boşluk Maunder Minimumu olarak bilinen dönemi gösteriyor. Bu dönemde gözlenen güneş lekesi sayısı oldukça az. Bu dönemin bir diğer ilgi çekici özelliği ise aynı zamanda Küçük Buzul Çağı’na (The Little Ice Age) denk gelmesi.

Küçük Buzul Çağı, 1250′lerde başlayıp özellikle Kuzey Avrupa ve Amerika’da sıcaklıklarda düşüşün gözlendiği ve en düşük sıcaklıkların 16. ve 17. yüzyıllarda hissedildiği iklimsel bir dönem. İlk kez iklimbilimci ve tarihçi olan François E. Matthes tarafından 1939′da ortaya atıldı.

Ortalama sıcaklıkların günümüzden 1-1,5 derece düşmesi, buzulların genişlemesine ve ağaç gelişiminin yavaşlamasına neden olmasının yanında çiftlik hayvanlarının ölümü, tarımın sekteye uğraması gibi olaylara sebep olarak insanlara kıtlık ve salgın hastalıklar gibi felaketler şeklinde yansımıştı.

Bu konu devam edecek..

kaynak

http://www.ucar.edu/learn/1_3_1.htm | science.nasa.gov | http://www.windows.ucar.edu/tour/link=/earth/climate/little_ice_age.html | http://www.dailymail.co.uk/sciencetech/article-1194589/Turkey-Twizzlers-GOOD-polar-bears-ARENT-dying-out.html | http://tr.wikipedia.org/wiki/Sera_gazlar%C4%B1 | http://tr.wikipedia.org/wiki/Sera_etkisi |

Haziran 26th, 2009 yapan astroturk

Birkaç istisnayı saymazsak, Türk medyasının bilimsel haberlere karşı yaklaşımı tam bir faciya. Bu haberleri yalnızca sansasyon yaratabilme kapasitelerine göre değerlendiriyorlar. Çoğu zaman da bilimsel gerçeklikten ve gazetecilikten uzak haberler ‘yaratıyorlar’.

Bunun son örneğinden Akşam gazetesi yazarı Mehveş Evin’in yazısıyla haberim oldu. Evin’in Basının Uzaylıları başlıklı yazısında, piyanist ve besteci Anjelika Akbar ile röportaj yapan Bugün gaztesinin Akbar’ın sözlerini çarpıttığı ve söylemediği sözleri sanki söylemiş gibi gösterildiği yazıyordu. Haberin kaynağı da kendisiyle röportaj yapılan Akbar.

Bugün’ün yazdıkları ve Akbar’ın söyledikleri (Evin’in yazısından)

1- Bugün’e göre babam, ilk uzay gemisini yapmış, haberim yok! Oysa babam, ilk uzay gemisini tasarlayan Korolyov’un müzesini kurdu demiştim!
2- Rusların, Ay’daki uzay şehri hakkındaki açıklamasını sadece duyduğumu söyledim, Bugün’de başlık ‘Uzaylılar Ay’ın karanlık yüzünde’ diye atıldı!
3- Bu konularla zannedildiği gibi ilgilenmiyorum. Asla hiçbir şey iddia etmiyorum. Gökyüzüne baktığım zaman evrende yalnız olmadığımız konusuna inananlardanım. O kadar!

Korolyovun, tasarımında rol oynadığı uzay araçlarından Sputnik I, uzaya yollanan ilk insan yapımı araç sıfatıyla uzay çağının başlangıcının simgesi.

Korolyov'un, tasarımında rol oynadığı uzay araçlarından Sputnik I, uzaya yollanan ilk insan yapımı araç sıfatıyla uzay çağının başlangıcının simgesi.

Akbar’ın babasının adına müze kurduğu Sergey Korolyov, Sovyet uzay programında kilit rol üstlendi. Uzay çağının başlangıcı kabul edilen ilk uydu Sputnik I’den, Soyuz’lara kadar, Sovyetlerin uzayla ilgili önemli başarılarında imzası var.

kaynak

Bugün | Akşam – Mehveş Evin | tr.wikipedia

Haziran 26th, 2009 yapan astroturk

ABD’nin Batı Virginia eyaletinde, aralarında NASA’nın iklimbilimcilerinden James Hansen ve ünlü aktrist Daryl Hannah‘nın da bulunduğu 31 kişi maden karşıtı bir protesto sonrasında gözaltına alındı. Protestocular arasında bir de emekli kongre üyesi Ken Hechler bulunuyor.

Eyaletin güneyi (Güney Batı Virginia) önemli kömür yataklarına sahip. Protestoya sebep olan maden işletmesinin amacı da kömür çıkartmak için bir dağın başını traşlamak!

Gözaltına alınan İsveçli aktristi, Tarantino‘nun Kill Bill filminden hatırlayanlar çıkabilir. İklimbilimci James Hansen’i tanıtmak gerekirse, kendisi NASA’nın Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü‘nü yönetiyor ve aynı zamanda Coloumbia Üniversitesi’nin dünya ve çevre bilimleri bölümünde profesör.

60′ların sonu ve 70′lerin başında Venüs atmosferi üzerinde çalışan Hansen, Venüs’ün sıcak yüzeyinin, atmosferinde bulunan aerosollerin gezegenin içenerjisini tutmasının bir sonucu olduğunu öne sürmüştü. Daha sonra yapılan araştırmalarda, Venüs atmosferinin birkaç milyar yıl önce Dünya’nınkine şimdikinden daha çok benzediğini ve  yüzeyinde çok miktarda sıvı su bulunduğunu, fakat bu suyun buharlaştıkça sera etkisini arttırıp, sonuçta daha fazla suyun buharlaşmasını sağlayarak kontrolden çıkan sera etkisine (runaway greenhouse effect) neden olduğuna dair teoriler ortaya atıldı

Hensen’ın sera etkisine olan ilgisi yalnızca Venüs atmosferiyle sınırlı kalmadı. Sonraki yıllarda Dünya atmosferinde bu olguyu inceledi.

1988 yazında artan sıcaklık nedeniyle ABD’de ekinler zarar görüyor, ormanlar yanıyordu ve Mississippi nehri mavnaların geçemeyeceği kadar kurumuştu. Herkes havadaki bu anormalliğin nedenini merak ederken, James Hansen kongrede fosil yakıt tüketimine bağlı olarak artan sera gazı yoğunluğunun, sera etkisini güçlendirerek sıcaklıklarda artışa neden olduğunu anlatma fırsatı buldu. Bu olay iklimbiliminde dönüm noktasıydı. Sonraki 20 yıl boyunca sera gazları, küresel ısınma ve küresel iklim değişikliği gün geçtikçe hayatımıza daha fazla girdi. Tıpkı artan sıcaklıklar gibi.

Bir iklimbilimciyi, diğer bazı tanınmış kişilerle beraber protestolara katılmaya itense, yüzey madenciliğinin bir dağı hedef alması. Söz konusu madende kömür cevherini çıkartmak için yeraltına inen tüneller açmak yerine, dağın doruğu yüzeyden kazılacak. Kazıyla ortaya çıkan kömür, toprak ve kayalardan ayrılarak piyasaya sürülecek. Tabi bu sırada dağın doruğu yok olacak!

Yukarıdaki örnek protestocuların karşı olduğu şeyi gösteriyor. Dağın tıraşlanmasına karşı olanlar kampanyalarını bu senenin başında başlattılar ve ilk eylemleri için maden alanındaki araçlara kendilerini zincirleyip maden karşıtı afişler astılar. Protestolarını, Obama yönetimini dağların bu şekilde zarar görmesini engellemeye ikna edene kadar sürdürme  niyetindeler.

Fakat protestocular protesto edilemez diye bir kural yok. Maden karşıtları protestolarını sürdürürken, biraz ilerlerinde madenciler, aileleri ve endüstrinin destekçilerinden oluşan birkaç yüz kişilik kalabalık da onları protesto ediyordu. Maden destekçilerinin sloganlar, motosiklet motoru sesi, arabalarda çalınan şarkılardan oluşan gürültüsünce sıklıkla bastırılan konuşmasında Hansen şunları söyledi: “Sera gazı emisyonlarını gelecek 20 yıldan önce düşürmeliyiz.. nereden başlamalısınız? Dağ başı traşlama halkın kömür ihtiyacının sadece yüzde 7’sini sağlıyor ve tehlikeli bir uygulama.. doğru olanın yapılması için baskıyı arttırmalıyız.. başkan Obama umudu sürdürüyor fakat tavizlerin politik gerçeklerinin üstesinden gelebilmek için bizim yardımımıza ihtiyacı var”

kaynak

wvgazette.com | worldwatch.org |

Haziran 22nd, 2009 yapan astroturk

Güneşimiz uzun süredir, alışılmamış bir sukunet içersinde. Uzun süren solar minimum döneminde çok az güneş lekesine rastlandı. Tabi bilim insanları bu durumun nedenlerini ortaya çıkartmaya çalışıyorlar. Bir süre önce science.nasa.gov adresinde, lekelerin normalden seyrek görülmesine dair bir makale yayınlandı. Türkçesine gökyüzü.org‘dan ulaşmak mümkün.

Bu sırada güneş yavaş yavaş hareketleniyor gibi: Güneş yüzeyinde iki yeni leke görüntülendi. Alttaki fotoğraf Kophenag’dan Jacob Bassøe tarafından çekilmiş. Her zamanki gibi spaceweather.com adresinde birkaç fazladan örnek daha mevcut.

Yıllar önce güneş lekelerini gözlemek için basit bir dürbün düzeneği hazırlamıştım. Küçük bir monoküler ve onun yansıttığı ışınların güneş ve lekelerinin görüntüsünü oluşturduğu ‘ekran’dan oluşuyordu. Güneş etkinliğinin azalmasıyla beraber kısa görev süresine rağmen emekliye ayrıldı ve bir köşede parçalandı ne yazık ki. Fakat bu yaz -güneş etkinliğinin de artacağını umarak- yeni ve daha iyi bir leke gözlem aracı yapmayı planlıyorum. Yaz içersinde birkaç yazı kısmetse yeni yapacağım bu aletin planlaması, yapımı ve onunla gerçekleştirdiğim gözlemlerle ilgili olacak.

Haziran 7th, 2009 yapan astroturk

Türkiye’deki medya, olmadık şeylerden sansasyon yaratma peşinde koşa dursun (NASA kıyametin tarihini verdi haberleri), biliminsanları önümüzdeki güneş döngüsünün, 70 yıllık süreç içersindeki en zayıf döngülerden biri olacağını tahmin ediyor.

Güneş döngüsü, güneş etkinliğinin artıp (solar maksimum) azaldığı  (solar minimum) 11 yıllık periyotları ifade eden bir terim.  Güneşteki etkinlik arttıkça, yıldızın manyetik alanındaki etkinlik de artıyor [üstte]. Manyetik hareketliliğin güneş koronasında sıcaklığı arttırmasıyla da güneşten uzaya madde püskürmesini sağlayan güneş fırtınaları oluşuyor [altta]. Bu fırtınalarda büyük miktarda, yüklü parçacık uzaya saçılıyor. Daha az etkinlk, daha az fırtına demek.

Yüklü parçacıkların rotası Dünya ile kesiştiğinde, gezegenimizin manyetik alanı sayesinde parçacıklar manyetik alan boyunca Dünya’dan uzaklaşıyor, küçük bir kısmı ise kutuplarda atmosfere giriş yaparak kutup ışıklarının oluşmasını sağlıyor.

Ne yazık ki manyetik alanın koruyamayacağı fırtınalar da mümkün. Geçmişte iletişim ve elektrik alt yapısında küçük çaplı hasarlar veren bu tarz fırtınalardan daha büyükleriyle karşılaşırsak, daha büyük zarar görmemiz mümkün. Geçtiğimiz aylarda kopan “NASA kıyamet gününü açıkladı” fırtınası da, sansasyonel haber arayan medyanın, New Scientist dergisindeki olası bir felaketin nelere mal olabileceğine dair bir kurgusunun, gerçekmiş gibi ve çarpıtılarak kullanılmasıyla oluştu. Daha az etkin güneş, daha az güneş fırtınası demek olduğu için, böylesi bir ihtimal de azalmış oluyor doğal olarak.

Güneş’in etkinliğiyle doğrudan ilişkili olduğu için, güneş lekeleri yıldızın etkinliğini ölçmek için gösterge olarak kullanılıyor. Güneş lekeleri 18. yy’dan bu yana gözlemlenip kayda alınıyor. O zamandan günümüze lekelerin görülme ortalamasına bakılarak 23 döngü belirlenmiş [aşağıda]. Şu an 24. güneş döngüsünün başındayız ve güneş şimdilerde neredeyse lekesiz; ama bunun çok uzun sürmeyeceği tahmin ediliyor. 9 Mayıs günü Güneş’i gözlemleyen STEREO uydusu 24. döngünün ilk hareketliliğini saptamıştı.

Güneş Döngüleri

Güneş etkinliğinin azalacağı tahmin edilse de güneş fırtınaları ve onlardan korunmakla ilgili çalışmalar durmuyor. Biliminsanları maket astronotlar üzerinde yapacakları testlerle, gerçek astronotların güneş fırtınalarından nasıl etkilenebileceğini öğrenmeyi umuyor.

1972 yılında Apollo astronotları potansiyel bir afetten kıl payı kurtulmuşlardı. 2 Ağustos’ta, büyük ve kızgın bir güneş lekesi ortaya çıkmış ve bir haftadan uzun süre boyunca defalarca fışkırmalar meydana gelmişti. Bu fışkırmalar güneş proton ışınımından oluşan bir yaylım ateşiydi gibiydi ve şans eseri olay Apollo 16 ve 17 görevlerinin arasında bir zamanda gerçekleştiğinden,  astronotlar bu fırtınaya yakalanmadılar.

Araştırmacılar, fırtınanın astronotların Ay’da olduğu bir zamanda gerçekleşmesi durumunda neler olabileceğini merak ediyorlar. Dünyayı bu tür güneş fırtınalarından koruyan manyetik alanın dışında görev yapacak, dolayısıyla tehlikeyle yüzyüze gelecek astronotları korumak için fırtınaların etkileri bilinmek zorunda.

Bu nedenle NASA ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA) dünya üzerinde sahte güneş fırtınaları oluşturup etkilerini sahte astronotlar üzerinde gözlemlemek üzere bir çalışma yürütüyorlar. Bu çalışma için aşağıda fotoğrafı görülen bir astronot maketi üretmişler.

Zavallı Matruşka güneş rüzgarlarıyla boğuşacak !
Zavallı Matruşka güneş rüzgarlarıyla boğuşacak !

İçersinde bulunan küçük tüpler kan hücreleri ile doldurulmuş durumda olan bu maket,  yapay güneş fırtınasına maruz bırakılıyor. Daha sonra yüksek enerjili yüklü parçacıklara maruz kalan kan hücrelerinde meydana gelen bozulmalar incelenerek lösemi ve diğer kanser türlerinin oluşma riski ortaya çıkarılmaya çalışılıyor.

Deneylerde hücre DNA’larının radyasyondan ne kadar etkilendiklerini saptayabilmek için gerçek kan hücreleri kullanılıyor. Proton radyasyonu DNA molekülündeki bağları kopartarak zarar verebilir. Hücreler genelde bu kopmaları tamir edebilirler ancak kısa periyot içersinde gerçekleşen birçok kırılma tamir edilemez olabilir. Bu durumda en iyi ihtimalle hücre kendini yok eder. En kötü ihtimal ise hücrenin kontrolsüz şekilde çoğalarak kansere dönüşmesi.

Matroshka (Matruşka) Deneyi adı verilen deneyin sonuçları, araştırmacılara 1972 tarzı güneş fırtınalarına karşı, astronot giysilerinde ne kadar koruyucu olması gerektiği hakkında fikir verecek.

Biliminsanları olası güneş fırtınalarının etkileri üzerinde çalışa dursun, güneş parçacıklarının Mars’ta dahi yapılan çalışmaları etkilediğinden şüpheleniyor. NASA’nın Mars Rezonans Yörünge Aracı, kozmik ışın veya güneş kaynaklı parçacıklarla karşılaşması sonucu güvenli moda geçti. Perşembe sabahı beklenmedik bir şekilde bilgisayarı kendini yeniden başlatan uzay aracı, yer kontrolörlere veri yollamaya devam ediyor.

Mars Rezonans Yörünge Aracı

Mars Rezonans Yörünge Aracı

NASA’dan bildirildiğine göre araç 23 Şubat günü de benzer bir güvenli mod olayı yaşamış. Aracın kozmik ışınlar veya yüklü güneş parçacıklarına yakalanması sebebiyle, güç dalgalanması yaşadığı bunun da bilgisayarın kendisini yeniden başlatmasını tetiklediği tahmin ediliyor.

kaynak: science.nasa.gov – New Solar Cycle Prediction | science.nasa.gov – Fake Astronaut Gets Hit by Artifical Solar Flaregokgunce.blogspot.com | tr.wikipedia.org | gokbilim.com | msnbc.msn.com/id/31112325/